Rus uçağının düşürülmesinin muhtemel sonuçları

Rus uçağının düşürülmesi bölgede Türkiye ile komşuları arasında var olan gerginliklere bir yenisini daha eklemesi bakımından oldukça dikkat çekici bir gelişme. Rusya’nın da elbet boğuşmakta olduğu bir takım bölgesel ve küresel krizleri var ancak, Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerindeki sorunları Rusya’ya nazaran daha karmaşık, bölgesel semptomplarının çözümü daha zor ve kronik özellikler taşıması bakımından tahribat boyutu daha yüksek görünüyor. Sorunlara çözüm üretebilecek kudrete sahip olma bakımından bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda Rusya’nın mali, askeri ve siyasi gücünün bu noktada daha etkili, daha ikna edici ve ses getirici olduğunu tartışmaya bile gerek yok.

Türkiye’nin bu çıkışının oldukça cüretkâr olduğunu, böyle bir tutumun beklenmediğini ve belki de olayları takip eden birçok kişi açısından süpriz olduğunu söylemek gerekir. Ancak yaşanan bu gelişmenin Suriye’de zaten karmaşık olan meseleleri daha da kompleks hale getirmekten başka ne işe yaradığını, Türkiye’ye ne gibi getirilerinin olacağını sormak gerekmez mi?

Bu hamle Rusya’nın Türkiye hava sahasını ihlal etmesini önümüzdeki süreçte engelleyeceğini varsayalım.  Peki, Rus uçağının düşürülmesi, Rusya’nın Suriye’nin kuzeyinde Suriye ordusuyla birlikte gerçekleştirdiği operasyonu durdurmasını sağlayacak mı? Suriye içindeki kaosa son verecek mi, akan kanın durmasına yardımcı olacak mı? Desteklediği silahlı grupların Esat yönetimini devirmesini, onu köşeye sıkıştırmasını ya da masaya daha avantajlı bir konumda oturmasını temin edecek mi? Kısacası bu hamle Türkiye’nin bölgesel hedeflerinden hangisine hizmet edecek?

Belki bu hamle Suriye’deki silahlı grupları ama özellikle de Bayırbucak Türkmenlerini cesaretlendireceği, onlara “direniş” ruhu pompalayacağı, ayrıca iç politikada Türkiye’nin “dik duruşu”nu ve “ulusal onuru”nu koruması açısından kiritik bir işlev göreceği kabul edilse bile kaybedecekleriyle kıyaslandığında bu çıkış neye malolacak? Bu hamle, Türkiye’ye milliyetçi ve yer yer de şövenist bir takım duyguların kabarması dışında somut anlamda ne kazandıracaktır?

Peki, Türkiye’nin Batı ülkeleriyle ilişkilerine geçelim. Türkiye bu hamlesiyle NATO tarafından takdir edileceğini, ABD tarafından ödüllendirileceğini mi düşünüyor? NATO’nun sınırda Türkiye’nin hava sahasını korumak üzere konuşlandırılan Patriot füzelerini çekeli daha bir kaç ay bile olmadığı halde, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinin hemen arefesinde füzelerini çekmesi, tesadüf olabilir mi? ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin Rusya’nın müdahalede bulunacağından haberinin olmadığı düşünülebilir mi?

Rusya’yla bir kriz çıkması durumunda Türk hükümeti, bunun ekonomik, siyasi ve askeri sonuçlarına katlanabilecek mi? Her an bozulmaya meyilli hassas dengelere sahip, ekonomisi pamuk ipliğine bağlı, zengin yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip olmadığı için enerji bakımından karşı tarafa bağımlı olan, dolar alıp başını gittiğinde bunun ağır yükü altında ezilecek taraf hangisiyse daha çok zarar görecek olan taraf da odur. Doğal gazın %55’ini ithal ettiği ve enerji bakımından ciddi bir bağımlılığının bulunduğu Rusya ile köprülerin atılmasından hangi tarafın mağdur olacağına değinmiyorum bile.

Gelelim meselenin hukuki boyutuna. Olaya bu çerçevede bakılsa bile Türkiye’nin iddialarını hukuki açıdan zayıflatacak argümanlar mevcut. Evet, genel çerçevede bakıldığında BM, Türkiye’ye hava sahasının ihlal edilmesi durumunda böyle bir yetki vermiş görünüyor, ama her hukuki olayda olduğu gibi burada da olayın kendine has koşulları, gerçekleşme biçimi, benzer başka olaylarda ne gibi gelişmeler olduğu vs. gibi konular göz önünde bulundurulacaktır. Kaldı ki hava sahası Yunanistan tarafından defalarca ihlal edildiği halde şu ana kadar Yunan uçaklarını düşürme girişiminde bulunmayan Türkiye, Rus uçağını düşürmenin hukuki açıdan izahında zorlanacağa benziyor.

Öncelikle Rusya, Türk hava sahasını ihlal etmediğini ve bunu teknik açıdan ispatlayabilecek durumda olduğunu ifade ediyor. İkinci olarak IŞİD’e karşı mücadele ve bu mücadele noktasında Viyana Toplantısı’nda alındığı ifade edilen tarafların IŞİD’e karşı mücadelesinde yardımcı olmak ve katkı sağlamak zorunluluğu gibi güçlü bir argümanı var Rusya’nın. Kısacası uluslararası hukuk açısından da bakıldığında ilk bakışta Türkiye’nin elini güçlendiren hukuki argümanların varlığı, daha birkaç adım atıldığında hemen yara alıyor ve Türkiye’nin hukuki açıdan iddialarını da tartışmalı hale getiriyor.

Bir de açıklamalar boyutu var... Belki küçük bir ayrıntı gibi görünebilir ama, şu haber bana diplomatik açıdan oldukça sorunlu bir açıklamaymış gibi geldi:

Türkiye'nin Suriye sınırında savaş uçağını düşürmesiyle ilgili olarak bir yorum da Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç'tan geldi. Washington'dan Moskova'ya mesaj gönderen Kılıç, "Sabrımızı test etmeyin" dedi.

Tabii bu açıklamanın yorumunu diplomasi ustalarına bırakmak lazım ama, küçük bir noktaya da işaret etmeden geçemeyeceğim: Türkiye’de başka bir ülkeye gözdağını ne zamandan beri o ülkenin Washington büyükelçisi verir oldu? Benim hatırladığım Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı olmadan önce ülkesinin Washington büyükelçisi olan Adil Cübeyr, Yemen’e yönelik operasyonun işaret fişeğini vermişti ve bu, ABD’nin Suudi Arabistan’a Yemen konusunda açık destek verdiği şeklinde yorumlanmıştı. Acaba Türkiye ABD ve Batı’ya mı güveniyor sorusu ister istemez zihinsel sınırları zorluyor.

Konu madem ABD’ye geldi, yine buradan devam edelim o zaman. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarındaki uslubunun sertliğine dikkat eden var mı acaba merak ediyorum. Karşınızdaki ülke, nüfusu 3-5 milyon olan ve muz cumhuriyeti olarak görülebilecek fakir, aciz ve güçsüz bir ülke değil. Yüzölçümü 17.075.389 km², nüfusu 145 milyon, GSYİH 2 trilyon dolar ve askeri bütçesine de Türkiye’nin 10 katı para harcayan bir ülkeden bahsediyoruz ve Davutoğlu, “Bayırbucak Türkmenlerine ateş yağdıran kim olursa olsun mesajımız açıktır” diyerek tehdit edebiliyor. Bu açıklama, diplomasideki kırmızı çizgilerin aşılmak üzere olduğunu, Türk-Rus ilişkilerinin son derece bıçak sırtı bir duruma geldiğine işaret ediyor. Uluslararası ilişkilerdeki güç dengeleri açısından Türkiye’nin gerçekten yerine getirebilecekse bu tehditleri savurmasında bir beis olmadığı, öyle bir gücü varsa Türkiye’nin bu tehdidi kaldırabileceği düşünülebilir ama şayet boyu aşan bir durum varsa, boğulma tehlikesine karşı NATO cankurtaranına sağınmanın Türkiye’ye hayat öpücüğü bağışlayıp bağışlayamayacağı elbet merak edilecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İslam Özkan - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.