Varoluşsal Meseleler – Gündelik Sorunlar

Siyasal ufuksuzluğun/yoksulluğun/çürüme ve bunalımın; ahlaki ufuksuzluk/yoksulluk/çürüme ve bunalımın; entelektüel ufuksuzluk/yoksulluk/çürüme ve bunalımın, ekonomik ufuksuzluk/yoksulluk/çürüme ve bunalımın derinleştiği, kitleselleştiği, keyfi ve kişisel iktidarların-otokrasilerin sıradanlaştığı bir dünyada/zamanda ve toplumda yaşıyoruz. Böyle bir dünyada, zamanda ve toplumda insanlar, anlamların, dostlukların, bilgeliklerin diliyle olmaktan çok, nesnelerin-metaların diliyle, propaganda diliyle konuşuyor, iletişim kurmaya çalışıyor. Günümüz koşulları insanları ekonomik otomatlara dönüştürüyor. Her tür anlam ve bilgelikten yoksun gündelik varoluşlar, sadece maddi araçlara sahip olmayı amaç edindikleri için, bütün özgürlüklerden ve bağımsız tercihlerden feragat etmeyi göze alabiliyor.

Yalnızca maddi nesnelere-başarılara ulaşmak için mücadele eden, özgürlüklere ve özgünlüklere ihtiyaç duymayan günümüz insanının hayatından, güçlü-anlamlı-derinlikli sözcükler/tanımlar çekiliyor, bunların yerini propaganda sözcükleri alıyor. İnsani ilişkilerin yerini ideolojik ilişkiler ya da çıkar ilişkileri aldığında, bütün ahlaki değerler altüst oluyor. Hangi toplumda ve kültürde olursa olsun, dil yoksullaştıkça düşünce ve tefekkür hayatı da yoksullaşıyor. Bu tür toplumlarda sağ popülizm ve propaganda, derin bir idraksizlik biçimine dönüşebiliyor, radikal düşünürlerin yerini, moda düşünürler, profesyonel düşünürler alabiliyor.

Modernliğin, tarihi ve evrenselliği ele geçirmesiyle birlikte, yeryüzünde, modern tarih/kültür ve uygarlık dışında kalan bütün tarihler-kültürler ve medeniyetler, tarihin dışına sürgün edildiler. İdeolojik-ırkçı evrenselliğin otoritesi, ahlaki evrenselliği marjinalleştirdi. Dayatılan evrensellik, paylaşılan evrenselliği bütünüyle etkisiz kıldı. Yeni teknolojilerin ve bu teknolojilerin evrenselleştirdiği kültürün boğucu tahakkümü, özgün/bağımsız kültürlerin, bilginin ve medeniyetin tarihe dönüşünü imkansız kılıyor.

Sorumluluk almak, düşünmekle birlikte başlar. Düşünmeyen, akletmeyen, sorgulamayan bir toplum ve kültür sorumluluk alma yeteneğine sahip olamaz. Popülist-propaganda dili-söylemi-retoriğiyle hayata bir anlam kazandırılamaz.

Popülizm, konformizm, teslimiyetçilik, hareketsizlik, bağımlılık; yenilenmeye, arınmaya, özeleştiriye, yeniden başlamaya izin vermez. Popülizmi, statükoyu içselleştiren bir toplum ve kültür, bütün umut’lara ve umut alanlarına yabancılaşır. İnanmadan, düşünmeden, içerik üretmeden, eylemde bulunmadan umut etmek, hiçbir zaman hiçbir işe yaramaz. Kimden ve nereden gelirse gelsin, bütün dışlayıcı karşıtlıklar, önyargılar, taşralılıklardan kaynaklanır. Kabilecilikler, ırkçılıklar, milliyetçilikler ve mezhepçilikler, ahlaki ve adil bir evrenselliğe geçit vermezler. Bir toplumda ortak kaygı, ortak sorumluluk duygusu dumura uğramışsa, bu tür bir toplumda, bireysel anlamda iyi olmak hiçbir şey ifade etmez. Propaganda yoluyla varolmayı seçmek, ahlaki alandan ayrılmayı gerektirir. Otoriter popülizmler, toplumsal kriz zamanlarında yükselişe geçer. Dışlayıcı karşıtlıklar ve önyargılar, ortak anlam ve hafıza alanlarını yıkıma uğratır.

Çoğulluk varoluşsal bir gerçekliktir. Günümüzde, bu varoluşsal gerçeklik, ideolojik-etnik-mezhepçi-partizan patolojiler tarafından erozyona uğratılıyor. Otokrasiler, hiçbir ortaklığa, ortak ufka, ortak kaygıya, ortak iyiliğe geçit vermiyor, değer vermiyor. Türkiye’de, Cumhuriyet Tarihi boyunca, seküler-sol kesimler başkalarının mağduriyeti-maduniyeti karşısında kamusal bir kayıtsızlık-ilgisizlik sergilemişlerdi. İçerisinde bulunduğumuz dönemde de, rövanşist ötekileştirme uygulamaları doğrultusunda, muhafazakar kesimler-kadrolar ötekileştirdiklerinin mağduriyeti-maduniyeti karşısında kibirli bir kayıtsızlık-sessizlik sergiliyor. İslam dünyası toplumları, gerçek tarihin dışında kaldıkları için, tarihi etkileyemedikleri ve dönüştüremedikleri için, tarihin son birkaç yüz yılını politik ve din’i popülizm uyuşturucularına maruz kalarak geçirdiler. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de, İslamın-Müslümanların mistik/batıni bir geleneğe, tek boyuta mahkûm edilmeleriyle, niteliksizleştirilmeleriyle, hafızasızlaştırılmalarıyla bugünlere kadar sürdürüldü. İslami geçmiş/tarih, bir nostalji nesnesine dönüştürüldüğü için, geçmişle/tarihle, İslami bilinç yoluyla yüzleşilemedi. İslam, geçtiğimiz yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de, bir bütünlüğün ifadesi olarak sistematik bir biçimde geciktiriliyor. İslam mistik/folklorik bir parçada sürdürülüyor.

Geçmişin mirasıyla gereği gibi yüzleşmeyen bir kültür için gelecek olmayacağını bilmek, anlamak gerekir. Günümüzde, İslam toplumlarında geleneğin otoritesi yeni başlangıçlar yapılmasını imkansız kılıyor.

Bütünü temsil-tecrübe etmekle, parça'yı temsil ve tecrübe etmek, bütüne ait bilinç ve hassasiyetle, parça’ya ait bilinç ve hassasiyetin, birbirinden çok farklı olduğunu hatırlamak/hatırlatmak hayati önemi olan bir konudur. Günümüzde İslam, yerli-milli parçalar halinde, yerli-milli ihtiraslara, duygusal kitle siyasetlerine hizmet edecek şekilde, araçsallaştırılmış bir biçimde temsil edilebiliyor. Politik çıkarlar, ayrıcalıklar, ihtiraslar ve tahakküm adına sınırsız bir biçimde araçsallaştırılan, bu araçsallaştırmalar nedeniyle çok kaba bir biçimde hırpalanan, eğilip bükülebilen, çarpıtılabilen, iktidar çıkar ve ayrıcalıklarına kurban edilebilen, yerli-milli parçalara hapsedilebilen aziz İslam, bugün, ontolojik anlamda bir bütünlüğe, bağımsızlığa, otorite ve meşruiyete maalesef sahip değildir. Bugün bu yoksunluklar bir yana, İslam, günümüz dünyasında “ terör”le özdeşleştirilebilmiştir. Aziz İslam’ın ontolojik özgürlüğe, bağımsızlığa, otorite ve meşruiyete sahip olmadığı bir toplumda kimi konulara ilişkin olarak, örneğin, faiz uygulamalarıyla ilgili nasslara dayalı yorumlar etrafında spekülasyonlar yapmanın hiçbir şekilde anlaşılabilir bir yanı yoktur.

Güçlü-etkili-derinlikli düşünceler için, güçlü-etkili-derinlikli sorular sormak gerekir. Kitlesel düşüncesizliğe ve duyusallığa maruz kalan toplumlar-kültürler, güçlü sorular soramazlar, güçlü yüzleşmeler yapamazlar. Günümüzde, kitlesel düşüncesizlik ve kitlesel hiç’likle malûl bulunan İslam toplumları, bu malûliyeti aşamadıkları için, zihinsel sömürgecilik, entelektüel sömürgecilik karşısında hiçbir şekilde tutunamıyor, direnemiyor. Zihinsel sömürgecilik karşısında bütünüyle savunmasız kalan İslam toplumları ve kültürleri, İslami kavramların marjinalleştirilmesi, yerel-etnik çerçevelerle sınırlandırılması, geçmişin konusu haline getirilmesi, ulus- devlet milliyetçiliklerinin kültürel bir parçası haline getirilmesi karşısında etkili hiçbir şey yapamıyor, bu süreçlere eleştirel müdahalelerde bulunamıyor. Bugün, kendilerini etnik aidiyetleriyle, milliyetleriyle tanımlama ihtiyacı duymayan, ulus-devlet sınırlarını aşma iradesi gösterebilen, İslami entelektüel hareketler, düşünce hareketleri, felsefe okulları vb. olmadığı için; küresel düşünce/kültür/felsefe tartışmalarında İslam toplumlarının-kültürlerinin yeri yok. İslam toplumları yapısal edilgenlikle malûl bulunduğu için, entelektüel-bilimsel-kültürel ithalata, epistemik ithalata mecbur ve mahkûm edilmişlerdir. Bugün, ulus-devlet realizmleri, dünya Müslümanlarının birlikte hareket etme sorumluluklarını bütünüyle yok ediyor. İslam toplumlarına hakim olan otokrasiler sebebiyle, bu toplumlarda, siyasal iktidarlardan bağımsız, eleştirel entelektüel alanlar/ortamlar ve etkinlikler gerçekleştirilemiyor. Günümüz toplumlarında popülizmler, insanı, bütünüyle etkisizleştirerek büyük sürü’nün bir parçası haline getirirken, oportünizmler ve propaganda bayağılıkları da hakikati değersizleştiriyor. Bir toplumda oportünizm ve propagandanın belirleyici hale gelmesi, ilgili toplumlarda, büyük sürü’nün, kalabalıkların, niceliklerin, nitelikler/bilgelikler ve hakikat karşısında büyük bir zafer kazandığını gösterir.

Din’i ve politik popülizm, kültürel popülizm uyuşturucularına maruz kalan toplumlar-kültürler, gerçeği bilmek, gerçeğe uyanmak, gerçekle hesaplaşmak istemezler. Müslüman toplumlar-kültürler, gerçeğe uyanmak istemedikleri için, bu toplumlarda, popülizm ve propaganda dili-söylemi yoluyla, İslami bütünlük bilincinin kalbine yönelik sistematik saldırılarda bulunulabiliyor. Bu toplumlarda iktidar çıkarlarını, ayrıcalıklarını ve ihtiraslarını kaybetmek istemeyen politik kadrolar, hakikati kaybetmekten hiçbir şekilde rahatsız değiller. Sözünü ettiğimiz toplumlarda halklara, resmi gerçekliğin/gündemin görmemizi istediği şeyler dayatılıyor. Hamasetin-popülizmin, hakikat karşısında uzun süre direnemeyeceği her nasılsa unutuluyor, unutturuluyor. İslam dünyası toplumlarında, içerisinde yaşadığımız toplumda da çok açık bir umut tutulması yaşanıyor. Bu toplumlarda dijital sömürgeciliğin nesnesi konumuna sürüklenen genç kuşaklar, geleceğin güvencesi olarak tanımlanabiliyor. Yapısal edilgenlikler, teslimiyetçilikler, her durumda yapısal bir cehaletle-ufuksuzlukla sonuçlanıyor. Ahlaki dikkati kaybettiğimiz için, ahlaki kötülüklerin yükselişini/toplumsallaştığını ne yazık ki fark edemiyoruz. Ahlaki alanı terk ettiğimiz için, ilkesel duruş-tavır-tercihlere de ihtiyaç duymuyoruz. Yapısal cehalet toplumları tek akla, tek ufka mahkûm ettiği için, bağımsız üretkenlik ve hareketliliğe yabancılaşıyoruz. Bu yabancılaşma hayatın her alanında derin bir kısırlaşmaya neden oluyor. Ahlaki ve entelektüel dikkati kaybettiğimiz için, İslami anlamda, epistemolojik bir dönüşüm yaşamadığımız halde, İslami anlamda özgür olduğumuzu sanıyoruz.

Varoluşsal meselelere nüfuz liyakatine, varoluşsal sorumluluklar alma yeteneğine sahip olmayan toplumlar ve kültürler, her durumda gündelik-yüzeysel sorunlar etrafında yoğunlaşır ve bu sorunlarla oyalanır. Gündelik sorunları aşamayan, kendi zamanımız için bir referans sistemi oluşturamayan kültürler, bugünün insanlığına hitap edemez. Geleneğin otoritesinin ve gündelik sorunların baskısı altında bulunan toplumlar ve kültürler, hiçbir şekilde ve hiçbir konuda yeni bir başlangıç yapamaz, yeni bir söz söyleyemez. Varoluşsal meselelere ve niteliklere yabancılaşan toplumlarda, çoğu kez kimlikler-İslamcılıklar, proje-propaganda yoluyla belirlenir. Bu tür toplumlarda kitleler, ulus-devlet ihtiyaç duyduklarında, anlam kaynaklarından uzaklaştırılarak, çıkar kaynakları yönünde yönlendirilirler. Ulus-devletler ihtiyaç duyduklarında, kimi zaman İslam adına, kimi zaman milliyetçilikler adına, kimi zaman iktidarlar adına, kimi zaman mezhepçilikler adına propaganda-manipülasyon yoluyla proje-nesne kimlikler-topluluklar oluştururlar. Günümüzde, Türkiye’de, bu bağlamda olumsuz tarihi bir değişim yaşanıyor. Proje kimliklerle doldurulan İslami alanlar bugün, kitleler halinde boşaltılarak, politik oportünizm doğrultusunda yerli-milli proje alanlarına taşınıyor, naklediliyor.

Tek akla, tek boyuta, tek yoruma kapatılan toplumlar, ahlaki-zihinsel bir taşlaşmaya maruz bırakıldıkları için, varoluşsal meseleleri/tahayyülleri/tasavvurları/düşünceleri/inşaları/oluşumları takip etme ihtiyacı duymuyor, bu ihtiyacı duymadığı için de tek aklı, tek yorumu putlaştırıyor. Bu tür toplumlarda yerli-milli popülizmler her tür yozlaşmayı haklı çıkarabiliyor. Ahlaki intiharlar pahasına sürdürülen çıkar ve ayrıcalık mücadeleleri, kurtuluş mücadelesi gibi sunulabiliyor. Propaganda-manipülasyon yoğunlukları sebebiyle günümüzde kitleler doğrularla-yanlışları birbirinden ayırt etme yeteneklerini, hassasiyetlerini kaybettiler, doğrularla yanlışlar arasında herhangi bir sınır kalmadı.

Zaman dışı, tarih dışı bir dil-söylem ve siyasetle zamanın ve tarihin nabzı tutulamaz. Popülizm yoluyla kitleselleştirilen toplumlar, varoluşsal meseleler, tartışmalar, bağımsızlıklar konusunda anlamlı hiçbir şey söyleyemezler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Atasoy Müftüoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.