Neo-Osmanlıcılığa Neden İtiraz Ediyoruz?

İslam Birliği’ne gönül vermiş olanların İslamcılığa giden yolun önünü açan, onun ilk basamağını oluşturan bir ideoloji olarak algılanan Neo-Osmanıcılığı eleştirmesi ilk bakışta garip gelebilir. Ancak, bir düşünce sisteminin kilit noktalarını ele alış biçiminde köklü farklılıklar varsa, aralarında sırf birtakım benzerlikler var diye bu ikisini eşitlemek ya da eleştiriden masum görmek kabul edilemez.

Bunun da ötesinde Neo-Osmanlıcılığın devletin ama öncelikle de önce toplumun İslami eksenli dönüşümüne katkı sağlamak yerine adalet, özgürlük, emek gibi kaygılardan uzak, kendi iktidarları ve şahsi konforları için bir sıçrama taşı haline gelme tehlikesi, bizi mevcut haliyle Neo-Osmanlıcılığın çarpıtılmış biçimlerine itiraza sevk etmektedir. Her ne kadar bugün için Osmanlıcılığa, geçerliliğini yitirmiş ve çağımıza hitap etmekten uzak, içerisinde ciddi hegemonik arazlar/illetler barındıran bir ideoloji olması hasebiyle mesafeli yaklaşmayı bir görev gibi görsek de yine de Osmanlıcılığın bütün biçimlerini gayrı meşru olarak gördüğümüzü söylemeyeceğiz. Her düşünce sistemi gibi bu da az çok bir meşruiyet biçimine sahiptir, insani çerçevenin dışına çıkmamak ve bazılarının macera heveslerine payanda olmamak kaydıyla.  

Her ideolojik düşünce seçmecidir. Tarihten bazı şeyleri alır bazılarını da görmezden gelir. Günün ihtiyaçlarına göre şekillenen bir anlayış söz konusudur. İktidarda olanlar, Osmanlının hegemonyasını, başka milletler üzerinde kurmuş olduğu hakimiyeti, İslam coğrafyasını Anadolu merkezinde birleştirmeyi öngörürken bunu bir dayatma haline getirdiler. Hegemonyaya aç olan bütün iktidar sahipleri için durum aynıdır. Halbuki Osmanlıcılık ideolojisi çok hukukluluk, geleneksel yaşam biçiminin yüceltilmesi, ademi merkeziyetçi biryönetim, vakıf merkezli bir toplum, sade bir yaşantının idealleştirilmesi gibi doneler üzerine de kurulabilirdi. Ancak gücü merkeze alan bütün iktidarlar gibi AK Parti iktidarı da tarihe ideolojik yaklaşarak “Arap Baharı”yla birlikte ortaya çıkan fırsatları değerlendirmek, müdahaleci tutumlarını meşrulaştıracak bir zemin bulmak amacıyla buna dört elle sarıldı, Neo-Osmanlıcılık işte bu ihtiyaca bir yanıt olarak ortaya çıktı.  

Ahmet Davutoğlu görevinden ayrıldıktan sonra her ne kadar Neo-Osmanlıcılığa ilişkin tartışmaların ateşi sönmeye yüz tutsa da iktidarın Dış politik vizyonuna ilişkin tartışmalar farklı eksenlerde devam edecek gibi görünüyor. Bu süreçte Türkiye’nin özellikle Suriye politikasında hızla köklü değişime doğru gidildiğini zannedenler fena halde yanıldı. Evet birtakım değişiklikler yaşandı ancak bunun büyük ölçüde Rusya ile beyaz bir sayfa açmakla sınırlı kaldığını söylemek mümkün. Bunun da ötesine geçecek bir vizyonu iktidar, şu ana kadar koyabilmiş değil. Tabii keskin dönüşlerin gerek güvenilirlilik konusunda yarattığı baş ağrısı gerekse bürokrasinin ve siyasilerin söylemlerini buna uyarlama konusundaki zorluklar, hızlı manevra ihtimalini azaltıyor.

Ancak yine de eski politikaların sürdürülemez oluşu, kendini bu kadar aşikar etmişken, tedrici bir dönüşümün zorunluluğu kendisini her geçen gün daha belirgin bir şekilde gösteriyor. Kaldı ki Neo-Osmanlıcılığının içinin ne kadar boş olduğunu hem dış politikanın süreç içerisinde duvara toslaması hem de Davutoğlu’nun (Erdoğan’la yaşadığı bir takım şahsi sorunların da etkisiyle) refüze edilmesiyle görmüş olduk.  Neo-Osmanlıcılık şayet İslam coğrafyasının ihtiyaçlarına cevap verebilen bir sistem olsaydı, yıldızı bu kadar hızla sönmez, İslam dünyasının semalarında bir kutup yıldızı gibi, yolunu bulmak isteyenlere yol gösterirdi.

İslam coğrafyasının Sykes-Picoult denen anlaşmayla suni sınırların çizildiği şeklinde, oldukça haklı bir temelden hareket etmesi, kalkış noktasını İslam dünyasının ulus-devlet şeklindeki deli gömleğinin giydirilmesine itirazdan yola çıkarak belirlemesi, bir düşünceyi sağlıklı hale getirmeye yetmiyor. İtiraz haklı olabilir ancak alternatif olarak yerine koyacağınız şeyin de itiraz edilen hususları bünyesinde barındırmaması gerekiyor. Herşeyden önce İslam Birliği düşüncesi, Cemaleddin Afganilerin, Hasan el Bennaların Seyyit Kutupların savunduğu şekliyle gönüllü bir birlikteliğe dayanmaktaydı.  Bu düşüncenin temellerini oluşturan husus, Müslüman coğrafyanın emperyalistler tarafından dizaynına yönelik müdahaleleri kabul edilemez gören bir noktadan hareketle belirlenmişti. Modern-ulus devlet paradigmasına karşı çıkış, yine benzer handikaplara kapı aralayan bir anlayışın sahneye konduğu senaryoyla malülse, bir başka ifadeyle yapaylığı bahane gösterilerek başka ulus devletleri eleştirirken kendi ulus devletinin daha da güçlendirmesini hedefliyorsa bunu hangi iktidar biçimi yaparsa yapsın, gelinen nokta sadra şifa bir nokta olmayacak, aynı fiyaskoları tekrarlamak zorunda kalacaktır.

Evet sınırlar yapaydır ancak, sınırları IŞID’ın yaptığı gibi kanla, katliamla, zora dayalı bir demografik değişimle gerçekleştirilmeye çalışılırsa Sykes-Picoult sınırları bile tercih edilebilir duruma gelebilir. Herşeyin başı gönüllülüktür, zira sömürgeciler de İslam dünyasını kendi arzularına göre şekillendirirlerken bölge halklarının görüşlerini, temennilerini, öfke ve ideallerini kaale almadılar. Ülkeleri İslam dünyasındaki birkaç aristokrat aile arasında paylaştırarak bu işi hallettiklerini zannettiler. Bütün mezhep, meşrep ve yaşam biçimleriyle bölge halklarının arzularını görmezden gelecek, ona kendi isteklerini dayatacak her düşünce ve siyasetin eninde sonunda iflas edeceğini önceden görmek için müneccim olmaya gerek yok. Sömürgeci deneyimleri yeniden üreten, halkların iradesini yok sayan bir düşüncenin, sırf İslamidir ya da geleneksel değerlere yaslanıyor diye başarılı olması beklenemez. Sağcılığın içinde bulunduğu bataklık, bunu görmesine engeldir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İslam Özkan - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.