Projektörler

Eskişehir Özel Tip Kapalı Cezaevi. Siz "özel tip" denilmesine bakmayın. Burası hücre tipi bir cezaevi, yani F tipi. Galiba Türkiye'deki ilk F tipi cezaevi örneği burası. Belki de F tipi cezaevlerine geçiş için yapılmış bir cezaevi. Yani koğuş sistemi ile hücre tipi cezaevi arasında geçiş olduğu için adına  “Özel tip” denmiş olabilir.

Ancak adı her ne olursa olsun burası, adı bir zamanlar "tabutluk" olan bir cezaevi... Uzunca bir zaman gündem yapılarak oluşturulan toplumsal baskılar sebebiyle, bir grup siyasi mahkumun yani sol siyasi mahkumların konulmayıp; başka bir grup siyasi mahkumun yani Müslüman mahkumların konulduğu cezaevi. Sol siyasi mahkumlar  konulacağı zaman; insanlık, insan haysiyeti ve benzeri gerekçelerle  karşı çıkanların, Müslümanlar buraya konulurken sessiz kaldığı cezaevi.

Koğuşum-hücrem- dublex, iki katlı yani. Giriş yaklaşık dört metreye dört metre büyüklüğünde.  İçinde  lavabosu  bulunan 1,5 metre kare tuvalet de bu katta. İkinci katın büyüklüğü de aynı ve o katta ise ranza ve bir dolap var.

Cezaevi ilk yapıldığında her kat tek kişilik hücre olarak düşünülmüş, tam tabutluk muş yani. Ancak sonradan yapılan tadilatla iki katlı hale getirilmiş. Yukarıya çıkan eğreti ve çok dik beton merdivenden, merdivenin yukarıya uzanan kenarlarından, tavandaki betonun gördüğü tadilattan ve girişte bulunan kapının aynısının üst katta da bulunmasından öyle anlaşılıyor.

Giriş katından  bir kapıyla havalandırmaya çıkılıyor. Her hücrenin kendi havalandırması var ve havalandırmanın genişliği de dört metreye dört metre civarında. Havalandırma duvarlarının yüksekliği ise yedi-sekiz metre kadar. Ağız tadıyla volta bile atılmıyor. En fazla altı aldım... Ancak sekiz adımlık volta atmanın kolayını buldum; bir köşeden diğerine çapraz atıyorum voltayı...

Gökyüzünü seyretmek için en uygun duruş şekli sırtüstü yatmak. Ayakta ya da otururken gökyüzünü seyretmeye kalkışmak boyun tutulmasını veya en azından boyun ağrısını göze almayı gerektiriyor.

Havalandırma duvarının iki köşesinde iki projektör var. Bunlar akşam daha hava kararmadan yanmaya başlıyor ve sabahleyin ortalık iyice ağarıncaya kadar açık kalıyor. Yaklaşık bir buçuk yıldır tek istisna, jeneratör arızası sebebiyle elektriği kesildiği o gece oldu.

Elektrik kesilir kesilmez civar koğuşların havalandırmalarından tekbir sesleri gelmeye başladı.

Koğuş ve havalandırmalar yan yana bitişik olarak dizilmiş kibrit kutuları gibi. Koğuşumda-hücremde-bir süredir tek kalıyorum. Zifiri karanlıkta kesinti devam ederse belki mum verirler biraz bekledim, ama nafile...

Projektörlerin ışığından hep nefret etmişimdir. Her zaman göz kamaştırıcı, yapay, rahatsız edici ve alabildiğine itici gelmiştir. Belki de bunun için geceleri halı sahada maç yapmayı hiç sevemedim.

Her türlü tüp-ocak vs. cezaevlerinde bir süre önce yasaklandı. Bir yağda yumurta ya da menemen canı çeken havalandırmada gazete-karton yakıp pişiriyor. Gazete vs. yakıldığı zaman külleri ortalığa savrulup uçuşuyor. Ben bir sopanın ucuna sardığım bezi sıvı yağa batırarak hazırladığım meşaleyi yakıyorum, menemen yapacağım zaman. Bir defa tarhana çorbası bile pişirdim. Meşale gazeteden hem daha dayanıklı ve hem de ateşi daha fazla. Ayrıca toz kül de olmuyor. Onun da kokusu var ama gazete yakmaktan daha ehven geldi bana.

Karanlıkta el yordamıyla havalandırmaya çıkıp meşaleyi yaktım. Havalandırmaya bakan pencerenin önüne koyunca hem havalandırma hem de koğuşun-hücrenin-giriş katı yeterince aydınlandı. Doğrusu zifiri karanlıkta biraz kalınca ürpermiştim. Alışkın olmadığım için, yoksa karanlık fobisinden dolayı değil.

Projektörlerin yandığı gecelerde gökyüzünü seyrederken görebildiğim yıldız sayısı genellikle bir tane olmuştur. Çok dikkatli baktığımda ise iki bazen belki üç ama daha fazla hiç olmadı. Geceleyin yıldızları bırakın görmeyi, gündüz güneş bile havalandırmanın her yanına vurmuyor. Uçsuz bucaksız gökyüzünden payımıza düşen, dört metreye dört metrelik bir kesitten görebildiğimiz kadarı.

Meşaleyi yaktıktan sonra, meşalenin ateşiyle bir  de sigara yakıp, havalandırmada serili seccademin üzerine sırtüstü uzandım. Aman Allah’ım! Gördüklerim beni şaşkına çevirdi. Olamaz! dedim,meğer gökyüzü yüzlerce yıldızla doluymuş. Gökyüzünün görebildiğimiz dört metreye dört metrelik kısmında bile yüzlerce yıldız varmış. Şaşkınlıkla bakakaldım. Biraz sonra meşaleyi de söndürdüm.

Havalandırma duvarlarının yüksekliği ya da havalandırmanın darlığı değilmiş yüzlerce yıldızı görmeye engel olan, sadece projektörlermiş. Onların göz kamaştırıcı ve rahatsız eden suni ışığıymış meğer. Havalandırmanın yapısı pek fazla etken değilmiş. İyi ki o gece elektrikler kesildi. Yoksa hep duvarlara kızıp duracaktım, ya da cezaevinin yapısına.

Projektörlerin ışığından nefret ettiğimi daha önce söylemiştim, bir kez daha küfrettim, göz kamaştıran projektörlere yapay aydınlanmaya . Gece karanlıkta bile yıldızları görmeyi engellediği için. Yıldızlar, karanlık iyice basmadan ortaya çıkmıyor. Her yere yayılması lazım karanlığın. Koyu zifiri karanlık her tarafı kaplamalı, onları görebilmek için.

Karanlığın verdiği ürpertiyi hissetmelisin ki ancak o zaman yıldızları tüm parlaklığıyla görebilesin dedim; kendi kendime… Karanlık iyice artmadan yıldızlar görünmüyor. Çakmağı yakıp saatime bakıyorum sabah namazına epey vakit var. Güneşin doğmasına ise daha fazla var.

Bir kez daha sövüyorum projektörlere ve gülüyorum güneş doğduğunda hepiniz söneceksiniz.

Ertesi gün gardiyanı çağırdım kapıyı vurarak; buyur hoca dedi.

Havalandırmadaki projektörler kaç watt?

Yüzünün şeklinden ilk anda ya anlamadığını ya da "hoca galiba kafayı yedi" diye düşündüğünü zannetsem de “500-600 watt vardır herhalde”; diye cevapladı. Mazgalı kapatmasının ardından kafasını sallayarak, "deli midir nedir" diye söylenerek gittiğini düşünüp kendi kendime güldüm. Öyle düşünüyorsa bile pek haksız sayılmaz. Nereden bilsin projektörleri niçin sorduğumu? Elektrikler kesildiği ve projektörler yanmadığı için yıldızları olduğu gibi görebildiğimi? Projektörler sönmeden havalandırmadan bakıp gökyüzündeki yüzlerce yıldızı görmenin mümkün olmadığını ve bu hayretimin hala devam ettiğini nereden bilebilir ki?

Arif amca 65 yaşında, cezaevinin en yaşlısı. İzmit'e bağlı Servetiye Köyü'nden tutuklanıp getirilmiş. Aynı koğuşta altı ay kadar kaldık. Teröristlere yani bize yardım ve yataklık suçundan tutuklandı. Geceleri volta atarken "bu havalandırmadan yıldız bile görünmüyor biraz geniş yapsalar olmaz mıydı?" deyip lanet okurdu. Hanımı imam nikahlı olduğu için her hafta ziyarete gelmesine savcı vermiyor. Savcıya ve cezaevi yönetimine kızıp, "sadece ziyaret konusunda değil gökteki yıldız konusunda bile cimri bu..."deyip söverdi. “Baksana yıldızların bile iki-üç tanesi görünüyor, burada insan yaşar mı?” deyip dertlenirdi.

Ormanın içindeki köyünden, köyünün güzelliklerinden sık sık söz ederdi Arif amca.”İnşallah çıkınca gelin yüzlerce dönüm arazim var; orman arazisi. İstediğiniz yere ev yapıp oturun Talip” derdi. Hayatı yeşillikler içinde geçmiş ama koğuşumuzda yeşilin rengi bile yok. Arif amcayı emniyette-sorguda tanıdım, cezaevinde bu tanışıklığımız daha da arttı. Samimi ,iyi  bir insan.

O da benim gibi aynı hataya düşmüştü; yıldızların görünmemesini havalandırma duvarlarının yüksekliğine ve havalandırmanın darlığına bağlıyordu. Elektriklerin kesildiği o geceden birkaç ay önce tahliye olmuştu. Yargılanması tutuksuz devam ediyor.

İyi ki o gece elektrik kesildi. Göz kamaştırıcı-yapay ışıklar sebebiyle yıldızların varlığını ve pırıltısını görememişim dedim, kendi kendime…

Yoksa "aydınlanma çağı" dedikleri ve O Çağdan itibaren bugüne kadar gelen aydınlık da cezaevinin projektörleri gibi mi?

İnsanın görmesi gereken, normalde görebileceği hangi yıldızları, gerçek pırıltıları ya da yansımaları görmeyi engelliyor?

Ya da kimlerin gözünü kamaştırıyor, görmesini engelliyor?

Gözleri olup da görmemek acaba böyle bir şey mi?

Milyonlarca insanın yaşadığı hapishanede de projektörler var mı?

Varsa kaç tane?

Az mı?

Yoksa insanın insan olmasının özellikleri kadarmı çok?

Yıldızların tabii-doğal parlaklığı ancak gecenin tabii doğal karanlığında görülebiliyor. Ancak gri bulutlar da olmamalı. Hava kapalı olunca da yıldızlar görünmez. Acaba diyorum insanlığın içinde bulunduğu karanlık bile tabii değil de o bile yapay mı? Galiba o bile yapay, aydınlanmanın karanlığı- projektörlerle müdahale edilen karanlık.

Sizin havalandırmanız kaç metrekare?

Sizin projektörleriniz kaç watt?

Sizin havalandırma duvarlarının yüksekliği kaç metre?

Sizin havalandırmadan kaç yıldız görünüyor?

Sizin havalandırmanın köşelerinde kaç tane projektör var?

Sizin elektrikler de ara sıra kesiliyor mu?

Bu soruları sorarken birden aklıma geldi. Geceleri sakin olduğu için genellikle gece okuyorum uzun zamandır gözlük kullandığımdan olsa gerek bir müddet kitap okuduktan sonra gözlerim sulanıyor. Lise yıllarından bu yana miyop olduğum için gözlük kullanıyorum. Acaba miyop olduğum için mi yeterince yıldız göremedim gökyüzünde? Acaba gözlerim yeterince sağlıklı olsaydı keskin bir gözle bakabilseydim projektörlere rağmen yıldızların daha çoğunu görebilir miydim?

Yoksa kabahat projektörlerde değil de gözlerimde mi? Bir an tereddüt ediyorum kabahati projektörlerde gördüğüm için. O an hayıflandım,keşke hipermetrop olsaydım. Belki o zaman bu yüksek wattlı modern aydınlatma aletleri yıldızları görmemi engelleyemeyecekti. Ama o zaman da burunumun ucundakini bile göremeyecektim. En iyisi miyop veya hipermetrop olmamak.

Ya siz?

Miyop musunuz yoksa hipermetrop mu?

Yok, yanlış anlamayın ben miyopum da.

Yıldızları göremememde bunların hepsini etkili yoksa hepsinin biraz etkisi var da projektörlerin payı daha mı fazla? Belki. Yoksa diyorum cezaevine bir teleskop mu isteyeyim? Acaba cezaevinde teleskop bulunmasına izin verirler mi?

Şu günlerde giysi ve kitap haricinde dışarıdan hiçbir şey içeriye alınmıyor. Lazım olan bir şey olduğunda dilekçe yazıyorsunuz ve yönetmelik çerçevesinde müdür izin verirse memurlar vasıtasıyla dışarıdan aldırılabiliyor. Dilekçe yazıp müdürle konuşmaya niyetleniyorum. Acaba müdüre çıksam mı? Belki anlayışla karşılar. Belki de; ne yapacaksın teleskobu? Etrafındaki duvarları, havalandırmayı, havalandırma duvarının üstündeki dikenli telleri görüyorsun. Televizyonunuz var orada her şeyi seyrediyorsunuz; futbol maçları diziler, filmler, televole vs. yıldızları görüp de ne olacak sanki yıldızlara mı gideceksin? ve benzeri laflarla geçiştirmeye çalışacak belki. Belki de; çok şey istiyorsun size verilen bir sürü haklar var onlarla yetin, herkes gibi davran burası cezaevi. Yoksa?

Yoksa ne? Tecrit mi?

Tecrit, tek kişilik hücre. Ceza hücresi. Kurallara uymayan davranışlar  sebebiyle disiplin cezası alan mahkumların kapatıldıkları hücre. Yalnızlaştırmaya hücresi oluyor. Bir netice alamam düşüncesiyle müdüre çıkmaktan vazgeçiyorum.

Bir ara birkaç taş atıp projektörleri kırmak geldi aklıma, ama çok zor. Camları çok kalın, şişe dibi gibi görünüyor, kolay kolay kırılmaz. Kırsam bile aynı gün tamir edilir. Hem de projektörleri kıracak taşı koğuşta nereden bulacağım? Jeneratörün bulunduğu yere ulaşıp bozmak aklıma geliyor ondan da vazgeçiyorum; çünkü hem oraya girebilmek  mümkün olmaz, hem de çözüm olmaz. Yoksa tecritten falan korktuğum için değil.

En iyisi galiba projektörlerin ışığının çok uzağında durup etrafımıza kuşatan duvarların dışına çıkarak yıldızları seyretmek hapishanenin dışına...

Sizin de etrafınızda kuşatan duvarlar, demir parmaklıklar veya dikenli teller var mı? 

Geçenlerde gardiyanın biri mazgalı açmıştı; gece geç vakitte… Oldukça neşeli olduğumu görüp şaşırmıştı. Maşaallah, çok neşelisin hocam; diyerek… Beton duvarların içinde, daracık yerde nasıl mümkün diye şaşırdı galiba. Gülümsedim ben de. Elimle şakağımı sonra da kalbimi işaret edip, "burası ve burası demir parmaklık ve beton duvarların içinde değilse mümkün, beden bu ikisine tabidir" demek geldi içimden ama vazgeçtim sadece tebessüm ettim.

Dün Server Tanilli'nin "Dünyayı Değiştiren On Yıl" isimli kitabını okuyordum, yarım kaldı. Fransız Devrimini anlatıyor. Aydınlanma çağı Fransız düşünür ve edebiyatçılarının devrime olan etkilerini anlattığı bölümü bitirip ara vermiştim. Bir sigara yakıp havalandırmada volta atmaya çıkarken projektörler geldi aklıma... 25 TEMMUZ 2001

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Talip Özçelik - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.