Hayatın ve Hilkatin Kader Anı: Kadir Suresi

Kırk yıl geçirmişti cehaletin ve zulmün batağında yüzen kavminin arasında. Bir şey yapamamanın derdiyle kahroluyor, ümitsizliği her gün biraz daha artıyordu. Dağlarda, çöllerde arıyordu bulamadığı huzuru. Rabbine açıyordu derdini Hıra’nın derin sessizliğinde. Günlerden Ramazanın yirmi yedisi veya bilmem kaçı, vakit; şehre inme, “zulme dur “deme vakti. O,zulme bulaşmadan kenara çekilmeyi değil, “zulme rıza zulümdür” diyerek mücadeleyi seçmiş, Rabbi onu “Âlemlere rahmet’’ kılmıştı. Mutlak kudret sahibi olan Allah’ın kudretine başkaldıranlarla, toplumu tuğyana sürükleyenlerle; sabır ve mücadeleyle geçecek uzun bir yürüyüşün başlangıcı.

Geceyi anlamlı kılan; vahyin tüm aydınlığıyla yeryüzüne indirilişiydi. O, Sahib-i zamandı, ona tabi olanlar ise zamanın öncüleri. Ondan aldıkları vahiyle inşa edeceklerdi geleceği. Vahiy, her daim varlıkla doğan, onunla yaşayan, hayatın esiri olmaması için insana yön ve şekil veren ruhtu. Zamana ruhunu katarak, ona anlam kazandırırdı. Mü’min, O’ndan aldığı ilhamla(vahiy) varlığa dokunuşunda yeryüzü, sulh ve esenliğe kavuşurdu. Bu sebeple anlatılan her peygamber, yaşanan her olay “geçmişlerin masalları” değildi. Putlar yontulmaya, ehramlar mazlumların sırtında yükselmeye, dinin sırtından geçinen belamlar, dini tahrif eden Samiriler, tapınakları ticarethaneye çeviren din adamları oldukça, firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller kol gezdikçe; Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. İbrahimler barış ve esenlik adına hep var olacaktı. Bunun için her okuyuşta yeniden inerdi; Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En’âm...

Vahiy, kâinat sahibinin halifesiyle kurduğu iletişimdir. Kurulan bu iletişim belirler yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkiyi. İnsanın kendisiyle, eşiyle, işiyle, toplumuyla, kâinatla kuracağı ilişkinin çerçevesi belirlenir ki, sulh ve adalet hâkim olsun. İnsan ömrünü(bin ay)bereketli kılacak hitap iniyordu bu gece. Bu hitabın dili o kadar sadeydi ki, ayrıcalıklı sınıflara yer yoktu. Kimse onun üzerinden rant kazanamayacak, kul ile Rabbi arasına giremeyecekti. Rab, hitabında şifreli bir dil kullanmamıştı ki, birileri şifreleri çözdüğünü, gaybı bildiğini iddia ederek halkı aldatmasın. Bu sebeple vahiyle ilişkiler; hatim,cifir, muska, fal, vs. üzerinden değil, tarihi onunla inşa etme bilinci ve gayreti üzerinden olmalı. Kur'an salt bir “mabed kitabı” olarak değil, bireysel ve toplumsal yaşamı düzenleme adına geldiği unutulmamalı. Kuran; insana, insanın kendini ona açtığı oranda açar. ’’Biz kitabı anlayamayız” düşüncesi kadar, “Kur’an üzerinde herkes yorum yapabilir” anlayışı da bir duvardır, Kur’an’la insan arasında. Kuran, “düşünceleri belirleyen” değil, “tasdik eden makam” olduğu sürece, fitne ateşi yanmaya devam edecek; cemaat, mezhep, meşrep kavgalarının sonu gelmeyeceği gibi, her grubun kendine ait kitabı varmış tavrı, kendinden olmayana her şeyi yapabilme adaletsizliğini meşrulaştırarak, hak-hukuk nedir bilmeyen zorba anlayışlara zemin oluşturacaktır.

Vahiy, her şeyin kendine bir emanet olduğu bilincini ve başkasının hakkıyla rabbin karşısına çıkmama hassasiyetini aşılar ki, vahyin inşa ettiği bir hayatta; ezilen, sömürülen olmasın, adalet; güçlülerin lehine, güçsüzlerin aleyhine işlemesin. Vahyin bak dediği yerden bakmayanlar, anlaşılması gerektiği gibi anlamayacak, ondan menfaat devşirenlerin ağına düşecektir. “Dikkat edin şeytan sizi Allah’la aldatmasın”. Ruhuyla yeryüzüne hayat verecek vahiy, ölüye okunmaya başladığından beri vahyin “diriltici soluğu” ve onun pratik uygulaması “sünnet” buharlaşarak hayattan uzaklaşmış, meydan “din istismarcılarına” kalmıştır. Bunun için “kutsal metinleri” bozan ve tahrip edenler kitaba inanmayanlar arasından değil, “sözde âlim” olan din tacirleri arasından çıkmıştır her zaman. İslam coğrafyasının içinde bulunduğu durum tamda bu değil mi?  Din adına halkı kandıran çıkar şebekeleri hep dinden beslenmedi mi? Din adına Allah’la kul arasına giren, “siz anlamazsınız” diyerek, sapkın yorumlarıyla sapan ve saptıran grupların; insanlıktan nasipsizliğinin, sefilliğinin, pespayeliğinin, geri kalmışlığının sebebini İslam da değil, İslam’a olan yaklaşımlarında aramak lazım.

Vahiy, kendisiyle kurulacak tüm zaman ve mekân diliminde, İnsanlık için sönmeyen nur, bitmeyen mutluluktur. O,kâinatla sahibinin dilinden konuşmayı öğretir. Müslümanlar bu dili unuttuğu günden beridir yaşama sevincini, kendine olan güvenini kaybetti. Niçin? Çünkü Rabbinin “ta sabaha kadar”(yeryüzü aydınlanıncaya kadar) melekleriyle indirdiği “ruhla” arasına duvarlar ördü. Aşamadığı duvarların arkasında kalan mutluluğu, esenliği, bireysel ve toplumsal barışı yanlış adreslerde aradı. Madde alanında sağladığı ilerleme, medeniyette ve yapılaşmada katettiği yol, yitirdiği değerlerin yerine geçemedi. Bunca üretim patlamasına ve yükselen hayat standardına rağmen, bedbahtlığına ve umutsuzluğuna çare bulamadı.

“Selam(Barış) ve esenliktir ta aydınlığın doğuşuna kadar.”  Kur’an, insanlıktan çıkmış, arzularının esiri olmuş, cahil bir toplumdan, Asr-ı saadet( sulh ve esenlik)toplumu üretmişti yirmi üç yılda. Asr-ı Saadet tarihe konulmuş bir zaman aralığı(tarihin sonu) değildi. Vahiy; siyasete, insani ilişkilere, ekonomiye kısacası hayatın tüm alanlarına can verdiğinde, tüm zamanları Asr-ı Saadete dönüştürürdü. Lakin “O, bir defa inmiş ve sadece ona inmiştir” anlayışıyla, kitabı ve sünneti statikleştiren/tesbihata dönüştüren mantığın hâkim oluşuyla birlikte; barış ve adalet, İslam dünyasının gündemini en az işgal eden kavramlar olmuş, Asr-ı Saadet ise; ütopyaya dönüşmüştü. Kadir gecesini bir geceye hapsetmekle, Kur’an’ı kendi anlayışımıza hapsetmeyi aynı zihin üretmiş, hayata yön vermesi için indirilen metinle ilişkinin sağlıklı kurulamaması, peygamberle olan ilişkileri de etkilemiş, kitap; “kuru metne”, sünnet; “katı şekilciliğe” dönüşmüştü. Oysa vahyin her iniş(çözüm sunuş) anını; “Kadir gecesi”, onu yaşama ve yaşatma adına ondan ilham alarak yapılan her davranışı; “sünnet” olarak algılanmalıydı. Ona teslim olmak yerine onu teslim alma anlayışı, metinle inşa olunmak yerine metni inşa etme sapkınlığını ortaya çıkarmış, bu da; kadir gecesini, yılda bir geceliğine inen barışın (selam), gecenin sonuyla birlikte yerini tekrar şeytana/zulümata bırakan bir anlayışa dönüştürmüştü adeta.

“Kişilerin; hayatlarını düzenleyen, hayatının her safhasını belirleyen ve müdahale eden, değerler sistemi" diye tanımlanır din. Sadece günün belli zamanlarına hapsedilmiş ritüelleri kapsayan bir yaşam biçimi olmamalı dindarlık. Fakat insanoğlunun dünyaya olan düşkünlüğü ile fıtratında taşıdığı dini ihtiyacını bir arada yaşayabilme uyanıklığı ona farklı alternatifler ürettirmişti. Tanrıyı inkâr etmeyen ama ona belirli alan ve zamanlar tahsis ederek “gönlünü alan”  anlayış, bu zihnin ürünüydü."Dindar" kimliğini bir elinde, dünya nimetlerini de öbür elinde tutma kurnazlığı, din ile dünyayı harmanlama sanatıydı bu icad.(!) Bu anlayışla ihdas edilmişti, dini yaşantıyı ve amelleri sadece belirli zamana ve ritüellere hapsederek, o günlerde yapılan amellerin bütün yıla yetecek şekilde idare etmesini sağlayan promosyonlu ibadetler..Dünyevileşen hayat tarzı ile Allah (c.c)’ın emrettiği yaşantı biçiminin birbirine uymaması sonucu girilen günahkârlık psikolojisinden, belirli gün ve gecelerde yapılan ibadetlerin ekstra karşılıklarıyla günahlar çıkartılmış/affedilmiş,bireyin vicdanı rahatlatılmış olacaktı. Oysa ibadet, belirlenmiş zaman ve mekâna hapsedilemeyen, hayatın tamamını kuşatan bir duruşun adı, bu gecede inen kitap ise; hayatın kılavuzuydu.

Kur’anı; sosyal ve bireysel yaralarımıza, siyasal ve ekonomik problemlerimize “reçete” gibi algılayıp, “son kullanma tarihi geçmiş ilaç” muamelesi yapmayan bir ilişki kurulmalı. Kadir-i mutlak’ın kelamına teslim olan, onun sözünü her şeyin üstünde tutanlara, her zaman dilimi;“kadir”,inen her ayet; selam ve esenlik olmalı.

Kuran’la her buluşmamızı kadir gecesi bilip, her birimize yeniden iniyormuş ciddiyet ve samimiyetiyle sarılarak, öğrendiğimiz her şeyi birilerine “yaşatmak için” değil, “yaşamak adına”  kurulacak ilişkilere vesile olması umuduyla..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Veli Kurt - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.