Suudi Arabistan’a biçilen rol

İslam Özkan
İslam Özkan

Suudi Arabistan’ın bölgesel liderliğe soyunan rolüne bir son verilmeli. Zira petrolün ve sermayenin gücüyle yaratılan suni, arka planı dolu olmayan, hakiki dinamiklerden yoksun bu liderlik rolü, Suud’un üzerinde oldukça iğreti duruyor. Bölgede gerçek bir liderlik rolü üstlenilecekse bunu Suud’un yapmayacağı kesin. Gerçek dinamiklere sahip başka ülkeler var. Suud biraz da ABD’nin zorlamasıyla, direniş eksenine karşı bir kutup oluşturmak için var edilmiş bir güç imajı veriyor; hâlbuki Suudi Arabistan’ın ne savaşma gücü var ne de ciddi bir liderlik altyapısı var.

Sonra neden bölgesel liderlik rolüne bu kadar atıfta bulunuluyor? Bunun arkasında dünyadaki küresel güçlerin dayattığı bir durum olmasın sakın? Liderlik yerine neden Arap ve İslam coğrafyasındaki ülkeler, savaş ve çatışma olmaksızın bir arada var olmanın yollarını aramıyorlar? Birilerinin illa ki çobanlık mı etmesi gerekiyor?

Öyle görünüyor ki buradaki amaç tamamen başka. Başta ABD olmak üzere küresel güçlerin politikalarını bölgede uygulayacak, onlara benimsettirecek güçlü ülkelere gereksinim duyuluyor. Bu ülkelerin politikalarının ABD ve müttefikleriyle uyum arz etmesi gerekiyor. Yoksa neden liderlik edecek bir güce ihtiyaç duyulsun ki? İlla ki koordinasyon, işbirliği gerekiyorsa zaten bu amaçla kurulmuş birçok kurum mevcut. Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Petrol ve enerji alanındaki ilişkileri düzenlemek için kurulmuş olan OPEC, ayrıca Afrika Birliği, Bağlantısız Ülkeler Hareketi, D-8 gibi birçok örgüt bu alanda faaliyetlerini sürdürüyor.

Burada hedeflenen öyle görünüyor ki Müslümanların kendi başlarına bırakılmamaları. Model olarak sunulma adı altında belirli tercihler başka ülkelere dayatılıyor. Ben Türkiye’nin de İran’ın da model ülke olarak dayatılmasına karşıyım. Neden model ülke olsun ki? Her ülkenin kendi koşulları, coğrafi yapısı ve özellikleri var, ve bunlar diğer ülkelerden farklı. Sadece başka ülkelerin deneyimlerinden faydalanılabilir. O kadar. Hatırlayın Arap İsyanlarından önce Türkiye bütün Arap ülkelerine model olarak sunulmak isteniyor hatta Batılı basın yayın organları bunu her gün teşvik eden yazılar yazıyordu.

Türkiye’nin tecrübelerinden, yaşadığı tarihsel deneyimlerden yararlanmak son derece mantıklı ve mümkün. Ama model olarak görmek başka bir şey. Nitekim Arap isyanlarından sonra Türkiye’nin Arap dünyasına model olacağına ilişkin sesler iyice kısıldı, ne Arap ne de Batı dünyasından kimse Türkiye modelinden bahsetmiyor artık. Bu, üzerinde durulması gereken bir nokta. Dün, Türkiye modeline sürekli vurgu yapanlar, Türkiye’yi Arap dünyasına pazarlayanlar bugün neden bundan vazgeçtiler, bu ülkeyi yönetenlerin bunun üzerinde durmaları gerekiyor.

Üzerinde durulması gereken bir başka konuysa Türkiye’nin köklü tarihine, anayasal düzenine ve Batılı ülkelerle olan bağına rağmen Batılıların Suudilerin bölgesel liderliğine su taşıyan bir rol ifa etmeleri. ABD ve Batı, durup dururken hiç bir ülkeyi öne çıkarmaz. Suudilerle ABD arasında bir takım rahatsızlıkların olduğu bir gerçek. Özellikle Suudiler, Katar ve Türkiye ile birlikte ABD’ye kızgınlar. Bunun nedeniyse ilk başlarda teşvik gördükleri Suriye konusunda ABD’nin son vuruşu yapmaktan imtina etmesi.  Suudilerin özelindeyse nükleer 5+1 görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanması kızgınlığın en büyük nedeni. Ancak Suudilerin ABD’yle yaşadığı kriz, ontolojik bir kriz değil. Suudiler, ABD ile yıllarca uyumlu bölgesel politikalar izlemelerinin karşılığının bu olmasına itiraz ediyorlar. Yoksa ABD’nin bölgesel politikalarına, Filistin sorunundaki aymaz tavrına, ihlallerine yönelik itirazdan kaynaklanan bir sorun söz konusu değil.

Suudiler, bunun için kendi bölgesel liderliğinin Amerikan hegemonyasını tahkim edecek şekilde işlevsel hale getirmesi için her şeyi yapmaya hazır. Bunu alabilmek için bölgeyi ateşe verecek projelere imza attılar, siyonistlerle işbirliği yapmaktan çekinmediler. Özellikle Wikileaks belgelerine bakıldığında konuya ilişkin onlarca belgenin yer aldığı görülecektir. Sadece bu da değil. Özellikle siyonist yetkililerin basına açık bir şekilde yaptıkları bir dizi açıklama, Suudilerin siyonistlerle ne kadar içli dışlı olduklarını göstermesi açısından oldukça ilginç. İsrail iç İstihbaratı olan Shin Bet’in bir numarası Amy Ayalon’un CNN’de Charlie Rose’la birlikte yaptığı programda yaptığı açıklamalar,[i] Benyamin Netanyahu’nun son Davos zirvesinde Suudilerle ilişkilerin gayet iyi gittiğine ve bölgesel gelişmelerin tarafları bu yönde zorladığına dair verdiği demeç,[ii] ayrıca Enver el Işki ile Siyonist rejimin Dış Politika direktörü Dore Gold’la birlikte düzenlediği toplantı sırasında yaptıkları açıklamalar bütün bu çabaları gözler önüne seriyor.[iii] Netanyahu’nun ifadeleri oldukça çarpıcı:

Suudi Arabistan, kendisini tehdit eden İran ve IŞİD faktörleri nedeniyle, İsrail’in bir düşmandan çok bir dost olduğunu anladı.[iv]

Suudi Arabistan’la İsrail ve Türkiye ile de her iki ülke arasındaki yakınlaşma Amy Ayalon’un 2012 yılında ortaya koyduğu ve başta ABD olmak üzere bölgesel güçlere, İran’a karşı bir öneri olarak sunduğu Sünni Koalisyon perspektifine oldukça oturuyor.

Türkiye’nin de bölgesel gelişmeler bahane edilerek Suud ve İsrail’le birlikte hareket etmeye itildiğini, özellikle de İslamcı demeye dilimizin varmadığı bazı kesimler tarafından ülkemizde bunun meşrulaştırılmaya ve teorik alt yapısına ilişkin çerçevenin oturtulmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu amaçla İran tehdidi olabildiğince köpürtülüyor, Suriye meselesi öne sürülerek Suudilerle ittifak meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Arap dünyasına oryantalistçe yaklaşan,  kulaklarına üflenen bütün haber ve yaklaşımları aynen aktaran bu kara propaganda çeteleri Suudi Arabistan’ın bu bölgesel rolüne zemin hazırlayacak yaklaşımlar serdedebiliyor. Türkiye’nin liderliğine hizmet böyle mi olur? Millilik bunun neresinde? Bu sözde yazar kesimlerin Suudi-İsrail eksenine oynamaları, Türkiye yerine Suudilerin bölgesel liderliğine hizmet etmeleri bu kesimlerin ne kadar milli olduklarını göstermesi açısından çarpıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor.

Türkiye fiilen olmasa da potansiyel olarak bölgesel liderliğe Suudilerden çok daha layık. Gerek coğrafi olarak taşıdığı tarihsel-kültürel hinterlandı ve bu hinterlandın bugünün İslam dünyasının gerçeklerine daha çok yanıt verebilme potansiyeline sahip olması, Türkiye halkının büyük bölümünün bağlı olduğu Maturidiliğin İslam ittihadında köprü görevi görebilme gücü, ayrıca Türkiye’de yaşayan ciddi bir Alevi nüfusun Sünni ufkuna kattığı olumsallıklar... İşte bütün bunlar Türkiye’nin bölgede yıkıcı bir rol yerine yapıcı bir misyon üstlenmesini sağlayan şeyler.  Ancak kendilerine tahripkâr bir rol biçen yeni misyonerlerin sistematik biçimde Türkiye’yi savaşa sürükleyecek bir söylem içerisinde olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin son süreçte yaptığı hata, özellikle bu yeni misyonerlerin ve hayalperest-ittihatçı danışmanların da etkisiyle gücünün üstünde bir role soyunmasıydı. Yoksa Türkiye’nin Arap baharı öncesi oynadığı yapıcı rol,  her zaman bölgenin istikrarına ve barışına hizmet eden bir şey.

Bütün yapılanlar, aslında Türkiye’nin Müslümanları birleştirecek D-8 tarzı projelere yaklaşmaması ve Mısır’ın tarihsel rolünü üslenmemesi için... S. Arabistan bölgesel gelişmelere karşı son derece hassas olan bir ülkedir. Mısır’da M.Kardeşler’in kendisine uzun vadede bir tehdit sergileyeceğini düşündü ve hemen hareket geçti. Abdünnasır döneminde olduğu gibi Mısır’ın tarihi bir liderlik rolünü oynamasını istemedi. O yüzden Mısır’a vizyon katacak, onu ideolojik silahlarla donatacak, merkezi rolüne geri dönecek bir ülke olmak yerine sıradan bir ülke konumuna getirip liderlik iddialarından vazgeçmesini istedi, bu yüzden darbeyi destekledi. Abdülfettah Sisi de pasifliğiyle, iddiasızlığıyla, milli politikalardan ziyade dış projelere yatkınlığıyla bunun için en uygun kişiydi.

Dikkat edin Türkiye’nin bölge açılımından en çok rahatsız olan ülke Suudi Arabistan olmuştur. Arap Baharı’nda nisbi bir rol yerine getirmesini de dahi Suudiler hazmedememiştir. Tersine ise İran, Türkiye’nin Suriye dışındaki yapıcı rolüne itiraz etmemiştir. Zira Suud’un asıl amacı, İsrail’in güvenliğini sağlamak, bölgede bağımsızlıkçı, milli, kalkınmaya dayalı ve İslam ittihadını sağlayabilecek bütün oluşumların önünü kesmek, İslam düşüncesinin içerdiği zenginliğin kökenlerinin selefilik ya da vehhabilikle kurutulmasından başka bir şey değildir.

[i] https://www.youtube.com/watch?v=PxlN5NKv8so

[ii] http://www.jpost.com/Israel-News/Politics-And-Diplomacy/Netanyahu-Sunni-Arab-states-more-realistic-about-Israeli-Palestinian-conflict-than-EU-442351

[iii] https://www.youtube.com/watch?v=S7iteLdKXbk

[iv] Netanyahu said that "Saudi Arabia recognizes that Israel is an ally rather than an enemy because of the two principle threats that threaten them, Iran and Daesh," he said, using the Arabic acronym for Islamic State.

- İslami Analiz, İslam Özkan tarafından kaleme alındı
https://islamianaliz.com/makale/7477345/islam-ozkan/suudi-arabistana-bicilen-rol