Yemen, Abdulhamit Gül!

26 Mart 2015’de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri öncülüğünde Yemen’e yönelik başlatılan Kararlılık Fırtınası Operasyonu binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın ise sakat ve aç kalmasına yol açtı.

Türkiye ve dünyadaki ana akım medya organlarına bir göz atarsanız, adı bile duyulmamış coğrafyalardan katliam görüntülerinin ekrana yansıtıldığını, günlerce kritiğinin yapıldığını görebilirsiniz. Ama tam bir insanlık dramına dönüşen Yemen’in adı sanı geçmez, çünkü orası kırmızı çizgidir. Dünya çapında ana akım medyanın köşe başlarını tutan mahfiller, ne zaman, ne şekilde ve hangi görüntüleri servis edeceğini çok iyi bilir,  psikolojik savaş taktiklerini maharetle kullanır. Ki, Türkiye’deki ana akım medyanın da dış haberleri bu servislerden aldığını önemle not etmek gerekir.

Yemen, yaklaşık 7 senedir işgal altında. Suudi Arabistan esasında Arap Baharı sürecinde parasıyla ve silahıyla aktif rol aldı. Ama ters etki ile “bahar” arka bahçesi Yemen’e sıçrayınca ve Yemen’in yalın ayaklı mazlumları ABD-İsrail uydusu Suudilerden kurtulmak isteyince olan oldu, Suudiler Körfez’deki işbirlikçilerini toparlayıp Yemen’in üzerine çullandı.

Bu süreçte bahsettiğimiz algı operatörü mahfiller hemen ‘İran destekli Husiler’  sloganını herkesin gündemine soktu. Böylece mezhebi önyargılara sahip olanlarımızı manipüle etmeyi başardılar. Oradaki mücadelenin ajandasına, önceliklerine, vaatlerine bakmamıza gerek bile yoktu, öyle ya etiketi yapıştırdık bir defa.

Oysa gerçekçi ve dahası Müslümana yaraşır bir adalet duygusu ile yaklaşsaydık, karşımızdaki manzarada üç beş aşiretin değil, milyonların olduğunu görebilirdik. Evet, “Amerika ve İsrail’e Ölüm” diyen, Filistin direnişini selamlayan, İslami ilke ve idealleri olan, hiçbir şiddet veya katliama bulaşmamış, kendi topraklarını Amerikan işbirlikçilerinden arındırmayı hedef edinmiş Şii, Şafii, Sufi milyonlarca Müslüman. Bunlar İran’lı, Irak’lı falan değil has be has Yemenli.

Karşı tarafta kim mi var? Kim yok ki? ABD, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Fransa, İngiltere, Hollanda ve daha niceleri.

İşte bizim bu ayrımı yapmamızı istemeyenler suyu bulandırıyor, Siyonist rejimin eski Başbakanı Netanyahu ile yeni başbakanı Bennett ile yarışırcasına ‘Yemen İran’ın işgali altında’ diye feveran ediyorlar.

Kimse kusura bakmasın; Yemenliler, ABD ve İsrail’e karşı ideolojik bir duruşu benimseyen İran İslam Devrimi’ne sempati duyabilir, bu onların en doğal haklarıdır. Ne yapsalardı, işbirlikçiliği seçip güle oynaya ABD ve İsrail ile ortak planlara mı imza atsalardı? Ülkelerini ABD ve İsrail üslerine mi açsalardı? Kavmiyetçilik ve mezhepçilik yapıp İslam coğrafyasında fitne ateşi mi yaksalardı? Ondan sonra da ‘Ey İran biz senle korkudan ittifak edemiyoruz, seni biz yalnızlaştırdık’ diye dürüst olmak yerine, ‘Bu İran var ya el altından ABD ve İsrail’le iş tutuyor’ yalanı ile gevrek gevrek gülseler miydi? Ne yapsaydı bu insanlar? Allah şahittir ki, Yemenliler bu saydıklarımızı yapsa “popüler bir İslami hareket” olur, biz de sosyal medyada liderlerinin fotoğraflarını profil profil gezdirirdik.

Müslümanlar olarak evvela Rabbimizin bize verdiği aklı kullanacağız, okuyacağız, öğreneceğiz ve denklemleri pür dikkat çözümleyeceğiz. İkincisi de ne olursa olsun adalet ile hareket edeceğiz. Bu ikisinden birinden mahrum olursak Yemenli, Suriyeli, Filistinli çocukların gözyaşlarını sittin sene de geçse silemeyiz.

Yemen meselesinde maalesef Türkiyeli Müslümanlar olarak iyi bir sınav veremedik. Kafalarımızı deve kuşu misali kuma gömdük. Çok acı katliamların yaşandığı Yemen için ya cılız sesler çıkardık ya da Ak Parti hükümetinin zillet dolu Yemen politikasına paralel olarak hiç ses çıkarmadık. STK’larımızın 81 il çapında, ısrarla kamufle edilmek istenen Yemen katliamlarına dair ayağa kalkması, inisiyatif alması ve sesini dünya kamuoyuna duyurması hayati öneme sahip.

Abdulhamit Gül’ün İstifası?

Milli Görüş kökenli Adalet Bakanı Abdulhamit Gül istifa etti. Bu istifaya dair de detaya girmeden birkaç hususun altını çizmemizde fayda var.

Abdulhamit Gül’ün uzun süredir Cumhur İttifakı’nın güvenlikçi politikalarının oluşturduğu hukuksuz atmosfere eleştirileri olduğu biliniyordu. Hatta bu istifanın ikinci istifası olduğu ifade edildi.

MHP’nin kabinedeki en güçlü temsilcisi olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile sırf bu yüzden bir cepheleşme ve gerilim yaşadı. Sonuç olarak görünen o ki, Abdulhamit Gül cephesi maalesef yenilgiye uğratıldı.

Ortaya çıkan bu tablo hiç de hayra alamet değildir. Abdulhamit Gül’ün tasfiyesi, Ak Parti’nin Cumhur İttifakı’nda MHP’ye verdiği en önemli tavizlerden birisidir.

Ülkemizde neredeyse 4 kişiden 3’ünün adalete güveninin kalmadığı bir zaman diliminde, düzeltmeye gidileceğine Abdulhamit Gül’ün “kellesinin alınması” kötürüm durumu daha da derinleştirecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Musa Duman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.