İslam Birliği'ne Olan İhtiyaç

Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da ulus devlet yapılanmaları anlamını yitirmiş ve birlik yolları aranmaya başlanmıştı. Hemen savaşın akabinde yani 1945'den 1950 yılına kadar Avrupa ülkelerinin siyasî liderleri bir araya gelerek "birlik" adına hummalı bir çalışma başlattılar.

Kısa süre içerisinde kin ve düşmanlıkların yerini barış ve dayanışma almış ve Avrupa Birliği'ne  giden yolda "Kömür ve Çelik Topluluğu'nu kurarak ilk somut adımı atmış oldular. Amaçları kendi aralarında ekonomik anlamda ortak bir pazar oluşturmak ve sonra büyük birliği tesis etmek.

Kısa süre öncesinde savaş malzemesi olarak kullanılan kömür ve çelik madeni bu sefer dayanışmanın sembolü hâline gelmişti. Dünyevî menfaatin savaştan değil dayanışmadan geçtiğini anlayan Avrupalı siyasîler müesses/kalıcı bir nizam kurmanın peşindeydiler.

Avrupa Birliği'ne giden yolda ilk adımı Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda atmıştı. "Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu" kısa süre sonra "Avrupa Ekonomik Topluluğu" ismini almıştı. Yeni katılımlarla birlikte bu topluluk içerisinde gümrük vergisi uygulamaları kaldırılarak çeşitli mal ve hizmetleri içeren ortak bir pazar oluşturulmuş oldu. Bu girişim üye ülkeler adına büyük bir ekonomik refahı da beraberinde getirmiş oluyordu. Bu başarıdan dolayıdır ki diğer Avrupa ülkeleri  bu topluluğa katılmak için sıraya girmişlerdi. (Türkiye buna dahil.) Avrupa Ekonomik Topluluğu başarılı bir şekilde yoluna devam ederken nihai anlamda istenilen hedefe ulaştıklarında "Avrupa Birliği"ni ilân ettiler. Artık sınırlar tamamen kalkmış ve oluşturdukları ortak para birimi ile müesses nizama geçmiş oldular...

Sayın okuyucumuz biz bu satırlarda Avrupa Birliği örneğini neden vermiş olduk?

Bakınız iki büyük savaşla birbirlerini yiyen bu "elin gavuru" dediğimiz insanlar sırf dünyevî menfaat uğruna nasıl da birliktelik oluşturdular. (Sadece İkinci Dünya Savaşı'nda 70 milyon dolayında insan öldüğü sanılmakta.)

Biz İslâm ümmeti olarak, Osmanlı'nın dağılmasının üzerinden yüz yıl geçmiş olmasına rağmen bir türlü bir araya gelemedik ve olması gereken birliğimizi tesis edemedik. Bu durum biz Müslümanlar için zillet değil de nedir?

Ne yazık ki cumhuriyet tarihi boyunca bu zilletin farkında olan tek siyasî lider Merhum Erbakan ve onun etrafına kümelenmiş cefakâr yol arkadaşlarıydı. Erbakan bütün siyasî yaşamı boyunca İslâm Birliği'nden söz edip durdu. Bunu sadece dile getirmekle yetinmedi D-8 kapsamında projeler üreterek somut adımlar attı. Bu 8 Müslüman ülke Endonezya, Malezya, Bangladeş, Pakistan, İran, Türkiye, Mısır ve Nijerya'dan müteşekkil. Merhum Erbakan ekonomik anlamda gelişmekte olan 8 Müslüman ülke ile gecesini gündüzüne katarak diplomasi trafiği başlatmıştı. Burada güdülen amaç, ilk etapta bu 8 ülke ile gümrük birliğine gidip oluşturulacak ortak para birimi ile ticarî, ekonomi, sanayî, güvenlik, kültürel ve tarım alanında işbirliğine gitmekti.

1 milyar dolayında nüfusa sahip, yeraltı yerüstü kaynaklarıyla oldukça zengin ve ekonomisi bir hayli güçlü olan bu 8 ülkenin bir araya gelmesi bile uluslararası alanda çok büyük bir gücü temsil etmiş olacaktı.

Bu projenin ikinci aşaması olan D-60'ı düşündüğümüzde nasıl muhteşem bir manzara ile karşılaşacağımız izahtan varestedir. Müslüman ülkelerin bir tek devlet çatısı altında birlik oluşturduğunu düşünelim! Bunun hayali bile ne kadar güzel. Kesinlikle ifade etmiş olalım ki, bu proje hayata geçmiş olsa başta yoksulluk, geri kalmışlık ve ekolojik denge olmak üzere dünyanın makus talihi de değişmiş olacaktır. Yaşanabilir bir dünyaya ulaşmanın yegâne yolu İslâm Birliği'dir. Bu birlik ile dünyada vuku bulan çatışmalar, savaşlar, sömürü düzenleri son bulmuş olacak ve insanların barış ve güvenlik içerisinde yaşayacağı adil bir dünya kurulmuş olacaktır. Bu nedenle diyoruz ki, "İslâm Birliği" teori ve proje bazında kalmamalıydı. Mutlaka hayata geçirilmeliydi. Merhum Erbakan Hocamız bu ihtişamlı projenin temellerini attı ve bu projeyi hayata geçirmek için çok çaba sarf etti. İslâm ve insanlık düşmanları bu projeyi akamete uğratmak için 28 Şubat darbesini yaptılar. Bu proje ABD uşağı, Siyonist piyonları tarafında akamete uğratılmış olsa da mutlaka tekrar gündemimizden düşmemeli ve bu projenin hayata geçmesi için ümmet olarak çaba içerisinde olmalıyız. Akademisyenlerimiz, yazarlarımız, medya kuruluşlarımız, siyasîlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız mutlaka bu konuda kafa yormalı ve bu yolda uğraş ve çaba vermelidir. Zira İslâm Birliği biz Müslümanlar için asla ötelenemez, tehir edilemez imânî bir vecibedir. Ümmet olarak bu alanda büyük bir mesuliyetimiz ve büyük bir vebâlimiz var. İslâm Birliği'nin savsaklanması ve ihmâl edilmesi adına hiçbir mazeret geçerli değildir. Yüce Rabbimiz bize muhtelif ayet-i kerimelerde, "Birlik olun, eğer birlik olmazsanız gücünüz gider ve düşmanlarınız karşısında zaafa uğrar zelil olursunuz" diye ikazlarda bulunuyorsa bu ilahî buyruk karşısında bizim ne tür mazeretimiz olabilir? Bizim mazeretimiz olsa da Allah Teâlâ nezdinde geçerli olur mu?

İşte Merhum Erbakan Hocamız 40 küsur yıllık siyasî hayatı boyunca "yaşanabilir bir dünya" derken bunu İslâm Birliği'nin tahakkukuna ve bu projenin müesses nizama dönüşmesine bağlıyordu. Müslümanlara buna ilişkin mesuliyetlerini hatırlatarak şöyle ikazlarda bulunuyordu: "Hangi cemaatten, hangi tarikattan, hangi mezhepten, hangi gruptan, hangi partiden olursan ol eğer İslâm Birliği için mücadele etmiyorsan beş para etmezsin."

"Eğer İslâm Birliği yolunda 100 adım atma potansiyelin varsa sen de buna mukabil 95 adım atmışsan geriye kalan 5 adımın hesabını Allah sana soracaktır."

Hocamız daha ne desin? Müslümanlar olarak gerçekten vebâlimiz çok büyük.

Konumumuz, makamımız, mevkimiz ve işimiz ne olursa olsun her bir Müslüman İslâm Birliği'ni kendisine dert edinmelidir. Bizim acılara gark olduğunuz yanımız burasıdır, burası olmalıdır. İslâm ümmetinin bugün içerisinde bulunduğu kaos hâli, yoksulluk, ekonomik sıkıntılar, geri kalmışlık, emperyalist devletlerin tasallutuna maruz kalmamız, iç çatışmalar, akan kan ve gözyaşları bu birliğin olmayışından kaynaklanmaktadır...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hazım Koral - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.