Küresel Sistemin Maşası Olarak Darbeler

Mehmet Alkış
Mehmet Alkış

Son yüzyılda Batı dışı ülkelerde; adı, tarihi, sorumluları ve planlayıcıları bilinen beş yüz civarında darbe gerçekleşmiş bulunuyor. Buna göre, en çok darbeye Afrika kıtasında bulunan ülkelerin maruz kaldığı anlaşılıyor. Tamamı elli dört ülkeden oluşan Afrika’da, kayıtlara geçen yüz elliyi aşkın darbe gerçekleştiğine bakılırsa, ülke başına düşen darbe sayısı, ortalama üçtür. Darbe olarak adlandırılmayan pek çok müdahale ve bitmez tükenmez iç savaşların aynı amaçla ve aynı güçler tarafından planlandığı düşünülürse konunun boyutu ve vahameti daha iyi anlaşılır.

Amerika kıtasında bulunan ülkeler bakımından durum üç aşağı beş yukarı Afrika’dan farksızdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada dâhil bu kıtadaki bütün ülkeler, Afrika’dakilere benzer süreçlerden geçmiştir. Halen sömüren sömürülen ilişkisi şekil ve form değiştirmiş olarak devam ediyor. Bir farkla: Avrupa ülkelerinin yerini alan ve misyonunu üstlenen Amerika Birleşik Devletleri artık işi tek başına götürüyor

Küresel sistem; yeni gelişmeler karşısında egemenliğini ve çıkarlarını sürdürmek üzere yeni politikalarının önünü tıkayanları ortadan kaldırmak için her yolu meşru saydığından, ihtiyaç duyduğu hallerde zora başvurmaktan geri durmamıştır. Bunun için; “İyilikle yapmazsan zorla yaptırırım” deyişindeki mantığı işleterek dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce darbe gerçekleştirmiş ve isteklerini zor kullanarak kabul ettirmiştir.

“Bağımsızlık Savaşları” adı altında dünyadaki sömürgeler arasında gelişen sürecin, aslında sömürgeci güçlerin planladığı bir operasyon olduğu, sonuçlarına bakarak anlamak mümkündür. Bu operasyona işgalin maliyetinden kurtulmak ve tepkiye muhatap olmamak için başvurduklarında kuşku yoktur. Zira doğrudan asker ve yönetici bulundurmaktansa yerel işbirlikçileri kullanarak sömürüyü devam ettirmenin getirisinin daha fazla olduğunu fark ettiler. Zaten; ekonomi, siyaset, hukuk, eğitim, dış ilişkiler, güvenlik gibi temel alanlar başta olmak üzere sistemi tümüyle denetimi altında tuttuklarından her hangi bir kayıpları da söz konusu olmamıştır. Darbelere, sadece bu ülkelerde rastlanması, egemenliği ve nasıl sürdürdüklerini yeterince açıklıyor.

Öte yandan; sömüren ve sömürülen ülkelerin sayısı arasındaki büyük fark, küresel sistemin varlığı, yapısı, gücü ve operasyon kapasitesini ortaya koyan önemli bir göstergedir. Dünyadaki iki yüz sekiz (208) ülkenin içinde sömürgecilerin sayısı yüzde beş gibi bir orana tekabül etmektedir: İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, ABD ve Rusya… Kabaca ifade edecek olursak, dünyadaki iki yüz ülkeyi, on ülke sömürmektedir.

Çoğunluğu Müslüman olan Asya’da ve Ortadoğu’da, sömürgecilik, diğer bölgelere oranla daha geç başlamıştır. Bunun nedeni, tarihin her döneminde başında dini ve siyasi birliği temsil eden halifenin bulunduğu bir yönetime bütün Müslüman ülke ve halkların bağlı olmasıydı. Sömürgeci güçler, blok halinde varlığını sürdüren İslam ülkelerini diğerleri gibi kolayca ele geçiremediler. Bu, ancak, birliğin parçalanması ile mümkün olabilirdi. Nitekim bu amacı gerçekleştirmeye yarayacak projeleri uygulamaya koydular

Milliyetçilik/ırkçılık başta olmak üzere Fransız İhtilali ile öne çıkan fikir ve kavramlardan oluşan projelerin İslam Dünyasında yaygınlaşmasını sinsice teşvik ettiler. Böylece; etkin konumdaki birçok devlet adamı, asker, akademisyen ve entelektüelden oluşan ve giderek genişleyen bir halka bu fikirlerin yılmaz savunucuları haline geldi. Islahat Hareketleri, Tanzimat, Meşrutiyet ve İttihat Terakki döneminde yönetici elitin içinde Batı’ya zihinsel bağımlılık hızla arttı. Tanzimat, Meşrutiyet, 31 Mart Vakası gibi ilk darbe örneklerini bu Batıcı ekip hayata geçirdi. Ardından İttihat ve Terakki’nin gözü dönmüş kadroları, darbeciliği tek geçerli yöntem haline getirerek yönetime el koydular ve koca imparatorluğu Batı’ya adeta peşkeş çektiler. Gözlerini kırpmadan ihanete varan uygulamalara giriştiler. İslam Birliğinin parçalanmasında en büyük rolü oynayarak Batı’nın yüzlerce yıllık rüyasını gerçeğe dönüştürdüler.

Avrupalıların “Coğrafi Keşifler” adıyla 15. Yüzyılda dünyada başlatıp yaygınlaştırdığı sömürgecilik, İslam Dünyasına ancak beş yüz yıllık bir gecikmeyle bu sürecin sonunda girmiş oldu. Müslümanların, Halifelik sayesinde örgütlü bir yapıya sahip olarak birlik halinde yaşamaları sömürgeciliğe karşı beş yüz yıl direnmelerini sağlamıştır.

Birliğin parçalanması ve dağılmasının ardından Müslüman Ahali, elde kalan topraklara canını dişine takarak bağımsızlık savaşı ile sahip çıktı. Ancak, İttihatçı gelenek içinde yetişen ve aynı zihniyete sahip kadrolar, aynı darbeci yöntemi kullanarak halkın iradesine rağmen yönetime bir kez daha el koydular. İttihat ve Terakki’nin yaptıklarına çok benzeyen bir uygulamayla; savaş meydanında kanla elde edilenleri, sözde barış masasında işbirliği yaptıkları Batılı sömürgecilere terk ettiler.

En önemlisi; Osmanlı sistemini tümüyle ortadan kaldırarak yerine Batı’nın, yani sömürgecilerin dayattığı ulus devlet modelini geçirdiler. İttihatçılardan miras aldıkları yöntemi kullanarak peş peşe giriştikleri darbeler ile bir yıllık kısa bir zaman içinde yeni sistemi hayata geçirdiler. Halifelik başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlara son verdiler.

Türkiye, darbelerle tahkim edilen ve korunan dolaylı sömürgeler arasına katıldı.

Öte yandan; dayatmalarla ve toplumun iradesini dışlayarak kurulan ve sürdürülen yeni düzene karşı biriken tepkilerin etkili bir muhalefet olarak dışa vurduğu her aşamada darbelerle toplum baskı altına alınıp sindirildi. İşbirlikçi modern etno seküler devlet, küresel güçlerin çıkarını, kendi toplumunun çıkarının üstünde tutarak varlığını sürdürdü.

Sonuç olarak, ortaya şu yalın gerçek çıkmıştır: Batı’nın Haçlı seferleriyle başlattığı İslam Dünyasını işgal ve sömürgeleştirme hareketi, her defasında Müslümanların birliği sayesinde geri tepmiştir. Günümüzde de bu açgözlü vahşi sistemi durduracak yegâne güç, imkân, potansiyel ve birikime sadece İslam’ın sahip olduğu açıktır. Batı’yla aynı kök paradigmadan beslendikleri için dünyadaki diğer muhalifler, gerçek bir alternatif olamazlar. Düşünsel, felsefi, dini ve ideolojik akrabalıkları buna engeldir.

Küresel aktörlerin tehlikeli ve riskli görerek İslam’a ve Müslümanlara nefes aldırmamasının altında yatan neden, tek alternatif olmasıdır. Bundan dolayı; İslam’ı hem dışarıdan hem içeriden çok yönlü saldırılarla etkisizleştirmek için yoğun çaba harcıyorlar. Yıpratarak, yozlaştırarak, öcüleştirerek, tahrif ederek, şiddetle özdeşleştirerek, olduğundan farklı göstererek İslam’ın iddialarını geçersiz kılmanın hesaplarını yapmaktan bir an geri durmuyorlar. Varlıklarını sürdürmenin buna bağlı olduğunu biliyorlar.

Bu bağlamda; Ilımlı İslam projesi için kullandıkları Müslüman kimliği taşıyan bir grup üzerinden neler yapmak istediklerini son darbe girişimiyle bir kez daha yakından görme fırsatı bulmuş olduk. İslam’ı kullanarak küresel sistem adına tetikçiliğe nasıl soyunduklarını, efendilerini razı etmek için her şeyi meşru görerek bütün değerleri nasıl çiğnediklerine bu vesileyle şahit olduk.

Hiç kuşkusuz, zihinsel bağımlılık; en yaygın, en kalıcı, en riskli, en yozlaştırıcı, en etkili, en kişiliksizleştirici, özgürlüğü yok edici bir hastalık ve bataklıktır. Denilebilir ki; sömürgecilik ve emperyalizm, yeryüzündeki insanların çoğunluğunu, öncelikle zihinsel olarak köleleştirerek sömürülmeye elverişli hale getirmiştir. Birçok alanda olduğu gibi zihinsel bağımlılığın da küreselleşerek çok tehlikeli ve riskli bir boyut kazanmasına zemin hazırlamışlardır.

Öyle ki; söz konusu bağımlılıkla hareket edenlerin, darbe gibi en kirli tezgâha başvurup ortalığı kana buladıklarını, dindaşlarını katlettiklerini gördük.

Zihinsel bağımlılık içinde bulunanların kendi toplumuna, inançlarına, değerlerine küresel güçler adına amansız bir savaş yürüttüklerine bu vesileyle bir kez daha şahit olduk.

Öyleyse, yapılması gereken en önemli şey, bu bağımlılığı ortadan kaldırmak için seferberlik başlatmak olmalıdır.

- İslami Analiz, Mehmet Alkış tarafından kaleme alındı
https://islamianaliz.com/makale/7478043/mehmet-alkis/kuresel-sistemin-masasi-olarak-darbeler