İslamcılığın Rantı, Feleğin Bahtı

İslamcılar, başından beri inanç ve düşüncelerinin arkasında durma güç ve cesaretini gösteremediler. Risk almayı ve bedel ödemeyi göze almadıklarından adeta kimse duymasın diye kısık sesle ve acziyet içinde kendilerini ifade ettiler. Bu yüzden, en güçlü arka plana sahip oldukları halde özgün, etkin ve yetkin bir hareket oluşturamadılar. Korku, rahat, şöhret ve mala düşkünlük gibi hususların belirleyici olduğu fetvalar üreterek hep gücü elinde tutanların ve ön alanların arkasından yürüdüler. Gücün yanında durmayı İslam’ın emri gibi gösterip temel ilkeleri tersyüz ettiler ama güçsüzlerin yanında olmayı gerektiren açık hükümlerin üstünü örterek görmezden geldiler.  Model aldıklarını iddia ettikleri Peygamberlerin aksine liderlik, önderlik, rehberlik ve öncülük gibi özgüven gerektiren konumlar edinmekten uzak durdular. Kâinata meydan okumaktan söz ettiler ama her cesur girişimi baltalamak için sayısız bahanenin arkasına sığındılar.

Korku, rahat, şöhret ve mala düşkünlük gibi dürtülerle egemen sistemin arzusuna uygun dinî yapılar oluşturdular.  Her zaman, sorgulamadan dine tabi olmaya yatkın olan kitlelere Orta Çağ kilisesinin endülüjansını[1] andıran uygulamalarla bedeli karşılığında cennet vadettiler. Bunu yalnız her biri büyük sermayelere hükmeden cemaatler, tarikatlar, vakıflar ve dernekler olarak yapmakla kalmadılar. Kendilerine oy vermeyenlerin dinden çıktığını iddia edecek kadar ileri giden partiler işin başını çekti. Tasarruf sahiplerinin birikimleriyle kurulan holdingler, halktan toplanan paralarla oluşturulan basın yayın kuruluşları, İslami finans kuruluşları, kooperatifler, cihat-şeriat-ihlas-medine-tesettür gibi adlarla kurulan ticarethaneler! Bir yanda şiddeti, diğer yanda teslimiyeti cennetin anahtarı yapanlar! Kör taassubun ayakta tuttuğu mezhepçiliği evrensel değerlerin yerine geçirenler.  Hatim ve dua satan, ekranlarda dini reytinge kurban edenler ve akla hayale gelmez şarlatanlıklar! Hele İktidarla birlikte bulduğu her şeye doyumsuzca çılgınca abananların, saldıranların gözü dönmüşlükleri başlı başına facia! Herkesin bir taraftan satış yaptığı bu devasa borsada sınırsız, sonu gelmez rantlar döndü, dönüyor.

Bunların yanında, bir de İslamcılığın geleceğini ipotek altına alıp ranta dönüştürmek isteyenler de boş durmuyor. Yeni siyasi kuruluşlar ve kurulması muhtemel olanlar; daha önce kendilerinin de katkısıyla istismara uğramış kitleleri pembe tablolar çizerek yanlarına çekmek çabasındalar. İktidarı kastederek mealen diyorlar ki; ilk yıllarda birlikte iyi işler yaptık, sonra işler bozuldu. Tüm çabalarımıza rağmen düzeltme imkânı bulamadığımızdan ayrıldık. Tam yetkili olmadığımızdan birçok şeyi yapamadığımız gibi yanlışları da engelleyemedik. Şimdi her şeyi düzeltmeye geliyoruz. (Çok tanıdık ifadeler değil mi?)

Sorunlar sadece kişiler ve yönetim tarzından kaynaklanmıyor, sistemden kaynaklanan köklü sorunların çözümü için dört başı mamur bir “Değişim Programı” gerekir dediğinizde net bir cevap alamıyorsunuz. Zira risk almadan, bedel ödemeden, rahatını bozmadan ve korkularıyla yüzleşmeden kimse değişim gerçekleştiremez. Bunu göze almadıklarına bakılırsa bir kez daha önceki gibi tekrarın ötesine geçemeyecekler. Bir süre küresel sistemle ortak hareket ettikten sonra içeriye kapanacaklar ve yaptıklarının bedelini halka ödetecekler. Biz de aynı filmin yeni versiyonunu izlemiş olacağız.

Bütün bunların yanında, az da olsa çoğunluğa uymayıp gücün yanında yer almayan, doğruları daha yalın ifade eden, sorunların kökenine inen, ilkeli, net, özgün bir çizgide duranlar da oldu. Bunlar daha iradeli ve dirençli davrandılar; risk almaktan, bedel ödemekten kaçınmadılar. Devlet ve yandaşları ile kendi mahalleleri tarafından itham edildiler, suçlandılar, saldırıya uğradılar, hakaret gördüler, dışlandılar, yalnızlaştırıldılar. Önemli bir kısmının yolu, sivilliğini ve bağımsızlığını koruyabilen nadir bir kuruluş olan Mazlumder’de kesişti. Ancak, İslamcı geçmişe sahip olanların iktidara gelmesiyle bunlar arasında da ayrılıklar, çatışmalar, savrulmalar baş gösterdi. Sonunda iktidar yanlıları Mazlumder’i devletleştirdiler.

Bu operasyonun önemli nedenlerinden biri Mazlumder mensupları arasında Kürt siyasal hareketi içinde yer alanların çoğalması ve toplumda karşılık bulmalarıdır. Oysa orana vurulduğunda Ak Parti içinde yer alanların sayısı kıyas kabul etmez şekilde çok daha fazlaydı. Bakanlık, Genel Başkan Yardımcılığı dahil milletvekili, belediye başkanı, il-ilçe yöneticisi ve bürokrat olarak görev alanlar vardı. İş adamı ve Müteahhitler başta olmak üzere çok sayıda serbest meslek erbabı da partinin elemanı gibi hareket ediyordu.

Ak Parti’de yer alanlar, o güne kadar taşıdıkları görüş ve düşüncelerini bir kenara bırakarak ranttan alacakları payın hesabını yapıyorlardı. O kadar ki, inanç ve düşüncelerinin arkasında duranı ve dillendireni olmadı denilse yanlış olmaz.

Kimileri, iktidardan önce İslamcılığı, Mazlumder’i, İrancılığı, Millî Görüşü, Kürt Meselesini Refah Belediyelerinde ranta tahvil etme deneyimi kazanmıştı. Ak Parti’de, kısa zamanda büyük servete hükmedecek seviyeye geldiler. Aynı zamanda siyasi görevlerde de bulunan bu kişiler, on sekiz yıllık iktidar döneminde ortaya çıkan sayısız kötülüğe ve yanlışa karşı durmak şöyle dursun, hepsini savundular, ortak oldular. Çıkarlarına halel gelmesin diye tümüne göz yumdular, görmezden geldiler.

Ranttan payları azalınca, birdenbire, erdemli bir görüntü altında önceki inanç ve düşüncelerini hatırlayıp vurgulamaya, özeleştiride bulunmaya, yanlışları dillendirmeye başladılar. Aslında, batan gemiyi ilk terk edenler gibi, eridiğini görmeye başladıkları Ak Partiyi terk etmek için bahane üretme çabasındaydılar. Ak Parti’nin ayıplarını, kusurlarını, günahlarını kendilerini soyutlayarak ortalığa saçmayı sorumluluğun gereği sayar oldular(!)

Diğer yandan; Kürt siyasal hareketine, adalete tavizsiz bir duyarlıkla bağlı olmaları nedeniyle, sol söylemi ve Kürt Meselesini İslamî anlayışlarına yakın bulanlar katıldı. Ak Partide yer alanların tersine bunlar risk alıp bedel ödemeyi göze alarak düşünce ve inançlarının arkasında durma çabasını sürdürmeye çalıştılar. Zaten burada elde edilebilecek bir çıkar söz konusu değildi. Tehditle, hakaretle, soruşturmayla, yargılanmayla, kelepçeyle, hapisle sık sık karşılaştılar.

Ancak sol görüşlü olmadıklarından ve İslamî duyarlıklarını terk etmediklerinden, onlara yanlarında yer verenlerle hep belli bir mesafede kaldılar. Yeterince sahiplenilmediler ve karar mekanizmalarında yer almalarına izin verilmedi. Belli ki, kamuoyu nezdinde imaj düzeltmek amacıyla onları vitrinde tutmak istemişlerdi. Bu anlamda, çok partili sisteme geçtikten sonra neredeyse tüm partilerin din karşıtı olmadıklarını göstermek için başvurdukları dürüstlükten eser taşımayan popülizme bunlar da başvurmuştu.

Doğal olarak burada da kopuşlar oldu ve arayışlar sürüyor.

[1] Endülüjans, Orta Çağ Avrupası'nda bir tür günah çıkarma ve ölümden sonra cennete gitmek için Papa'nın sattığı af belgesi. Kilisenin halktan para alarak cennetten toprak satmasıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Alkış - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.