Duygusal Anlamların Dünyasında Yaşamak

Modernitenin; kayıtsız kalınamayacak, vazgeçilemez tek seçenek olduğu fikrinin, bütün toplumlara dayatılmasıyla birlikte, sömürgecilik bir şekilde meşrulaştırılmış oldu. Sömürgeciliğin meşrulaştırılmasıyla birlikte, İslami dünya görüşü, bilgi ve değerler meşruiyet kaybına uğratıldı, sömürgecilik her alanda bilgi ve yorumu tekeline aldı. Araçsal akıl ideolojisinin oluşturduğu zihniyet ve bu zihniyetin entelektüel iktidarı, halen İslami olan her ne varsa bütün bunlara karşı meydan okumayı sürdürüyor. Araçsal akıl ideolojisinin ideolojik/kültürel iktidarı, halen, insanlığın/dünyanın/zamanın hangi doğrultuda ilerlemesi gerektiği konusunda karar verme iradesini, bütün kültürleri yok sayarak elinde tutuyor. İslam dünyası toplumları/kültürleri zihinsel güçsüzlük içerisinde bulundukları, duygusal anlamların dünyasında yaşadıkları için, Aydınlanma çağıyla birlikte maruz kalmaya başladıkları mutlak ötekiliği aşamıyor.

Emperyalizm, yeni dünya düzeni maskesi altında çok yüz kızartıcı, utanç verici ahlaki yenilgiler, ahlaksızlık pahasına, evrensel bütün anlamları/değerleri boğmaya devam ediyor. “Hakikat sonrası” dönem, derinleşen çelişkilere, büyük tıkanmaya, büyük tükenmeye, epistemik altüst oluşlara/karmaşaya, her şeyin, bilginin/değerlerin/kavramların keyfi bir biçimde manüpüle edilebildiği bir dünyaya işaret ediyor. Hayatımızı bütün boyutlarıyla ıssızlaştıran koronavirüs küresel sağlık krizinin, daha adil bir küresel dünya düzenine yol açabileceği beklenirken, bugün yaşanan aşı savaşları-aşı emperyalizmi, aşı’ların küresel kamu malı olması gerekirken, bunun mümkün olmayacağını gösteriyor. Bu konuda kapitalist ahlaksızlık-vicdansızlık kol geziyor. Kapitalist ahlaksızlık bir kez daha zararları toplumsallaştırırken, kâr’ları özelleştiriyor.

İslam toplumları ve kültürleri olarak, nihai anlamda kapsamlı sorgulamalar, hesaplaşmalar, yüzleşmeler ve özeleştiriler yapmadığımız, yapmayı düşünmediğimiz için, aynı tarihi ve kültürel süreçleri yaşamadığımız halde, Avrupa tarihinin/kültürünün sömürgeci kavram ve kurumlarına maruz kalmaya devam ediyoruz. Bu kavram ve kurumlara maruz kalmaya devam ettiğimiz için, hiçbir zaman, entelektüel/kültürel özgürlüğe/bağımsızlığa sahip olamayacağımızı düşünmüyoruz. Gerçeklikle yüzleşme iradesine sahip olmayan konformist her bünye, her toplum ve kültür, her zaman bilinçdışı yoluyla aldatılabiliyor. Konformist bir bünyeden hiçbir zaman özgün/özgür bir hikaye çıkarılamıyor. Düşüncesiz duygusallıklar doğrultusunda savrulan İslam dünyası toplumları, bu duygusallıklar sebebiyle maruz bırakıldığı büyük yabancılaşmaların, büyük düşüşlerin, büyük umursamazlıkların farkına varamıyor. Kendi varoluşlarını, gerçekliklerini, dünya görüşlerini tanımlayamayan, tasavvur ve tahayyül edemeyen, inşa edemeyen, İslami anlamda, bağımsız ontolojik ve epistemolojik iddiası olmayan toplumlar ve kültürler, kendi zamanlarının zihinsel-entelektüel dünyasına nüfuz edemez, bu dünyayı etkileyemez, dönüştüremez, bu nedenle de gönüllü köleliği seçmiş olur.

İnsanlığın dünyası, bütün toplumlar ve kültürler, teknolojik üretimin, tahakküm ve müdahalenin yoğunlaşacağı yeni bir döneme giriyor. Bu dönem, teknobilimsel kültürün ve bu kültürün uzmanlarının daha etkili olacağı, beşeri bilimlerin, entelektüel üretkenliğin ve entelektüellerin etkilerinin sınırlı olabileceği bir dönem olabilir. Bu dönemde, araçsal akılcılık ideolojisi karşısında, İslami aklın, zamanımıza özgü, eleştirel-analitik ve üretken bir konum belirleyerek, yeni bilme, çözümleme, nüfuz etme yolları bulması, niteliksel yeni başlangıçlar yapabilmesi, farklı bilgi üretme yolları bulması gerekiyor. Bu konularla acilen ilgilenmesi gereken toplumlarımız, içerisinde yaşadığımız toplumda da açıkça görülebileceği üzere, ne yazık ki İslami inceliklere, aklın ve kalbin inceliklerine yabancılaşıyor, ahlaki ve estetik bilinci kaybediyor, kitle kültürü ve otoriter popülizmin baskısı altında indirgemeciliği seçiyor.

Dışlayıcı-ötekileştirici-aşağılayıcı ve baskılayıcı, kötülük üreten, yanlış yönde ilerleyen modern uygarlık ve modern dünya düzeni bugün hayatın her alanında büyük bir savrulmayla karşı karşıya bulunuyor. Bu uygarlık ve dünya düzeni, insanlığı, yapay varoluşlara, yapay hayatlara, yapay ilgilere ve kültürlere mahkûm ediyor. Günümüz insanı için teknoloji bir araç olmaktan çıkmış, teknoloji, insanın herhangi bir uzvu haline gelmiştir. Bizler, Müslümanlar olarak, bugün, bilinçdışının hakim olduğu toplumlarda yaşadığımız için, dünyanın/tarihin/zamanın farkına ve bilincine varmadan yaşamaya devam edebiliyoruz. Bilinçdışının hayat tarzı, kültür ve siyaset tarzı haline geldiği toplumlarda yaşadığımız için, bilginin ve özgürlüğün, sömürgeci mutlakıyetçilik tarafından tanımlanıyor oluşunu hayati bir mesele olarak görmüyoruz. Entelektüel tutsaklıkla malûl bir kültür ancak, ne kadar izin verilirse o kadar düşünebiliyor, o kadar biliyor.

Zamanımızın küresel meselelerine cevap verebilecek ölçüde/yoğunlukta etkili içerik üretmedikçe, hayatta kalmayı başaramayacağımızı öğrenmemiz gerekir. Umut ufku, ancak, çok yönlü, çok boyutlu içerik üretimiyle açılabilir. Bugünün gerçekliğini bütün boyutlarıyla ve eleştirel bağlamda kavramadıkça, onu dönüştüremeyiz. Yerleşik düşünce alışkanlıklarıyla ve kalıplarıyla yüzleşmedikçe, niteliksel anlamda bir değişim yaşanamaz. Yerleşik-hakim düşünce alışkanlıklarına ve kalıplarına dayalı çerçeveleri aşmak, bilinçli farkındalıklara ulaşmak çok ciddi, çok yoğun çabalar ister. Farklılıkları, çeşitlilikleri dışlayan, eleştirel tercihlere-duruşlara hayat hakkı tanımayan, otoriter-popülist toplumlar, propaganda dilinin, demagoji dilinin çoraklığıyla, kuraklığıyla, yüzeyselliğiyle, bayağılığıyla ve kabalığıyla bütünleşirler. Bir toplum farklı düşünceler, farklı yorumlar, farklı öneriler, farklı eleştirilerle sorumluluk ve bilgelik alışverişi yaparak, kendisini erdemli ve zengin kılar. Günümüzde, utanç verici bir şekilde, bağnazca yaşandığı üzere, etnik kabileler-kabilecilikler, ideolojik-kültürel kabileler-kabilecilikler, etnik-mezhepçi-ideolojik-politik putperestliklerden bütünüyle arınmayan, arınma çabası içerisinde olmayan bir toplum ve kültür, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde yeni bir medeniyet tasavvurundan söz edemez, yeni bir medeniyet iklimine giremez.

İdeolojik bağnazlıkları-karşıtlıkları, muhafazakar/gelenekçi bağnazlıkları/karşıtlıkları biriktiren, tahkim eden toplumlar için iyi bir gelecek düşünülemez. Günümüz Türkiye’sinde, bir yanda ideolojik alana/bağlama/söyleme kapanan bağnazlıkla, bir diğer yanda, muhafazakar alana/bağlama/söyleme kapanan bir başka bağnazlık, derin bir ufuksuzluk ve umutsuzluk oluşturuyor. Bu ufuksuzluk sebebiyle, iki kesim arasında hiçbir şekilde bir düşünce ve kültür alışverişi, görüş alışverişi yapılmıyor. İslam toplumlarının bugün, eleştirel-üretken-kapsayıcı-nitelikli-içtenlikli-eleştirel etkileşime açık kültürel yoğunlaşmalara ihtiyacı var. Bu yoğunlaşmalarla birlikte, yeni bir dayanışma ve adalet mücadelesinin hayati önemine de işaret etmek gerekir. Filistin’in yalnızlaştırılması ve Arap-İsrail yakınlaşması yönünde gerçekleşen emperyalist dayatmalar, mülksüzleştirilen ve dışlanan milyonlarca mülteciyi alt-insan konumununa sürükleyen süreçler, sözünü ettiğimiz dayanışma ve adalet mücadelesinin geciktirilmesi-savsaklanması konusunda hiçbir mazeretimiz olmadığını gösterir. İdeolojik-ırkçı ölüm politikalarına, sömürgeci-ırkçı üstünlük gösterilerine, hamaset söylemleriyle değil, somut dayanışmalarla cevap verilebilir.

Etnik kabilelerin, ideolojik-kültürel-politik kabilelerin, birbirlerini ötekileştirmek-yalnızlaştırmak-olumsuz etiketlerle damgalamak üzere, karşılıklı yarış içerisinde oldukları toplumlarda, ne kent kültüründen, ne de medeniyet değerlerinden hiçbir iz-eser kalmamış demektir. Günümüzde, hangi toplumda olursa olsun, ötekileştirilenler her tür kötü muameleye tabi tutulabilir, hukuka/adalete istihkakı olmayan unsurlar haline getirilebiliyor. Her ötekileştirme girişimi, ilgili toplumlarda, varoluşsal niteliklere, hayati niteliklere hangi ölçüde yabancılaştığımızı gösteriyor. Ortak tahayyül ve tasavvurlar, ortak sorumluluklar, ancak, bütünlük bilinciyle/ahlakıyla harekete geçirilebilir. Ortak tahayyüller harekete geçirilmediği takdirde, niteliksel hiçbir yeniden inşa mümkün olamaz. Hangi toplumda ve kültürde olursa olsun, bilinçdışının bir topluma hakim olması, o toplumun ve kültürün entelektüel tükenmişliğine işaret eder. Tükenen her bünye, her unsur, hamaset üreterek ayakta kalmaya çalışır. Bilinçdışının bir topluma hakim olması, o toplumun eylemde bulunma arzu ve iradesinin kaybıyla ilgilidr. Yerleşik düşünceleri ve kalıpları aşamayan toplumsal bir bünye, hayati meseleleri gündeme getiremez, tartışamaz. Umut üretmek, olumlu-nitelikli içerik üretmekle başlar. İslam toplumlarında gerçek umutlar, ancak, yeni tasavvur ve tahayyüller üzerinde kolektif-sistematik çalışmalarla ortaya konulabilir. Radikal umutlar için, bağımsız bilme, algılama, yorumlama biçimleriyle, Batılı olmayan bir epistemolojinin kuruluşu varoluşsal bir zorunluluktur.

Yoğun popülizmin, yoğun konformizmin hakim olduğu toplumlarda, Türkiye’de de içerisinde yaşayarak tecrübe ettiğimiz üzere, düşünce-kültür-edebiyat-ilahiyat hayatı, varoluşsal aciliyeti, yüksek önceliği olan konuların farkında olmadığı için, bu konuları gündemine, kamusal tartışma gündemine alamıyor. Bu durum, bilinçdışının, teslimiyetçi bir kültürü normalleştirmesiyle, edilgenliğin sıradanlaşmasıyla yakından ilgilidir. Yoğun popülizm, yoğun hamaset ve yoğun konformizm sebebiyle, içerik üretemeyen toplumları-kültürleri, içerik üreten toplumlar ve kültürler fethediyor. Maruz kaldığımız entelektüel bozgunun-köleliğin bilincinde olmadığımız için, bugün, Müslümanlar olarak, İslami bilginin/yorumun özgürleştirilmesi için mücadele etmiyor, varoluşsal bir aciliyetin ifadesi olan İslami epistemolojinin yeniden hayata/tarihe/topluma kazandırılması konusunu, konuşmaya/tartışmaya cesaret edemiyoruz.

Taklit ve itaate dayalı kültürler, hiçbir konuda, hiçbir şey’e “hayır” diyemezler. Hayır diyemedikleri için de kendileri olamazlar, başkalarına mahkûm olurlar. Emir-komuta hiyerarşisi içerisinde somutlaşan taklit ve itaat yaklaşımı, hakikati bütün boyutlarıyla kavrama yeteneğini yok eder. Taklit ve itaat yaklaşımının hakim olduğu toplumlarda, her şeyi gördüğü-yaşadığı halde, hiçbir şey görmemiş ve yaşamamış gibi davranan ahlaki körlük bir gelenek halini almıştır. Ahlaki aklın tükenişinin yaşandığı toplumlarda, entelektüellerin/düşünürlerin otoritesinden söz edilemediği için, mafya şeflerinin otoriteleri belirleyici hale gelebiliyor. Yoğun popülizmlerin, yoğun hamasetin tayin edici hale geldiği, eleştirel tanıklıkların mümkün olmadığı İslam toplumlarında bugün, insanımızı bütünüyle şahsiyetsizleştiren süreçler yaşanıyor.

İslam toplumlarında her geçen gün, gücünü daha çok tahkim eden milliyetçilikler-popülizmler ve bilinçdışı sebebiyle, toplumsal kutuplaşmalar sebebiyle, gelecek ufkunu kaybediyoruz. Dünyevi-materyalist insan çağı, insanlığı tek boyuta, araçsal ve niceliksel bilgi’ye, kâr odaklı bir hayat tarzına mahkûm ediyor. Böyle bir dünyada makinelerin saygınlığı, insanın saygınlığının önüne geçiyor, geçebiliyor. Teknolojinin “din”e dönüştüğü böyle bir zamanda, dünyada, İslami bağlılık-aidiyet biçimleri kırılgan hale geliyor. Nihai anlam-değer-etki iradesinden soyutlanan İslam, seküler yorumun sınırları içerisinde hayatiyet imkanları arıyor. İslam, iktidar yapılarının/sistemlerinin çıkarları için “faydalı” olabileceği alanlarda-dönemlerde bir araç rolüne indirgenebiliyor. Araçsal dindarlık, eşi ve benzeri görülmemiş bir duyarsızlık-kabalık içerisinde, lümpenliği, trollüğü, aparatçikliği, küfürbazlıkla harmanlayarak, politik mücadelenin bir parçası haline getirebiliyor.

Popülist zamanlarda, dünyada, toplumlarda, İslami dava-mücadele yaklaşımı, ahlaki-entelektüel içeriği-misyonu boşaltılarak, politik propaganda klişelerine dönüştürülüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Atasoy Müftüoğlu - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.