Gayrimüslimin Göremediği Perspektif

İnsan, yeryüzüne gönderilişinden belirli bir vakit sonra, hayatın telaşesinin tam orta yerinde kaçınılmaz sona ulaşacak; akrep ve yelkovan evinin duvarındaki saatten dışarı kaçacak ve o zaman ekmeyip boş bıraktığı toprakları, gerçekleştiremediği amellerine mezar olacak. Allah’ın namütenahi nimetlerinin incecik bir zerresi olan dünya hayatı, ademoğluna bahşedilmiş bir bahçe gibidir. Her nefis, bu bahçeyi salih amellerle donatmak için yalnızca bir defaya mahsus olan dünya hayatına sahiptir. İşte bu süreli yolculuğumuzda ne ekersek, ahiret gününde Rabbimiz bizim karşımıza onu çıkaracak. Zaten birçoğumuz günlük hayatın koşturmacasında faydalı nimetler elde edip yaşamını idame ettirebilmek adına çalışıyor. Bu örnekte aldığımız sonuçların, sarf ettiğimiz efor oranınca olduğunu görüyoruz. Buna paralel olarak, manevi hayatımız için verdiğimiz çaba kadar da ahirette mükafatlandırılacağız. Ancak bunu süreli dünya hayatında yapmamız gerekiyor, akrep ve yelkovan durmadan önce…

Rabbimiz bazılarımızı Müslüman coğrafyalarda yaratarak, İslam’ın hakikatleriyle ne derece ahenk içinde hayat sürdüğümüzü tedrici imtihanlar göndererek izliyor; bazılarımızı ise henüz İslam’la müşerref olamamış seküler devletlerin topraklarında, aklı ilahlaştırmış ideolojilerin birbiriyle çarpıştığı caddelerle bu sınava tabi tutuyor. İşte bu ikinci kısımda bulunanlarımız için elbette Allah’ın yegane dini İslam’a ulaşmak kılı kırk yararak arayış içinde olmayı gerektiriyor. Ebedi doğruyu arayış yolculuklarında bazıları ağustos böceği gibi çalışırken bazıları da böyle zahmetli bir girişime yeltenmeyi reddedip yahut periyodik olarak her dönem erteleyip bu dünyada ekmesi gereken tarlasının başına şezlongunu sererek tüm ömrünü cömertçe heba edebiliyor. Bu abesle iştigal oluş, cüzi iradeye sahip insanı zaman içerisinde fani dünya hayatının müptelası haline getiriyor. Zamanla insan, nefsinin materyalist ve pragmatik emirlerinin demir parmaklıkları arasında ipotekli bir ömrün perdelerini aralıyor.

İnsanı insan yapan, ona değer biçen, onun karakterini tanımlayan elbette sadece kendisi değildir. İçinde bulunduğu toplum, en ufak bir kıyafet seçiminden ömrünü adayabileceği bir vizyona kadar onun hayatına nüfuz edebilir. İşte bu ‘toplum’ un kişilere dayattığı ideolojiler, bugün dünyanın dört bir yanında sosyal yaşantıyı insanlara zehreden koronavirüs kadar bulaşıcı olabiliyor. Bugünün toplumlarında da maalesef bu materyalist ve sapkın düşünce sahipleri, insanlara sadece bu dünya hayatında refahını yaşayabilecekleri fikirleri enjekte edip onların ebediyetle arasına kara perdeler çekiyor. Örneğin batı ideolojisi, insanın bu cihanda olup biten her şeyi aklıyla düşünerek açıklayabileceğini, idrak edebileceğini üstü örtülü bir şekilde iddia ediyor. Bunu muğlak ifadelerle yapıyorlar çünkü nasıl ki batının bilim insanları daha önce Kur’an-ı Kerim’in izahatlarıyla birebir örtüşen gerçekleri yinelediyse aynı şekilde Kur’an’da belirtilen insanın aklının sınırlılığı gerçeğini de biliyorlar. Kabul etmek istemedikleri gerçek şu: Allah Teala, hayatımızı nasıl yaşayacağımızı bize sarih örnekleriyle rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de açıklıyor ve her nefesimizde o gerçeklere entegre bir şekilde yaşamamızı emrediyor. Bu, kalplerinde iman taşımayan insanlara zor geliyor ve bu dünyada yaşamak istedikleri forma her defasında teorik bir kılıf uyduruyorlar.

‘Allah biz kullarını sevseydi bize bu kadar acılar vermezdi, dualarımızı kabul ederdi; madem Allah merhametlidir, o halde neden bizi cehennemde yakacak?’ gibi basit ve primitif bahanelerin ardına saklanarak İslam’ı reddeden ya da içten içe inkar eden bir güruh da var. Onların birkaç sözcükle tanımlayıp basite indirgemeye çalıştığı dünya hayatını, Rabbimiz öyle kusursuz hatlar içinde yarattı ki; bırakın akıllarıyla olup biten her şeyi açıklığa kavuşturabilmeyi, onları tekrar tekrar bu hayata getirip bu hayatın tanımını yapmalarını istese muhakkak tüm ömürleri bu açıklamayı hakkıyla yapabilmeye yetmeyecektir. Buradan sadece akılla, bu sınırlı dünya hayatında ebediyete ulaşmanın, mükemmelin tanımını yapabilmenin ne derece imkansız olduğu anlaşılmaktadır. Mahzun kalpleri Allah korkusuyla çarpmayanlar, bu dünyadan göçüp giderken ilah edindikleri akıllarıyla baş başa kalıp ahiret gününde onlardan beyhude bir medet umacaklardır.

Gayrimüslim zihinler, yüreklerindeki iman boşluğunu beşeri ve baştan başa kusurlu ideolojiler oluşturarak yahut zaten var olana bağlanarak doldurmaya çalışıyorlar. Onlara göre din; hayatlarındaki iş, okul, sosyalite, vs. gibi diğer meşguliyet alanlarına eşdeğer bir olgu. Tapınakta Hristiyan, camide Müslüman, sinagogda Yahudi, holdingde yönetici, okulda öğrenci, sinemada herhangi bir vatandaştır o kitle. Teokrasi onlara sergide resim seçer gibi din seçme olanağı sunar. Onlar da beşeri menfaatlerine en uygun olanı seçerler. Halbuki, Allah Teala İslam dinini; dil, ırk, cinsiyet, uyruk, vs. fark etmeksizin tüm insanlara tek doğru olarak göndermiştir. İslam’ın kılavuzu olan Kur’an-ı Kerim’de de akil baliğ olduğumuz dönemden son nefesimize kadar nasıl manevi huzur içinde yaşayabileceğimizi de belirtmiştir. İşte o nefsinin buyruklarına koşturmaktan nefes nefese kalmış aciz bedenler, bunu görürler de anlamak istemezler.

Nefislerinin dünya hayatını güzellemesine tek tek kanan aciz insanoğlu, Adem’den (a.s.) bu yana çok kesin bir şekilde görmektedir ki Allahu Azimüşşan ona belirli bir hayat süresi biçmiştir ve vadesi geldiğinde o da toprağa, ebediyete kavuşacaktır. Aklınca zeki olduğunu iddia ederek sadece kendine faydalı olan şeyleri tercih eden materyalistler, müspet ilimler vasıtasıyla bu evrende galip gelebileceğini düşünüp meydan okuyanlar, cibt ve tağuta secde edip acziyetlerini açığa vuranlar, çeşitli nefsani arzularına İslamiyet adı altında farklı tanımlamalarla kılıf uydurup şirke koşan dünya müptelaları, nefret dolu kalpleriyle yaşamlarının her dönemini İslamiyet’i karalama kampanyalarıyla geçirenler; fakir ve yoksullara, yetimlere ve düşmüşlere zulmedip mevki sahibi olabileceğini düşünenler kendileriyle yüzleşme fırsatı bulamadan bu dünyadan göçüp gidebilme ihtimalleri olduğunu, yelkovan ilerlemeyi bıraktığında tevbe etmenin bir fayda getirmeyeceğini bildikleri halde bu manasız tavırlarını sürdürmektedirler.

Muhakkak ki Allah yeryüzüne göndermiş olduğu mahlukatların en şereflisi olan insandan ona bahşettiği aklı kullanmasını beklediği gibi kalbini de kullanmasını ister. İnsan da sadece aklıyla ebedi gerçeği okuyamayacağı gibi, sadece kalbiyle de Allah’ın uluhiyetini ve vahdaniyetini idrak edemeyecektir. Peygamberimiz’in (s.a.v.) kendisine ilk ayet nazil olduğunda okumayı bilmediği halde okuyabilmesi bu aksiyonun sadece dil ile değil, hem dil hem de kalp ile cereyan etmesi gerektiğine en güzel örnektir. Mutlak doğruya ulaşma yolunda kalbin eksikliğini akıl, aklın eksikliğini kalp tamamlar. Akıl tek başına hiçbir zaman en üst mertebeye ulaşamayacaktır. Aklın idrak edemediği aşamada kalben, gönül gözüyle yapılan bir teslimiyet ahiret gününde amel defterimizi alırken cemalimize tebessüm ettirecektir, inşallah.

Rabbim bu fani dünyada sınav süremiz bitmeden kalem kıpırdatabilmeyi, dünya topraklarımıza salih amellerimizi ilmek ilmek işlemeyi, iyiliği emredip kötülükten uzak olabilmeyi, daima sünnet ehlinden olabilmeyi, hatalarımızdan tevbe edip her lahzayı İslam bilinciyle değerlendirebilmeyi nasip eylesin; küfür ehline de ebedi gerçekleri görüp dünyanın, nefsin, şeytanın aldatmacalarından sıyrılabilmeyi, akla mantığa uymayan ideolojilerden uzaklaşabilmeyi, nihayetinde kendi huzurunda secde edebilmeyi nasip etsin. Amin.

Allah’ın rahmeti, mağfireti ve bereketi üzerinize olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Sevgi - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.