Mezhepçilik Fitnesinin Hedefindeki Yemen

Bismillahirrahmanirrahim

“Kâfir olanlarsa birbirlerinin dostudur, yardımcısıdır. Birbirinize yardım etmezseniz yeryüzünde bir fitne belirir, büyük bir bozgun meydana gelir.” (Enfal:73)

“Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik, düzenlik vermeyen, aşırı gidenlerin emrine uymayın.” (Şuara: 151-152)

Emperyal ve Siyonist güçlerin kurduğu tuzaklar neticesinde şiddet ve kaos sarmalı içerisinde kıvranan İslam Ümmeti ne yazık ki yaşanan hadiselerden ders alıp toparlanmak yerine her geçen gün içine düştüğü bataklığın daha derinine saplanmaya devam ediyor.

Arap Baharı düzmecesiyle Ortadoğu ve hatta tüm İslam coğrafyasını yeniden dizayn etmeye çalışan küresel güçler, Suriye ve Irak’ta başlattıkları mezhepçi fitnenin İslam Ümmetinin bağrında derin ve sürekli kanayan yaralar açtığının farkında olarak iş birlikçileri eliyle bu fitneyi her gün daha da büyüterek tüm İslam coğrafyasını kan gölüne dönüştürmeye devam ediyor.

Bu fitnenin yeni hedefine Yemen halkı konulmuş durumda. Ne yazık ki iradeleri ellerinden alınmış, muhasebe ve muhakeme yetenekleri kaybolmuş kimi Müslümanlar Yemen’de gerçekte neler olup bittiğini araştırmak, öğrenmek yerine emperyal güçlerin ve iş birlikçilerinin kendilerine gösterdikleri fotoğrafa göre hareket etmektedirler.

1923 yılına kadar Osmanlı kontrolünde kalan Yemen’in Lozan Antlaşması neticesinde bir kısım toprakları İngilizlerin himayesine bırakılmıştı. Bu süreç içerisinde Zeydi lider İmam Yahya’nın önderliğinde İngiliz bölgesi hariç istikrar sağlanarak bugünkü Yemen sınırlarına yakın bir devlet oluşturulmuştu. Daha sonraları ise çeşitli iç çatışmalar ve çekişmeler neticesinde 1960’lı yıllarda Kuzey ve Güney Yemen olarak ikiye bölündü. 1990 yılında Kuzey ve Güney birleşerek tek devlet oldu,  Ali Abdullah Salih başkanlığa getirildi.

Suudi Arabistan kendi arka bahçesi olarak gördüğü Yemen’i sürekli kontrol altında tutmak istemiş, kendi istediği iktidarları yönetime taşımıştır. Aslında Suud eliyle Amerika bu bölgeye hâkim olmuş, Yemen’deki askeri üsleri istediği gibi kullanmıştır.

Bugünkü Yemen 25 milyon civarı nüfusu, %50’si okuma-yazma bilmeyen halkı ile her açıdan geri kalmış yoksul bir ülkedir. Nüfusun %65’ini Sünniler, %35’ini ise Zeydiler oluşturmaktadır. %1 civarında Hristiyan ve diğer inançlara mensup insanlar yaşamaktadır.

Yemen bu kadar yoksul ve geri kalmış bir ülkeyken, Amerika’nın ve körfez Arap rejimlerinin Yemen üzerinde bu kadar hassas olmalarının sebebi nedir sorusunun cevabı, Yemen’in stratejik noktada bulunan bir ülke olmasıdır. Aden Körfezi’ni kontrol etmektedir. Bu körfez Arap Yarımadası’nın en önemli geçitlerinden biridir. İkinci sebep ise Yemen’in Suud kontrolünden çıkması halinde bölgedeki tüm işbirlikçi Arap rejimlerini tehdit eder hale gelecek olmasıdır. 9 Arap rejiminin Amerikan himayesinde Yemen’e saldırmasının temel sebebi işte bu gerçeklerdir.

Yemen’de Şiilerin ayaklandığı, meşru hükümeti devirmek istedikleri, Sünnilere karşı savaştıkları, İran tarafından desteklendikleri propagandası aslında bu gerçekleri perdelemek ve unutturmak içindir.

Emperyal güçler ve zalim Arap diktatörleri, kralları Irak’ta ve Suriye’de tutturmaya çalıştıkları Şii-Sünni çatışması fitnesine Yemen’de zirve yaptırmak istemektedirler. Ve ne yazık ki kimi Müslümanlar tarafından bu fitne ateşine odun taşınmaya devam edilmekte, ümmet bilincimiz, vahdet bilincimiz, kardeş bildiklerimiz tarafından bombardıman edilmektedir.

Yemen’de, Suud kontrolündeki mevcut rejime karşı mücadele eden, ayaklanan, halkın oluşturduğu bir koalisyon var. Bu koalisyonun en güçlü tarafını Zeydi Husilerin Ensarullah Hareketi oluşturmaktadır. Ensarullah 1990’lı yıllarda bir gençlik hareketi olarak başlamış, Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra anti-emperyalist ve anti-Siyonist bir İslami Hareket olarak ilerlemesini sürdürmüştür. Zeydiler Ehl-i Beyt imamlarından Zeyd b. Ali’nin içtihatlarına göre amel ederler. Fıkıh ve itikadi bakımdan Ehl-i Sünnet’e en yakın Şii ekolüdür. Ayrıntılara girerek konuyu dağıtmak istemiyorum, isteyen araştırabilir.

Zeyd b. Ali, zalim Emevi halifesine karşı kıyam ettiğinde en büyük destekçisi İmam-ı Azam Ebu Hanife olmuştur. Yemen’in Sünnileri Şafî’dir.  Zeydiler ve Şafiler arasında husumet olmadığı gibi aynı camilerde ibadetlerini sürdürmüşlerdir.

Yemen’de meselenin Şiilik ya da Sünnilik olmadığı küçük bir araştırmayla dahi tespit edilebilir. Yemen halkı ekmeği, onuru ve özgürlüğü için ayağa kalkmıştır. Yemen halkının direnişi karşısında bocalayan Suud ve Körfez Arap rejimleri Ali Abdullah Salih’in Sanaa’yı terk etmesinden sonra onun yerine Mansur Hâdi’yi getirmişler, daha da ileri giderek oluşturdukları koalisyon güçleri ile Yemen’in direnişçi halkına karşı saldırıya geçmişlerdir.

Uçaklarla günlerce süren bombardıman neticesinde pek çok sivil hayatını kaybetmiştir. Bir taraftan bu saldırı devam ederken, diğer taraftan Şii-Sünni fitnesini alevlendirmek üzere Yemen El-Kaide’si harekete geçirilmiş, silahlandırılmış; dahası İhvan hareketinin Yemen kolu olan Islah Hareketi işbirliğine ikna edilmiştir.

Mısır’da 80 yıllık İhvan hareketini bitirmeye çalışan, üyelerini öldüren, idama mahkûm eden, iktidarı İhvan’ın elinden gasp ederek alan Sisi Hükümeti’nin Suud’un yanındaki koalisyon güçleri arasında olması ne yazık ki sorgulanmamıştır bile.

Şimdi Yemen’de iki taraf var. Bir tarafını Amerika’nın desteğini alan Suud, Mısır, Fas, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Yemen El Kaide’si, Mansur Hâdi güçleri oluştururken, diğer tarafını ekmek, onur, özgürlük için hareket eden Ensarullah öncülüğündeki Yemen halkı oluşturmaktadır.

Ensarullah hareketi, Zeydi olmasına karşın mezhebi önceliklerle hareket etmediğini defalarca deklere etmiş ve aslında ortaya koyduğu tavırla da bunu ispat etmiştir. Çoğunluk mezhebine mensup sözde “Sünni” lider Hâdi ülkenin parçalara ayrılmasını isterken, azınlıktaki Husîler buna karşı çıkmıştır. Ali Abdullah Salih’in devrilmesinden sonra ortaya konan ulusal barış ve katılım anlaşmasının uygulanması için Ensarullah ısrarcı olmuş; geçtiğimiz Kasım ayında oluşturulan kabinede Sünni güneyliler lehine fedakârlık yapmışlardır.

Yemen’deki halk ayaklanmasını İran’ın bölgedeki nüfus alanını genişletme çabası olarak lanse eden Suud, aslında Arap Yarımadası’ndaki kontrolü kaybetme derdine düşmüştür. Daha önce de İran bahanesiyle Bahreyn’deki halk ayaklanmasını kanlı bir şekilde bastırdığı unutulmamalıdır.

Öyle görünüyor ki emperyal ve Siyonist güçler Yemen’de ve diğer İslam coğrafyalarında işbirlikçileri eliyle mezhepçi fitneyi körükleyerek daha çok kan akmasına sebep olacaktır. Yemen üzerinden fotoğrafa baktığımızda aslında Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da olup bitenlerin ne halkların özgürleşmesiyle ne de Şii-Sünni çatışmasıyla ilgisinin olmadığını; bütün meselenin emperyal güçlerin Ortadoğu’daki çıkarlarının korunması ve Siyonist İsrail’in güvenliğinin sağlanması olduğunu görebiliriz. Tabi ki bu durumu tespit edecek irademizi kimi “Müslümanlar” gibi satılığa çıkartmamışsak.

Küresel güçlerin tezgâhına düşen ve mezhepçi yaklaşımlarla hareket eden Şiiler ve Sünniler şunu açıkça görmelidir ki, bu tavırları ile mezheplerini değil emperyal güçlere ve siyonizme hizmet etmektedirler.

Ben bir Sünnî Müslüman olarak Yemen halkına savaş açan başta Suud ve işbirlikçi Arap rejimlerini şiddetle kınıyor ve bu zalimlerin bir Sünni olarak beni temsil edemeyeceklerinin altını çiziyorum.

Sünnilik adına sözde Şiîlere karşı kutsal cihad ilan eden bu Arap rejimleri; Siyonist İsrail, Gazze ve Filistin halkına bomba yağdırırken, çoluk çocuk katlederken acaba neredeydiler? Yoksa Gazze halkı Sünni değil miydi?

Yemen’in sözde meşru hükümeti için harekete geçen bu ikiyüzlü güruh Mısır’da meşru hükümet gasp edilip onlarca İhvan üyesi öldürülürken, hapishanelere tıkılırken, idam sehpalarına çıkartılırken acaba neredeydiler? Kimin tarafını tutuyorlardı? Suriye’yi kan gölüne çeviren emperyal tezgâha bu alçaklar sürüsü çanak tutmamış mıydı?

Bu vesile ile dışişleri politikalarını belirlerken her zaman Osmanlı’yı referans gösteren AK Parti iktidarına ve yöneticilerine buradan kardeşçe bir uyarıda bulunmak istiyorum. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, İran gezisinde Müslüman kimliği öne çıkartan, vahdet vurgusu yapan mezhepçi yaklaşımları reddeden bir tavır sergilerken, AK Parti iktidarı nasıl oluyor da Ümmeti birbirine düşürecek ve tüm İslam coğrafyasını kan gölüne dönüştürecek mezhepçi fitnenin Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de destekleyici tarafı olabiliyor?

Sizin bugün işbirliği yaptığınız Suud hanedanının ataları Osmanlı’yı İngilizlerle bir olup arkadan vururken Yemen halkı ve Şii Zeydiler ne yapmış bir bakalım. 1911’den 1923’e kadar Yemen Valiliği yapmış Mahmud Nedim Bey şöyle diyor: “İmam Yahya (Yemen Zeydileri’nin lideri), kayıtsız şartsız harbin başından sonuna kadar var kuvvetiyle müşterek düşmana karşı bizimle, hatta vaktiyle aldığı halde şimdi bize para ve erzak vererek aynı safta kalmıştır.”

Bu Osmanlı valisinin sözleri sizin için ne kadar değer arz eder ben bilemem; fakat en kısa zamanda hükümet olarak Sayın Cumhurbaşkanı’nın çizdiği mezhepçi yaklaşımları reddeden bir anlayışla dış politikanızı değiştireceğinizi umuyor, Sayın Erdoğan’ın da kendine yakışan şekilde Müslüman kimliğini öne çıkartan tavrının arkasında durmasını umutla bekliyoruz.

Zira bu fitne ateşi İslam Ümmetinin bilincinde derin izler bırakacak ve yüzyıllarca kanayacak bir yara haline gelecektir.

Lübnan direnişinin lideri Nasrallah, Suud ve işbirlikçilerine şöyle seslenmişti: “Yemen halkının direnişine karşı oluşturduğunuz bu koalisyonu Siyonist İsrail’e karşı neden oluşturmadınız? Sünni Filistin halkının özgürlüğü için neden savaşmadınız? Eğer Suudi Arabistan İsrail’e karşı ayağa kalksaydı biz onlara asker olurduk.” İşte tüm sözlerin bittiği nokta burasıdır.

Ey Rabbimiz, ümmet ve vahdet bilincimizi arttır!

Emeryalist kâfirlerin ve Siyonistlerin oyunlarını boz!

Mezhepçilik tuzağına düşen bu kardeşlerimizi bu tuzaktan kurtar!

Başta Filistin, Yemen ve tüm İslam coğrafyasında özgürlükleri ve onurları için mücadele eden Müslümanlara zafer nasip et!

Senin her şeye gücün yeter…

Vesselam…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Şahin - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.