Tercih Edilen Yalnızlık

İnsan kendi türüyle bağ kurmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu onun evrendeki konumunun ve taşıdığı sorumluluğun bir göstergesidir. Yeryüzünün her zerresine merhametinin gücü ile ulaşabilen insan kurduğu bu bağ sayesinde köklü ilişkiler inşa eder ve diğerleri ile maddi, manevi alışverişler gerçekleştirir. İnsan geliştirdiği besleyici ve destekleyici ilişkiler ekseninde alma verme dengesi oluşturur ve sadece maddi gereksinimlerini değil bunun  yanında sevgi, ilgi, onay gibi temel ihtiyaçlarını da doğal yollardan karşılama fırsatı bulur. Bu denge tarihin başlangıcından beri kesintisiz şekilde işleyen bir mekanizmadır. Fakat ne acıdır ki  bugün bu doğal örgünün küresel sistem tarafından bozulduğunu ve dünyanın  içinde barındırdığı tüm zenginliklerle birlikte bir kaosa doğru sürüklendiğini görüyoruz. Nitekim her zerresi,  her nefesi İlahi güce tabi olan doğal düzen sarsılınca sadece fiziki arızalar ortaya çıkmadı bunun yanında kaygı, stres ve yalnızlaşma gibi sorunlar da artmaya başladı. Artık karşılaştığınız iki kişiden biri yalnızlıktan, korkularından ve kendini güvende hissedememekten bahsediyor. Yeryüzünü ayakta tutan dinamikler yerinden oynatılınca derin dehlizler oluştu ve bu durum tüm canlıları tehdit eder hale geldi.

Geleneksel kültürün hakim olduğu dönemlerde yalnızlık,  fiziki mesafeyi, tek başınalığı ifade ederdi günümüzde ise yalnızlaşma kalbi olarak gerçekleşiyor. Birbirlerinin nefeslerini duyacak kadar yakın mesafede olan insanlar duygudaşlık kuramıyor, ruhen yakınlaşamıyor ve yalnızlaşıyorlar. Düşünün… Hemen her gün evinizden çıkıp kalabalıklara karışıyor ve onlarca insanla yan yana yürüyorsunuz ancak yakınlık duyamıyor ve ruhsal olarak birbirinizden fersah fersah uzaklaşıyorsunuz. Nefesini duyduğunuz insanlarla göz göze gelmekten kaçınıyor ve  belirsizliğe doğru akan bir robot ordusuna dönüşüyorsunuz. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, kimse kimsenin ruhundaki kıpırtıları hissedemiyor ve  insanlar kurulmuş saat gibi rutin hareketleri yapmaya devam ediyorlar. Tebessüm yok, sevgi yok, merhamet yok, paylaşım yok…Yalnızlık sevgiyi eriterek güçleniyor ve bir korku denizine  dönüşüyor.

Günümüzde teknolojinin insan ilişkilerinin yerini alması ve  sanal bağlantıların hızla yayılması patolojik yalnızlık, stres ve kaygı  gibi sorunları tetikledi ve insan önemsemediği, küçümsediği bu sorunların dehlizlerinde kaybolmaya başladı. Diğerleri ile sağlıklı ilişkiler kuramayan ve varlığını ötekinin gözünden tanımlayamayan insan kalabalıklar içinde yalnızlaştı ve yeteneklerini kullanamaz hale geldi. Bu durum aynı yolda yürüyen, aynı mekanlarda yaşayan ve aynı havayı soluyan insanların birbirlerine karşı duyarsızlaşmalarına neden oldu.

Uzmanlar yalnızlaşmayı modern dünyanın görünmeyen bir tehdidi olarak değerlendiriyor ve bu soruna maruz kalan bireylerin ruhsal ve bedensel rahatsızlıklara yatkın hale geldiklerini ifade ediyorlar. Bu tür yalnızlıkların Alzheimer  gibi rahatsızlıkları tetiklediğini, hormonel dengeyi bozarak serotonin salgılanımının azalmasına neden olduğunu ve  sosyal izolasyona dönüşerek hafıza sorunlarına yol açtığını ileri sürüyorlar.

Patolojik yalnızlık tek kişilik adaya hapsolmak gibidir ki, bu durum kişiyi diğerleri ile ilişkilerinden elde edeceği tüm kazanımlardan, tüm tecrübi bilgilerden  mahrum bırakacak kadar tehlikelidir. Nitekim insan sadece fiziki ihtiyaçlarını değil sevgi, paylaşım, takdir, onay, ilgi, şefkat gibi ihtiyaçlarını da kendi türüyle kurduğu ilişkiler ve paylaşımlar vasıtasıyla elde edebilen bir varlıktır. Peki tek kişilik adaya hapsolan  kişi yüreğinden süzülen sevgiyi  kiminle paylaşacak?  İcra ettiği yeteneklerini kime sunacak? Kimden onay alacak? Kime neyi sunacak?

Günümüzde ıssız adalar toprağa değil hislerini kaybetmiş insanların benliklerine kurulmuş ve kalpleri birleştiren köprüleri yıkarak geçit vermez yarıklara dönüşmüş. Nitekim ördükleri duvarların arkasına hapsolan insanlar, kendilerine yabancılaşarak gurbet içinde gurbeti yaşıyorlar.  Düşünsenize…Onca insanla yan yana yürüyorsunuz ve  nefes alış verişler dışında hiçbir şey duyamıyor, hiçbir şey hissedemiyorsunuz. Derin bir sessizlik hakim. Ayak sesleri,  sisli bakışlar ve göklere doğru tırmanan buğulu bir atmosfer…Her insanın içinde ıssız bir ada konumlandırılmış, her insan kendi hücresini kendi elleriyle örmüş ve kimse bu yalnızlık çölünün, bu ıssız adanın dışına çıkamıyor. Derin  korkuların ve uyuşturulmuş zihinlerin barındığı bir alan burası. Burada her şey  köklerinden koparılmış ve uçsuz bucaksız bir gurbet çölü oluşmuş.

Issız adanın sakinleri demirden duvarlar arasına sıkışmış, güçlükle hareket edebiliyorlar. Çırpınıyor ve yeter ki bir canlı olsun, yeter ki bir nefes alıp veren olsun diyor ve  koltuk altlarına sıkıştırdıkları hayvanların kalp atışlarına odaklanarak kendilerini teskin etmeye çalışıyorlar. Yaşamdan zevk alamamaktan şikayet ediyor ve değersizlik, umutsuzluk, anlamsızlık ve boşluk duygusu ile başa çıkabilmek için çare arıyorlar.

İnsanın diğerleri ile bağ kuramaması ve yalnızlaşması onun doğası ile uyumlu bir durum değil o nedenle psikolojik sorunlara davetiye çıkarıyor.  Ruhi bir terbiye, içsel bir keşif için çıkılan yolculuk ise tercih edilen yalnızlıktır ve insanı kişisel olarak olgunlaştırır, geliştirir ve kemalata taşır. İtikaf gibi  kişinin, farkındalığını arttıracak ve onu ruhen geliştirecek olan yalnızlık manevi gelişim için bir imkandır. Hz Peygamberin müteaddit zamanlarda ve özellikle de   Ramazan ayının son on gününde itikafa çekildiğini bildiren bir çok hadis vardır.

Müslümanlar yılın bir ayında ruhen, bedenen, zihnen ve amelen oruç tutar ve ahlaki değerleri kuşanarak ilişkilerini daha yüksek seviyeye taşırlar. Bu anlamda dini bir vecibe olan Ramazan ayı arınma ve yükseliş için bir imkandır, Müslümanlar bu yükselişi bir süreliğine  dünya meşgalelerinden uzaklaşıp, yalnızlığa çekilerek elde edebilir ve kalıcı hale getirebilirler. Bu Peygamberlerin ve dava insanlarının nefis muhasebesi, ruhsal terbiye için çıktıkları bir keşif yolculuğudur ve onarıcı, inşa edici bir güce sahiptir. Tercih edilen yalnızlık içsel bir yolculuktur ve bu vesile ile kişi kendini tanır, zaaflarının farkına varır ve ruhen özgürleşerek kemalat derecesine ulaşır.  Bu gelişimi sağlamak için belli vakitlerde halvete çekilip tefekkür etmek gerekir. Bu muteber eylem hepimiz için bir ihtiyaç.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.

02

Nurettin Gedikoğlu - Sayın hocam toplumumuzun içinde bulunduğu durumu net bir şekilde özetlemişsiniz ne diyelim sonumuz hayrolsun inşaallah

Yeni yazılarını okumak dikeklerimle Allah'a emanet olun

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 03 Nisan 11:12
01

Nurettin Gedikoğlu - Sayın hocam günümüzün insanının durumunu çok güzel anlatmışsınız Rabbim sizden razı olsun inşaallah

Hayırlı ramazanlar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Mart 20:45