ABD ve NATO Üsleri Ne İşe Yarar?

Amerika Birleşik Devletleri ile 1945 yıllarında başlayan ikili ilişkilerimizi kronolojik olarak incelediğimizde hiç kimse kusura bakmasın ama bu melun devletle aramızdaki münasebet ağa-maraba veya patron-işçi ilişkisi gibi olmuştur. Sürekli buyruk veren ABD, itaat eden ise Türkiye..

Ağırımıza gitmesin lütfen! Kendi hegemonik çıkarı için bizden Kore savaşına iştirak etmemiz istendi asker gönderdik. Marshall yardımı yapmışlardı ya, "Yardım alan buyruk alır" darb-ı meseli tahakkuk etmiş ve  buyruk almıştık. Böylece bizi test edip sınadılar, ardından lütfedip Kuzey Atlantik Paktı olan (North Atlantic Treaty Organization) NATO'ya aldılar.

NATO ile güvenliğimiz sağlandı zannederken 60'lı yıllarda Rum ENOSİS çetelerinin Kıbrıs'taki soydaş/din kardeşlerimize yönelik katliamlarına seyirci kalmıştık. Dönemin hükümeti askerî erkânı toplayıp Ada'da cinayetlerin son bulması için barış harekatı kararı alıyor. Tam hamle yapılacak, bakıyorsunuz ABD tarihe geçen meşhur Johnson Mektubu ile "dur" diyor. (Johnson Mektubu, Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon B. Johnson tarafından dönemin başbakanı İsmet İnönü'ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderdiği, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini önlemek amacıyla yazılmış mektup.) Ültimatom nitelikli bu mektup ile ne yazık ki Kıbrıs'taki soydaş/din kardeşlerimize sahip çıkamadık. Bu sahipsizliği fırsata dönüştüren ENOSİS ve benzeri Rum terör çeteleri belirli aralıklarla katliamlarına devam ettiler. Türkiye ne zaman bir teşebbüste bulunsa büyük şeytan ABD hemen hörelenerek engel oluyordu. (Ağa-maraba ilişkisi dedik ya!)

Evet, bu olay bir kaç kez böyle tekrarlanıyor. Askerî erkân ve Mehmetçik demoralize oluyor. Ve olan Kıbrıs'ta Rum eşkiya çetelerinin katliamına maruz kalan insanımıza oluyor.

Buradan çıkan sonuç şu ki, ülkemizdeki ABD ve NATO üsleri bizim güvenliğimiz için değil, onların bölgedeki çıkar ve menfaatlerini korumak içinmiş. Az önce aktardığımız gibi bunu fırsata dönüştüren Rum çeteleri belirli aralıklarla Kıbrıs'taki Müslüman Türk köylerine baskınlar yapıp katliamlarına devam ettiler. Ta ki 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'na kadar. Burada Merhum Erbakan'ın ABD'de ve ABD'nin 6'ncı filosuna rağmen göstermiş olduğu irade takdire şayandır. Dönemin başbakanı Ecevit Kıbrıs sorununu garantör devlet olarak gördüğü İngiltere'nin çözmesini istiyordu. Oysa İngiltere olsun, ABD ve NATO olsun katliamlara sadece seyirci kaldılar. Melun ABD ise Kıbrıs Barış Harekâtı'nı yaptığımızdan dolayı bizi cezalandırmaya kalkıp ambargo uygulamıştı. O dönemde senatör olan Joe Biden meclise önerge vererek ambargoya en büyük katkıyı sağlamıştı. O günden beri adam kin ve nefret dolu. Ancak bu şahsi bir mesele de değildir. ABD'nin Müslüman ülkelere yönelik kin ve entrikaları bilinen bir gerçek..

Bu ambargoya misilleme  yapma hakkı "de-fakto" bir durum olarak ortaya çıkınca bu sefer koalisyon hükümetinin iki ortağı Ecevit ve Erbakan kolektif bir irade gösterip 26 Temmuz 1975 tarihinde 21 tane ABD üssüne el koyup kapatmışlardı. (Öte yandan yine Merhum Erbakan Hocamız'ın girişimleriyle ambargoya karşılık olarak  ASELSAN ve ROKETSAN'ın kurulmasıyla öz kaynaklarımızla oluşturulan savunma sanayimizin güçlendirilmesine ilişkin çok müspet ve ciddi adımlar atılmıştı.)

Bilâhare 12 Eylül 1980 ihtilâlini yapan ABD piyonu Genel Kurmay Başkanı  Kenan Evren 1983 senesinde ABD üslerini tekrar açmış oldu.

Böylece ülkemizdeki ABD işgali tekrar devam etmeye başladı.

Gerek 1991 senesinde ve gerekse 2003 yılında Irak'ın bombalanması ne yazık ki İncirlik'ten kalkan ABD uçakları tarafından yapıldı. Yine aynı şekilde İzmir'den kalkan NATO uçakları gidip Libya'yı bombalamıştı. Onların Türkiye'ye konuşlanması, Türkiye'de bir işgal gücü gibi durması bölgeyi kontrol altında tutmak ve enerji kaynaklarını güvenli bir şekilde vantuzlamayı sağlamaktan başka bir şey değildir.

ABD'nin tahakküm ve sömürü düzeni elbette ki Türkiye ile sınırlı değil.

Büyük şeytan ABD'ye "dünya jandarması" denilmesinin nedeni dünyanın muhtelif ülkelerinde 800 üssünün olmasındandır. Açık bir şekilde dile getirilmese de üslerin bulunduğu ülkeler ABD'nin işgali altında bulunmaktadır.

Bu ülkelerde bulunan ABD büyükelçileri sömürge valisi konumundadırlar. Adı konulmamış ve fakat fiîliyatta var olan sömürgecilik..

Nitekim REFAHYOL hükümeti kurulduğunda ABD büyükelçisi maddeler hâlindeki talimat dosyasını küstahça Merhum Erbakan'a sunmuştu. Erbakan, klasöründeki direktiflerin hilâfına hareket ettiği için TSK içindeki ABD piyonları 28 Şubat post-modern darbesini yapmışlardı...

ABD'nin tahakkümü, daha doğrusu işgali altındaki ülkelerde istediği hükümeti iktidara getirip istediğini alaşağı etme selahiyeti maatteessüf ki büyük şeytan ABD'nin inisiyatifinde bulunmaktadır.

ABD'nin Suriye ve Lübnan haricinde bütün Arap ülkelerinde yüzlerce üssü bulunmaktadır. Lübnan'da da üssü bulunmaktaydı ancak 1983 senesinde Hizbullah'ın ABD Deniz Piyade üssüne yapmış olduğu istişhadi eylemden dolayı karargâhın havaya uçurulması ve 320 dolayında askerin cehenneme yollanması sonucu ABD işgal ordusu apar-topar Lübnan topraklarını terk etmek zorunda kalmıştı. Önceden Suriye'de de askeri bulunmayan ABD, iç savaş çıkardığından beri bu ülkenin Kuzey'ine askerî birliklerini konuşlandırdı ve bu bölgedeki birçok petrol kuyusunu gasp etmiş durumda. Öte yandan Irak ve Suriye'de bulunan terör örgütlerini yine ABD eğitip donatıyor. Gözümüzün içine baka baka 50 bin TIR dolusu silâhı terör örgütlerine taşıması bize olan düşmanlığının tescilinden başka bir şey değildir. (Dün akşam CNN televizyonunda ismini vermek istemediğim bir emekli generale spikerin, "ABD bizim dostumuz mudur?" sorusuna hışımla verdiği cevap, "Aklı başında hiçbir vatandaşımız, 'ABD bizim dostumuzdur' demez" cevabını verdi. Biz de aynen öyle diyoruz, "ABD asla bizim dostumuz değildir.")

ABD'nin Türkiye'de başta İncirlik olmak üzere 9 bölgede büyük askerî karargâh ile birlikte toplam 40 dolayında üssü bulunmaktadır. Bu durumda biz işgal altında değilsek hangi ülke işgal altında? ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'yı işgal etmesi ve bu durumun hâlâ sürüyor olması bu ülkede 87 üssünün olmasındandır. Peki Japonya'ya iki atom bombası atmakla geri mi çekildi? Hayır. Şu an ABD'nin Japonya'da 86 üssü bulunmaktadır. Yine aynı şekilde iki kardeş halkı birbirine kırdırdıktan sonra geri çekilmedi ve şu an Güney Kore'de ABD'ye ait 64 üs bulunmaktadır. 29 üs İtalya'da, 16 üs ise İngiltere'de bulunmaktadır. Bugün Avrupa'nın hemen hemen her yerinde ABD üssü bulunmaktadır. ABD'ye ait Avrupa topraklarında en büyük üs Kosova'da bulunmaktadır. Kosova Sırbistan işgalinden kurtuldu ancak ABD'nin işgaline maruz kaldı. Medya sektöründe olmamız hasebiyle ayni ile vaki bizzat bu işgali yerinde gözlemlemiştik. Kosova'nın başkenti Piriştina'da sözde kurtuluş ve kuruluş bayramı kutluyorlardı ancak bütün cadde ve sokaklar abartılı bir şekilde ABD bayraklarıyla donatılmıştı.

Büyük şeytan ABD kaşıkla verip kepçeyle değil, deveyi hamuduyla götürüyordu.

Hangi ülkede olursa olsun ABD üslerinin ne işe yaradığı anlaşılmıştır sanırız...

Öte yandan ABD Başkanı Joe Biden'ın 1915 tehcir vakasını bahane ederek olayı "soykırım" olarak tanımlaması hukukî dayanağı olmayan ve ikili ilişkilerimizi zedeleyecek nitelikte bir beyanattır. Ancak es geçilen bir durum daha var, Biden konuşmalarında bir küstahlıkta daha bulunarak "İstanbul" sözcüğünü ısrarla telaffuz etmeyip yerine "Konstantinopol" ifadesini kullanması 548 yıllık Haçlı kininin dışa vurumu değil de nedir? Müttefikimizmiş, dostumuzmuş, stratejik ortağımızmış, bunların hepsi hikâye.. Maide Sûresi'nin 50'nci ayeti hilâfına hareket edilerek kurulan ittifaklar (ki ittifak da değil, ağa-maraba ilişkisi) bizi bu durumlara düşürdü. Toparlanmalıyız, ülke olarak yaptığımız hatalardan dönmeliyiz. Siyasî erke büyük sorumluluk düşüyor. Üstelik bu önersememiz imâna taallûk etmektedir. Demek istediğimiz o ki siyasîlerimiz Merhum Erbakan Hocamız gibi "Banane Amerika'dan" deyip asıl olarak İslâm Birliği'ni tesis edebilmek için özverili çabalarda bulunmalılar.

"Toptan Allah'ın ipine sarılın, tefrikaya düşmeyin, dağılıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimeti hatırlayın!.." (Âl-i İmrân:103)

“Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyi olanı tesis eder, olumsuz olanı bertaraf edersiniz.” (Al-i İmrân:110)

İslâm ümmeti olarak dünya barışı, yeryüzünün güvenliği ve insanlar arası ilişkilerde adaletin tahakkuku için yapacak çok işlerimiz var.

Elbette bu işler için bağlantısız anti emperyalist ülkelerle de mütekabiliyet esasına dayalı iyi ilişkiler geliştirip ittifaklar oluşturmak durumundayız.

"Dininiz hususunda sizinle savaşmayan, sizi yurdumuzdan çıkarmaya teşebbüs etmeyen gayri müslimlerle iyi ilişkiler geliştirmenizi Rabbiniz men etmemektedir." (Mümtehine: 8)

Bu ayete mefhumu muhalifinden baktığımızda ise karşımıza çıkan tablo ve beraberinde gelen sorumluluk şu olmaktadır: "Dininiz hususunda sizinle savaşan, dininizin hükümleri yerine kendi buyruk ve kurallarını size dayatan, sizin yeraltı-yerüstü kaynaklarınıza göz koyup bu zenginliklerinizi talan etmeye girişen ve sizi yurdunuzda parya/köle olarak kullanmaya kalkan şer odaklarıyla iyi ilişkiler geliştirmeniz, iyi geçinmeniz asla caiz değildir. Aksine bu şeytanî şer güçlerin işgal ve kötülüklerine son vermek için mutlaka mücadele vermek zorundasınız."

Sonuç olarak ifade edecek olursak, İslâm ümmeti olarak ilâhî sorumluklarımızla ilgili yol haritamız ve kırmızı çizgimiz belli. Başımızdaki siyasilerimiz bu ilâhî algoritmaya, bu müteâl manifestoya riayet etsinler bakın o zaman dünyada neler oluyor? Bakın o zaman makus talihimiz nasıl değişiyor.

"Ey imân edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz (Allah'ın buyruklarına göre bir hayat yaşarsanız), Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı yeryüzünde sabit ber kadem kılar."

(Muhammed:7)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hazım Koral - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.