CHP'nin İstanbul Sözleşmesi Sevdası Nereden Geliyor?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmalarda sık sık, iktidara geldiğimizde bir hafta içinde” İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceğiz, diyor. 7 Kasım 2021’de Gençlik Kolları Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, 11 Kasım 2021’de Antalya’da yaptığı Muhtarlar Buluşması’nda, evinden çekip sosyal medyada paylaştığı videoda “İstanbul Sözleşmesi’ni bir hafta içinde yürürlüğe koyacağız.” dedi. ABD Büyükelçisiyle yaptığı görüşmeden sonra, Mersin Mitinginde de aynı şeyi söyledi. En son ise Manisa’da katıldığı bir temel atma töreninde “ilk bir hafta içerisinde” sözleşmeyi geri getireceklerini tekrarladı.

Bildiğiniz gibi Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ni feshettikten sonra ilk tepkilerden biri doğrudan ABD Başkanı Biden’den gelmişti. Biden yazılı bir açıklama yapmış ve Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini “derin hayal kırıklığı” olarak değerlendirmişti. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri M. P. Buric de karar için “yıkıcı” ifadesini kullanmıştı. 

Daha önce Milli Gazete'deki bir yazımızda CHP’nin helalleşme çağrısının “devrim” olarak nitelenmesini ele almış ve helalin bir sınırı olduğunu söylemiştik. Şemseddin Günaltay döneminde bu sınırın 163. Maddeyle çizildiğini ifade etmiştik.

Şimdi önümüzde İstanbul Sözleşmesi var.

Bu basit bir konu değildir. Zaten basit olmadığı için ABD’den Avrupa’ya bütün liderler toplumsal cinsiyet savunucularının yanında durmakta, onları hibesiz bırakmamaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nin içerdiği ideolojinin başımıza neler getirdiği, getirmeye devam ettiği ve getireceği dikkate alınırsa, 163. Maddeyi öpüp başımıza koymak gerekir. İstanbul Sözleşmesi ve onun içerdiği ideolojiye “evet” demek Türkiye’nin geleneğini, geleceğini, tarihini, medeniyetini iptal etmek; insanımızın mayasını zehirlemek demektir.

Amacım İstanbul Sözleşmesi tahlili yapmak değil, bunu daha önceki pek çok yazımızda yaptık. Burada asıl sorulması gereken soru, CHP’nin, aynı masada oturduğu Saadet Partisi’nin duyarlılıklarını hiç umursamadan İstanbul Sözleşmesi’ni hararetle niçin gündemde tuttuğu; niçin bir iktidar olasılığı söz konusu olursa bu sözleşmeyi geri getirmeyi ilk yapılacaklar listesine yerleştirdiğidir?

*

Merhum Erbakan Hoca muhalefet yaparken “biz ve onlar” derdi; onların içine iktidarı da muhalefeti de dâhil ederdi. Bunu, ayrımcılık ve ötekileştirme yapmak için değil, Milli Görüş muhalefetinin “kayıkçı döğüşü” olmadığını anlatmak için yapardı.

Çünkü ömrümüz boyunca “iktidar-muhalefet” oyunundan çok çekmiştik. Kim gelirse gelsin, esasta bir değişme olmuyor; Amerikancılığımız/NATO’culuğumuz/AB’ciliğimiz tam gaz devam ediyordu.

Bunun en açık örneği 1950’li yıllarda yaşanmıştı.

Türkiye belki de o dönemde olduğu kadar hiçbir dönemde kutuplaşmamıştır. Zannediliyordu ki, CHP siyahsa, DP beyazdır. Zannediliyordu ki, DP hak ise, CHP batıldır. Kutuplaşma öyle bir noktaya gelmişti ki, köylerde CHP’lilerin gittiği camiye DP’liler gitmiyor; DP’lilerin gömüldüğü mezarlığa CHP’liler gömülmüyordu.

Halbuki kimsenin pek önemsemediği ama kaderimiz için çok hayati bir ortak noktası vardı bu iki partinin: İkisi de Batıcıydı; ikisi de Amerikancıydı. İsrail konusunda en küçük bir kafa karışıklıkları yoktu. Dış politikada CHP ne diyorsa, DP de aynısını tekrar etmişti. Öyle ki, 1950 seçimlerine girerken DP’nin seçim programında CHP’den ayrı düştükleri noktalar yazılıyor ama dış politika hakkında söylenecek pek bir şey olmadığı, önceki dönemlerin dış politika anlayışının devam ettirileceği vurgulanıyordu. DP’nin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü 14 Mayıs 1950 seçimlerinden hemen sonra, France Press’e verdiği röportajda aynen şöyle demişti: “Dış politikaya gelince, ittifaklarımıza, bilhassa İngiliz, Fransız, Türk ittifakına ve daha da kuvvetlendirmeye çalışacağımız sıkı Amerikan dostluğuna sadık kalacağız. Dış politikada hiç bir değişiklik yapılmayacaktır.” (Cumhuriyet Gazetesi, 17 Mayıs 1950).

Erbakan Hoca’nın “biz ve onlar” demesinin hikmeti buydu. O, trenin vagonlarıyla değil, rayların yönüyle meşguldü. Rayları ABD döşedikten sonra hangi vagonda ne yenilip, ne içildiğinin bir önemi yoktu. O, rayları söküp yeniden döşemek istemişti. Bunu da Türkiye’de en iyi ABD anladı. Başına ne geldiyse bundan dolayı geldi.

Şimdi sormamız gerekir: Muhalefet kimdir ve nerededir?

Türkiye’de kendisine muhalefet diyen partilere bir bakın!

AB’ci, ABD’ci, NATO’cu olacak ama kendinize muhalefet diyeceksiniz öyle mi?

Avrupa Konseyi’nin normlarını kabul edecek ama kendinize muhalefet diyeceksiniz öyle mi?

Kapitalist ekonomiye gıkınız çıkmayacak ama kendinize muhalefet diyeceksiniz öyle mi?

Kadının ve erkeğin kim olduğunu Avrupa’ya soracak ama kendinize muhalefet diyeceksiniz öyle mi?

İsrail’in varlığına boyun eğecek ama kendinize muhalefet diyeceksiniz öyle mi?

Keşke muhalefet, yapılan zamlara karşı çıkmak kadar kolay bir şey olsaydı!

Keşke muhalefet “yol-köprü” eleştirisi, “ağaç-beton” eleştirisi yapmak kadar kolay bir şey olsaydı!

ABD ve AB’nin onayladığı her muhalefet küresel statükonun bir parçası; ABD ve AB’nin onayladığı her iktidar, kendi halkının muhalifidir. Biz bu gerçeği sadece kitaplardan değil, yaşayarak öğrendik.

*

Sayın Kılıçdaroğlu ikide bir İstanbul Sözleşmesi’ni “ilk bir hafta içinde” geri getirme sözünü kime veriyor?

Bu sözle Kılıçdaroğlu muhalefet mi yapmış oluyor?

Soruyorum size: Siz kime, kim adına muhalefet yapıyorsunuz?

Eşinize ve çoluk-çocuğunuza nasıl davranacağınızın kurallarını Avrupa’dan ithal ettikten sonra özgürlükten, bağımsızlıktan, refahtan ve felahtan bahsedebilir misiniz?

Çocuklarınızın, gençlerinizin, kadınlarınızın ve erkeklerinizin fıtratını değiştirsinler diye tuğyan etmiş bir zümrenin hukukunu ülkenize davet ettikten sonra “nesil emniyeti”nden bahsedebilir misiniz? Nesil emniyetinden bahsedemiyorsanız, hangi emniyetten bahsedeceksiniz? Gelecekte çocuklarınız tanınmaz bir halde karşınıza çıktığında onlara ne diyeceksiniz? Doları düşürdük, ihracatı arttırdık mı diyeceksiniz?

İnsan sizin insanınız olmadıktan sonra bunların ne önemi var?

NATO’culuğunuz devam ettikten sonra, AB’ciliğiniz, ABD’ciliğiniz devam ettikten sonra; İsrail’in habis varlığına tek cümle söylemedikten sonra neyi değiştireceksiniz?

Bize “tarla köleliği” yerine “ev köleliği” teklif ederek muhalefet rolü oynayamazsınız.

Eğer bir siyasal parti, insanımızı şekillendirmeye dönük kuralları, kaideleri, ahlakı ve anlayışı Avrupa’dan ithal etmeyi vaat ediyorsa bize bağımlılık teklif ediyor demektedir.

Onlara verecek tek bir cevabımız vardır:

“Hadi ordan!” 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.