Esma ile Berkin ve Çoktan seçmeli sınavlar

Son dönem yaşanan her toplumsal olayda kamplaşmalar yaşanmakta, insanlar kendilerine dayatılan çözüm veya hareket seçeneklerinden birini seçmeye zorlanmakta,  alternatif veya farklı bir çözüm üretmek isteyenler ise dayatılan seçeneklerden herhangi birini seçenler tarafından hain, sapık veya fitne çıkarmak la suçlanmaktadır. Problemlerimiz ya siyah ya da beyaz çözüm yoluna mahkûm edilmektedir. Yaşanan aşk veya birliktelikler dahi ’ Ya benimsin ya da kara toprağın ‘  sonucuna evirilerek iki seçenekli bir dünyaya doğru hızla ilerlemektedir. İki seçenekten hangisi tercih edilmişse o kesin doğrudur ve yanlış seçeneği tercih edenlerin yaşama ve var olma hakları yoktur. Onlarla savaşılmalıdır. Savaş argümanlarını ise dönem veya konjonktüre göre dini, mezhebi, etnik veya cinsiyet bazlı yapılabilmektedir. 3. yol önerenlerin ise irabda mahalleri yoktur, kitapta da yerleri yoktur. Onlar dikkate alınamayacak kadar önemsiz, var olan şablona uymayan üretim hatası olarak kabul edilen, Dünya sistemine, düşünce normlarına, ekonomik değerlere, sosyal gerçekliklere, mezhebi hassasiyetlere, etnik üstünlüğe, dini ritüellere, cinsiyet ayrımcılığına, egemenlerin sistemlerine entegre olamamış çağdışı sapkın bir topluluk olarak kabul edilmektedir.

Son süreçte yaşananlar dikkate alınırsa, Ya Tayyipçi Ya da Fethullahçı olmak zorunda kalan kocaman bir ülke görüyoruz. Eğer bir yerde Tayyip Erdoğan’ı eleştirirseniz sizi dinleyenler hemen sizin Paralelci olduğunuza karar veriyor. Tayyip Erdoğan’ı yaptığı güzel bir icraattan dolayı överseniz hemencecik Cemaat karşıtı olduğunuza karar veriliyor. Bazıları konuşmalarınızdan ya da yazdıklarınızdan sizin neci olduğunuza karar verirken bazıları da sizin neci olmadığınızla ilgileniyor. Eğer siz hem Tayyip Erdoğan’ı hem de Fethullah’ı eleştirseniz, her ikisinin de yanlışları var derseniz karşınızdakinin arıza lambası yanmaya başlıyor. İtibarsızlaştırılarak sizin ne kadar da önemsiz bir iş yapmaya çalıştığınız ve beyhude uğraştığınız kanaati oluşturuluyor. Söylenenlerin, mevcut yandaş ve muhalif basın ve yayında karşılığı olmadığı, mevcut kamplaşmaya hizmet etmediği, olsa olsa fitne çıkarmak için imal edilmiş dış mihraklı bir proje olduğu gibi bir sonuçla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ya da birilerinin maşası olmakla bile suçlanabiliyorsunuz.

2011 Mart’ından beri hem dünya gündemini hem ülke gündemini hem de Türkiye İslamcılarının gündemini meşgul eden Suriye meselesinde de önümüze iki seçenek dayatıldı ve ‘ya benimsin ya kara toprağın’ mantığı ile hareket edilerek insanlar ya Esadçı ya da silahlı muhalif unsurları destekleyenler olmak zorunda bırakıldı. Bu iki seçenekten birisi doğru cevap ve kararı barındırırken diğeri ise yanlış ve çok kötü bir tercih olarak zaten deklare edildi. 3. yol önerenler, çözümü mevcut seçenekler arasında göremeyenler, “ne Esadçıyız ne de silahlı muhalefeti destekliyoruz, bu sorunun çözümü savaşı devam ettirmekten değil, ortak bir noktada anlaşarak müzakereden geçer” diyenler hain, mezhepçi, katliam destekçisi, zalim sevicisi, onun bunun maşası gibi yaftalamalara maruz kaldılar ve dayatılan iki seçenekten herhangi birini seçenler tarafından ortak düşman ilan edildiler.

Söylenenler, dayatılan seçenekler arasında yoktu; öyleyse meydan okumanın anlamı yoktu. Ya sev ya terk et prensibi gereği 3. yolu tercih edenlerin değerlendirme dışında kaldıkları ve her halükarda yanlış ve alakasız cevap statüsünde değerlendirildiği ortadadır.

Popüler bu iki örneğin haricinde, günlük hayatta her sorunumuzda seçeneğin biri yanlış diğeri doğru olarak algılatılan bir sınavla karşı karşıyayız. Aslında bu sınav ve çözüm tekniğinde her ne kadar bize iki seçenek sunuluyorsa da aslında soru kökünde verilen bilgilerle kabul ettirilmek istenen doğru cevap da dayatılmaktadır. Diğer seçeneği seçenlere hayat hakkı tanınmamakta, başarısız kabul edilerek hedefe ulaşması engellenmektedir.

Bize ne oldu da hep iki seçeneğe mahkûm bırakıldık?

Dershane tartışmaları, Üniversite veya Fen lisesi sınavları, görevde yükselme, mesleğe girme, yeterlilik alma, uzmanlık sınavları vb. konular hepimizi meşgul eden eğitim ve öğretimin vazgeçilmez meseleleridir. Daha çocukken ya bu siyah çorabı ya da bu beyaz çorabı seçmelisin şeklinde başlayan dayatma, ilkokula başlayan ve daha az önce okuma ve yazma öğrenen çocuklara uygulanmaya başlayan test yöntemi sorularla devam etmekte ve emekliliğe kadar geçecek sürede başarılı olmanın ölçüsü, önünüze bazı açıklamalarla konulan sorunun cevabını size dayatılan cevaplar arasından doğru olanı bularak seçmeniz olarak kabul edilmektedir. Size sunulan problemin tek doğru cevabı vardır ve onu bulursanız başarılı olabilirsiniz. Diğerleri tamamen yanlıştır. Hele hele seçeneklerde olmayan bir cevabınız var ve onun doğru olduğunu iddia ediyorsanız, eğitim sistemine meydan okuyorsunuz ve başınız belaya girecek demektir. Sistem size farklı bir cevap sunma fırsatı tanımamaktadır. Size gösterilen yerlerin dışında bir yerleri işaretlerseniz, alternatif oluşturmaya, renklendirmeye, çeşitlendirmeye, zenginleştirmeye çalışırsanız sınavınız geçersiz sayılacak ve hangi alanda sınava girmişseniz başarısız ve liyakatsiz sayılacaksınız demektir.

İşte bugün şikâyetçi olduğumuz bu zihin ve düşünce yapısını ilkokulda başlayan ve her bir evrede başarının ölçüsü kabul edilen bu sınav sistemine borçluyuz. İnsanların bir kısmı sadece Esma’ya ağlıyor, diğer bir kısmı sadece Berkin’e ağlıyorsa bu test sisteminin yetiştirdiği kitleyle yüz yüze olduğumuzun kanıtıdır. Hem Esma’ya hem Berkin’e hem de Ceylan’a ağlayabiliyorsanız bu eğitim sisteminin yetiştirdiği kitle sizi anlayamayacak, bir kısmı sizi Rabiacı, bir kısmı sizi Çapulcu, bir kısmı da bölücü olarak niteleyecektir; çünkü seçeneklerde bunlar var.

1980-90 arasında okullarda veya sınavlarda uygulanan testlerde seçenekler arasında hepsi ve hiçbiri seçenekleri de olurdu. Daha sonraları bu hepsi veya hiçbiri seçenekleri testlerden çıkarıldı. En azından öğrenci bütün seçeneklerinde yanlış olabileceğini veya hepsinin doğru olabileceğini biliyordu. Daha esnek ve kuşatıcı bir çözümle zihinde kalıpların ve putların oluşması kısmen engelleniyordu.

Hatırlayanlar vardır 1980’lerde İslamcılar kendilerini ifade ederken “ne sağcıyız ne solcu Hak yolcuyuz Hak yolcu” diye bir slogan geliştirmişlerdi. Basit gibi görünse de sisteme ve statükoya kısmen bir başkaldırı ve dayatılanları kabul etmeme refleksi barındıran bu davranışı, bugünlerde toplumun büyük bir kısmında görmediğimiz gibi, entelektüel camiada da şahit olamıyor ve hatta İslamcılarda bile rastlayamıyoruz. Maalesef İslamcılar da popüler siyasi politik ve çıkar konularında dayatılan çözümlerin birer figürü olmaktan öteye geçemiyorlar.

Bazen de sınav merkezi cevap anahtarını değiştiriveriyor. ‘Kürt yoktur herkes Türk’tür, eğer Kürt varsa en iyi Kürt ölü Kürt’tür’ seçeneğini yıllarca itikat meselesi gibi savunanlar, bir anda apansız olarak Sınav merkezinin açıklamaları neticesinde ‘Türk Kürt Kardeştir, çözüm süreci haktır’ seçeneğini tercih edebiliyorlar. Sınavınızın iptal edilip rızkınızın kesileceğine, geleceğinizin kararacağına inandırılan topluluklar, gerçekleri kavradıklarından dolayı değil, sınav merkezinin yaklaşımları doğrultusunda kararlarını kolayca değiştirebiliyorlar.

Güncel olması açısından; düne kadar atalarımızın Müslüman olmaları hasebiyle Ermenilere soykırım uygulamadığı seçeneğini işaretleyen ve doğru kabul edilerek sınıf atlatılan Müslüman muhafazakâr kitle, bugün itibariyle yüce sınav merkezinin yaptığı açıklamalar doğrultusunda bundan sonraki sınavlarda , ‘atalarımız Müslüman oldukları halde Ermenileri katlettiler’ seçeneğini işaretleyecek, arkasından ise taziye mesajları yayınlanarak sınıf atlanılacaktır. Başarının ölçüsü sınıf atlamaksa istenilen cevap verilerek sistem beslenecek ve yüce sınav merkezinin otoritesi de perçinlenecektir.

Tek tip ve istenilen cevapları verenlerin başarılı kabul edildikleri bu eğitim ve sınav sitemine derhal son verilmeli; bu anlayışı besleyen testler, denemeler, dershaneler, sınavlar kaldırılmalı; çeşitliliği ve zenginliği ortaya koyan yaklaşımlar geliştirilmelidir. “Ya sev ya terk et, ya benimsin ya kara toprağın, ya A ya da B, ya Esad ya da Mücahidler(!),ya Tayyip ya da Paralel, ya AKP ya da CHP, ya Esma ya da Berkin, ya Sünni ya da Alevi, ya Türk ya da Kürt ve ya Ermeni, ya bizim tribünde fanatik bir taraftar ya da diğer tribünde fanatik bir taraftar” olma anlayışı toplumu izole edilmiş kamplara bölmekten öteye geçemez. Dünyayı kendimiz gibi olanlarla beraber yaşadığımız bir zindan haline getirecek olan bu anlayışın, bugün başarmanın ölçüsü veya aracısı kabul edilen seçmeli sınavların bu kadar çok yaygın olması, hayatımızın her alanına girmesinin bir sonucu mudur acaba?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Aksu - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.