Patriotların geri çekilmesi ve müflis tüccar

2013 yılında sınırındaki gelişmelerin ardından NATO’yu toplantıya çağıran ve İncirlik üssünü açarak ABD ile güven tazelemeye çalışan Türkiye,  şimdilerdeyse önce Almanya’nın, ardından ABD’nin patriot füzelerinin geri çekileceği noktasındaki açıklamalarıyla şok oldu. Bundan iki yıl önce Türk uçaklarının Suriye tarafından düşürülmesi, bir taraftan sınırdaki angajman kurallarının tek taraflı olarak yeniden belirlemesine neden olurken öte yandan hükümet yetkililerinin NATO’yu göreve çağırması ve Kürecik’te NATO’ya ait bir füze üssünün kurulmasına yol açmıştı. Bu iki gelişme o dönemde Türkiye savaşa mı giriyor şeklinde iç politikada kaygı ve endişe kaynağı olmuş, ancak işin o yanında olmayan ve Halep ve Şam’a girme niyetini defalarca ilan etmiş hükümet bu onur kırıcı durumu sert ve hiddetli açıklamalarla telafi etmeye çalışmıştı. Savaşa girme riski yerine bilfiil NATO şemsiyesine sığınmış, böylelikle Suriye yönetimine karşı bir caydırıcılık oluşturabileceğini düşünmüştü.

Peki aradan geçen iki yılın ardından ne oldu da NATO güçleri patriot füzelerini ve Türkiye’ye sağladıkları bu önemli füze desteğini geri çekme ihtiyacı hissetti? Resmi açıklamalara bakılacak olursa, olay büyük ölçüde Esat yönetiminden gelecek tehdidin azalması ile açıklanıyor. NATO yetkilileri bakım onarım çalışmalarının yanı sıra kısa bir süre sonra füzelerin yeniden konuşlandırılma ihtimalinin halen mevcut olduğunu söyleyerek bu kararın oluşturabileceği politik gerginliği azaltmaya çalışsa da nafile.

NATO yetkililerinin sakladıkları gerçeği, füzelerin sahibi olan Almanya’daki farklı parti yetkililerinin açıkladığını görüyoruz. Bu açıklamalara bakılırsa temel sorun ne Esat yönetiminin oluşturduğu tehdidin geçerliliğini yitirmesi ne de bakım onarım çabaları. Asıl sıkıntı öyle görünüyor ki PKK’ya düzenlenen operasyonlar. Ancak bunu doğrudan PKK’ya yönelik operasyonların Batı kamuoyunda ya da yetkililer nezdinde yarattığı rahatsızlık biçiminde mi yoksa Türkiye’nin son süreçte IŞİD’e yönelik operasyonlarının ABD tarafından tatmin edici bulunmaması şeklinde mi okumak daha doğru olur? Kanaatim daha çok ikincisinin ağır bastığı yönünde. Batılı ülkeler için Türkiye’nin İncirlik askeri üssünü ABD operasyonlarına yeşil ışık yakması yeterli görünmüyor. Türkiye’nin Batı ittifakına kapılarını sonuna kadar açması bile onları tatmin etmiyor. Türkiye’nin her konuda bütünüyle ABD ve NATO rotasında hareket etmesini, mümkünse bu ittifakın kırmızı çizgilerinin dışına çıkmamasını istiyorlar.

Öte yandan bakıldığında Türkiye gerek ABD’ye üslerini açarak gerek kadim müttefikiyle Eğit-Donat programını sürdürerek gerekse bölgesel konularda büyük ölçüde ABD dış politikasıyla uyumlu bir politika sürdürürken ABD ile oluşan rahatsızlığı nasıl açıklayacağız? AK Parti hükümetinin büyük ölçüde Suriye meselesinde ABD ile uyum sorunu çektiğini söyleyebiliriz. Ancak tek başına Suriye meselesi deyip geçmemek lazım. Türkiye’nin şu ana kadar başına ne geldiyse Suriye meselesinden dolayı geldi. Burada attığı hatalı adımlar ve yaptığı yanlış hesaplar tıpkı bir bumerang gibi yine kendisini vuruyor. Hatta iç politik gelişmelerde bile aynı şey geçerli. İster çözüm süreci deyin, ister IŞİD meselesinden ve meydana getirdiği gerginliklerden dem vurun isterseniz ABD ve Batı bloğuyla ilişkilerin bir türlü rayına oturmamasından bahsedin, meselenin dönüp dolaşıp Suriye meselesine geldiğini göreceksiniz. Suriye konusu Türkiye’nin en hassas noktası.

ABD ile ilişkilerin git gel oluşturmasıysa büyük ölçüde ABD’nin Türkiye’nin IŞİD’e karşı yeterince kararlı davranmadığını düşünmesinden kaynaklandığı görülüyor. Zira yıllarca Kuzey Irak’ta Kürtlere ait Özerk bir bölgenin kurulmasına direnen ancak bir süre sonra bunu kabullenmek bir yana Barzani yönetimiyle oldukça sıcak ilişkiler geliştiren Türkiye, şimdi ikinci bir Kürt bölgesini ontolojik bir tehdit olarak gördüğünden olanca gücüyle bu yapıya karşı direniyor. Ancak Kuzey Irak’a karşı gösterilen direnç ne kadar başarılı olduysa Rojava ve çevresinde YPG öncülüğünde filizlenmeye başlayan yeni oluşuma karşı direnç de o kadar başarılı olacaktır.  Bunun zannedildiği gibi sadece ABD ile Kürtlerin arasının iyi olmasıyla alakası yok aynı zamanda Türkiye’nin yakın zamana kadar izlediği Suriye politikasıyla da alakası var. Esat yönetimine karşı verilen savaşta muhaliflerin her tonunu herhangi bir ayrıma gitmeden büyük bir iştiyakla destekleyen Türkiye, orada oluşan otorite boşluğunun yerinin nasıl dolduracağını düşünmüş, buna ilişkin B Planı ya da alternatif stratejiler geliştirmiş midir, şüpheliyim.

Türk dış politikasının hatası sadece alternatifsizlik değil, aynı zamanda ittihatçı maceralara girmeye pek hevesli görünen hükümetimizin yaptığı hesap hataları da Suriye bataklığının giderek Türkiye için daha tehlikeli hale gelmesine neden oluyor. Türkiye bu hesap hataları nedeniyle hem müttefik olmak için bin takla attığı ABD’ye yaranamıyor, hem de bölgesel dostlarından oluyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bunların iç politikadaki yansımalarıyla da baş etmek zorunda kalıyor.

Bu hesap hatalarını tek tek sıralayalım:

1.    Birçok ülke gibi Türkiye de Suriye yönetiminin kısa sürede devrileceğinden oldukça emindi. Bütün kozlarını bunun üzerine oynadı.

2.    Bu noktada, İslami olduğu iddiasıyla ortaya çıkan bazı muhalif gruplara fazlasıyla bel bağladı. Bütün kozlarını bu gruplara oynadı. Onların kısa sürede Esat yönetimini devireceklerinden emindi.

3.    Arap isyanları sürecinde insan hakları ve demokrasi temelli bir dış politika çizgisine sahip olduğunu iddia etmesine rağmen dikta rejimlere rahmet okutan Körfez Şeyhlikleriyle aynı çizgide buluşarak, kendi iddialarına gölge düşürmüş oldu.

4.    IŞİD’le flört eden Türkiye yönetimi bu örgütün kuzeyde, Suriye’nin başka yerlerinde olduğu gibi yerel güçleri ezip geçerek bir Kürt devletinin oluşumunu daha doğarken boğacağını düşünmesi.

5.    İstediği kadar AK Partili troller tersini iddia etsinler, tam da bundan dolayı dünya kamuoyu nezdinde cihatçılarla aynı çuvala giren bir görüntü vermesi ve bundan dolayı yıllardır İslam ülkeleri nezdinde ve dünyada büyük emekler vererek inşa ettiği olumlu imajı bir fiskeyle yıkması.

6.    Suriye’de kendi elleriyle yarattığı kaosun ve otorite boşluğunun bir şekilde başka güçler tarafından doldurulacağını hesap edememiş olması.

7.    Kürt ve PKK takıntısı yüzünden bütün hesaplarını Kürt kartını boşa çıkarma, bütün enerjisini Kürt hareketini imha üzerine yapmış olması nedeniyle farklı açılımların kazandıracağı zenginlikten kendini mahrum etmesi.

8.    Türkiye’nin dış politikasının Esat düşmanlığı ve Kürt karşıtlığına indirgenmesi nedeniyle bölgenin gerektirdiği esnek dış politika imkânından kendini mahrum etmesi.

9.    Kürt, Süryani, Arap yerel güçlerin IŞİD’e karşı harekete geçerek kendi vatanlarını canla başla savunmaya geçmelerinin bölgesel ve küresel güçlerin sempatisini toplayacağını hesap edememesi.

10.  Kendisine ABD ve hatta İsrail’le her türlü anlaşma ve işbirliği yapmayı helal sayan bir anlayışla hareket ettiği halde iş Kürtlere geldiğinde, kendine yardıma gelen ABD’nin yardımlarına başka alternatifi olmadığı için eyvallah diyen Kürt hareketinin ABD’nin bölgedeki iyi müttefiklerinden biri haline gelmiş olmasını hazmedememesi.

Dikkat edilirse Türkiye’nin bölgedeki gelişmelere dair şikâyet ettiği ne varsa bizzat kendi elleriyle inşa ediyor. IŞİD canavarı, Kürtlerin Özerklik arayışı, bölgede yaşanan kaos, akan kan, Suriye halkının çektiği acılar. Bütün bunlar Türkiye için, iflas ettiğini bir türlü kabul etmeye yanaşmayan müflis tüccar benzetmesini akıllara getiriyor. Bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi Türkiye, kendini iflasa sürükleyen hataları, aynı şeyler tekrar yaşansa irtikap etmeye hazır başarısız bir CEO görüntüsünden de bir türlü kurtulamıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İslam Özkan - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.