Ne Bu Gerçeklikten Kaçabiliriz, Ne Bu Gerçeklikle Yaşayabiliriz

Bugün Gazze’deki soykırımın 138. günü. 138 gündür soykırım sürüyor ve bu soykırımın eşliğinde Türkiye’den İsrail’e gemiler gitmeye devam ediyor.

Bazıları mazeretler bulup rasyonalize etmeye çalışsa da pek çok kişi bundan siyasi iradeyi sorumlu tutuyor. Kimileri kızıyor, kimileri hayıflanıyor, kimileri de Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunuyor. Fakat asıl sorunun “siyasetçi-seçmen” ilişkisinin kendisinde olduğunu açıklıkla konuşmamız gerekiyor. Hem seçmenin taleplerine, hem de siyasetçinin vaatlerine baktığımızda ortaya böyle bir sonucun çıkması çok da şaşırtıcı değil.

Gazze ilk kez bombalanmıyor, Filistin ilk kez yıkıma uğramıyor. Türkiye bu soykırım rejimini tanıyan bir devlet. NATO üyesi ve ABD’yle müttefik. Sormak istiyorum, acaba bugüne kadar siyasi iradeden İsrail’le ilişkilerin kesilmesi gibi bir talebimiz oldu mu? “Niye seçim beyannamenizde İsrail’i topraklarımızdan kovacağız diye bir vaat yok?” diye soran oldu mu? “Ülkemizin her yanı ABD/NATO üssü dolu. Soykırım rejiminin patronu ABD’nin üslerini ülkemizden çıkarmak için nasıl bir planınız, nasıl bir projeniz var?” diye soran, sorgulayan oldu mu?  “Biz sizden yol istemiyoruz, bina istemiyoruz, rahat bir yaşam istemiyoruz, öncelikle şu İsrail denen devleti tanıyor olmak zilletinden bizi kurtarmanızı istiyoruz!” diye haykıran oldu mu?

Siyasetçiler gökten inmiyor, bu toplumun içinden çıkıyor ve “seçmenle ilişkisi” onu şekillendiriyor. Biz siyasetçilerden pek çok talepte bulunduk ama yapısal taleplerde bulunmadık. Bizim için ezanın Arapça’ya çevrilmesi yeterli oldu; başörtüsünün serbest bırakılması yeterli oldu. Kabul etmek gerekir ki Ayasofya’nın açılması gibi “Bu kadarını da beklemiyorduk!” dedirtecek uygulamalar yapıldı ama Türkiye’nin dahil olduğu siyasal kamp bizim için öncelikli sorun olmadı.

Kamuoyunun nabzını tutan kalemler, kürsü sahipleri acaba siyasetçinin önüne ne zaman “ABD’yle ittifak varsa, biz yokuz; İsrail’i tanımaya devam edecekseniz biz yokuz!” gibi bir şart koydu?

Bazıları diyor ki, biz şu kadar dernek açtık, şu kadar akademisyen, şu kadar bürokrat, şu kadar öğrenci yetiştirdik; onca yurt, onca okul yaptık. Doğru. Gelinmedik makam, oturulmayan koltuk, dikilmeyen bina, yazılmadık kitap, tartışılmadık konu bırakmadık.

O zaman sormamız gerekiyor:

Bütün bunlar niye bir tek ABD üssünün kapanmasını sağlayamıyor? Bütün bunların hepsi niye İsrail’in bu topraklardan kovulmasını sağlayamıyor?

Çünkü seçmenin böyle bir talebi olmadı. Ne seçmenin böyle bir talebi oldu, ne de siyasetçinin böyle bir vaadi… Biz bunu konuşmadık, bunu tartışmadık, bunu sorgulamadık. Bunu “arzulamadık” demiyorum ama bunu siyasal bir talebe, siyasal bir “şarta”, siyasal bir bilince, siyasal bir projeye dönüştürmedik. Filistin’le ilgilendik kuşkusuz ama bu ilgi nostaljik/duygusal, kültürel ve akademik bir ilginin ötesine geçmedi. Dış politika bizim için seçimlerimizi belirleyen temel bir “kriter” olmadı. Bu bizim için konuşup, tartışamayacağımız kadar “büyük bir mesele” oldu. Biz daha çok bizi “yakından etkileyen” meselelerle ilgilendik. Dış politika bizde seçmenin ne talepte bulunabileceği, ne de şart koyabileceği bir konu olmadı. Hatta bu çoğu zaman seçmenin gözünde “siyasetçiyi de aşan” bir devlet meselesi olarak görüldü. Siyasetçi de seçmenin bu bakış açısını pekiştirdi: “Öyle kolay değil bu işler, sizin bilmediğiniz neler var!” mesajı verdi. Seçmen bu mesajı aldı, kabul etti: “Vardır bir bildikleri” dedi.  

Şimdi diyoruz ki, “Gemileri durdurun!”. Bazıları da söylemese bile bunu bekliyor.

Tekrar etmek zorundayım: Biz İsrail’i tanıyan bir devletiz. ABD müttefikimiz ve NATO üyesiyiz. Ne İsrail’in katliamları 7 Ekim’den sonra başladı ne de bizim İsrail’le ilişkimiz. Bu bizim 80 yıllık gerçeğimiz ve bu, gemilerin gitmesini de kapsayan daha büyük, yapısal bir sorun.

Bu çağrının haklılığını, samimiyetini tartışmıyorum fakat şunu da tekrar sormak zorundayım: Biz siyasetçilerden böyle bir söz mü aldık? Bu çağrımıza kulak vermezlerse onları sözlerinde durmamakla itham edebileceğimiz bir dayanağımız mı var?

Kuşkusuz seçmenin taleplerinin şekillenmesinde siyasetçinin vaatlerinin de rolü var. “Siyasetçi-seçmen” ilişkisi karşılıklı olarak birbirini şekillendiriyor. Siyasetçi seçmenin talep niteliğini arttıracak bir ilişki biçimine girmedi. Seçmenin zaaflarını güçlendirmeye çalışmadı. Onları sert gerçekliklere hazırlamadı. Ne onlar seçmeni hazırladı ne de seçmen onları.

Ve bugün Gazze bu hazırlıksızlığımızı olanca açıklığıyla ortaya koyuyor. Daha doğrusu bizim gerçekliğimizi bize gösteriyor.

*

Hepimiz öleceğiz ve Allah’a döneceğiz. Eğer taleplerimizin ve vaatlerimizin niteliğini artırmazsak tarihin bu kesitinde ve bu coğrafyasında yaşayan bizler, ABD üslerinin yuvalandığı bir ülkede gömüleceğiz.

Ülkemiz İsrail’i devlet olarak tanıyor, bizim gerçeğimiz bu.

7 Ekim’den sonra ne bu gerçeklikten kaçabiliriz, ne bu gerçeklikle yaşayabiliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.

07

Orka - gazzede ciasal islamcılığın maskesi düşmüştür. akp islamcılığı en başından beri ciasaldı. öyle olmayanların kahir ekseriyeti 1 mart tezkeresinde zaten tasfiye edilmişti. saflığımız o ki bu insanlardan islamcılık bekledik, kameraların karşısına geçip kur’an okumalarına aldandık. iktidar ışıltısı ayıplarını örtedurdu ama gelinen noktada artık mızrak çuvala sığmaz oldu...önümüzdeki onyıllar müslüman mahallesi iç hesaplaşma modunda yaşayacak.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Mart 03:46
06

Furkan Aslan - Seçmen olarak böyle bir talebimiz yok mu? Seçmenden bu kadar bihaber olmanız garip doğrusu veya çevrenizi değiştirmenizi öneririm. Çünkü ben ve çevrem bu taleple yoğrulmuş insanlarla dolu. Üstelik buna sizin tabirinizle talep dedim. Normalde biz buna dava diyoruz.

Bir diğer konu şu; Siyasiler her şart ve duruma göre dönmesini biliyorlar. Sanki her yaptığını seçim vaadi veya seçmen talebi doğrultusunda mı yapıyor? Seçmene A deyip B yaptığı o kadar şey var ki saymakla bitmez... Şimdi de tam tersi olabilir ve israil ile ilişkilerini kesebilir. Tıpkı zamanında Mısır, Suriye hatta İsrail ile iyi iken kötü şimdi de tekrar iyi olduğu gibi. Tekrar ilişkilerini kesebilir. Tabi göbekten bağlı/gebe değilse (ki olmadığını hiç sanmıyorum).

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 04 Mart 09:05
04

Ahmet turani - Mücahit Bey kardeşim Zülfiyare dokunmamak için neredeyse uzaylıları suçlayacaksın.Halbuki biz seni daha yürekli bilirdik ne oldu sende mi düzenin yazar çizerine uydun Korkma adam yemezler. Biz senin necip fazıl hakkında yazdıklarını okuduğumuz da demiştik ki bizim camiadan gerçekleri haykıranlar var,sevinmiştik. Gelgör ki boşuna sevinmişiz. Büyük bir hayal kırıklığı gel ki bizim ömrümüz hep hayal kırıklığıyla geçti. Artık alıştık.

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 22 Şubat 16:28
05

Aliuttu - @Ahmet turani 04 nolu yoruma cevabı: özetle layık olduğumuz şekilde idare ediliyoruz diyor mücahid hocam.sizi tatmin etmesi için daha ne yazması lazım Ahmet bey.

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 28 Şubat 09:10
03

Ömer Yağci - Konuya yaklaşım mükemmel. Halk ya da seçmen "devlet bizim devletimiz" ön kabulüyle hareket ettiği için bu garip vakıayı yaşamak zorunda kalıyor. Oysa devlet dış politikasını halkın ya da seçmenin eğilim ve hassasiyetlerine göre belirliyor değil. Bize çelişki gibi gelen bu ve benzer durumların değişmesi için, öncelikle devletin politika belirlerken halkın eğilim ve hassasiyetlerini dikkate alan bir yapıya sokulması gerekir. Halbuki ta kuruluşundan beri devlet, halkın inanç ve hassasiyetlerine karşı savaş halinde. Öncelikle seçmen ya da halkın, bu durumu bilinç düzeyine çıkarıp devlet veya hükümetlerden beklenti ve taleplerini ona göre düzenlemesi gerekmektedir. Veya devlete karşı algı ve olgu değişikliğine giderek duruş ve tavrını yeniden belirlemek zorundadır. Ki ne yaşamak zorunda, ne de kabullenmek zorunda kalacağı böyle bir durumun cenderesine sıkışıp kalmasın.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 22 Şubat 16:16
02

Hürriyet - Mücahid abi yazdıklarımı okurmusun bilmiyorum fakat artık söz bitti

bişyler yapmamız lazım resmiyetten sıyrılıp sivil bir hareket olarak yapmalıyız

siz ve sizin gibi bir kitleye hitab edenler hocalarımız bizi yürütmeli etrafında toplamalı gazzeye gitmeliyiz abluka kırıcı bir eyleme ihtiyacımız var.... kardeşlerimizi kuyuya attık 1 lokma yiyecek çağrısı yapıyorlar falan yapıyor filan yapıyor demeden seçim zamanını boşverip gazze için çalışalım ABLUKA KIRICI EYLEM KONVOY OLMALI....

hergün 1 lokma ekmek verin diyenlere bakarak iftar sofralarını nasıl kuracağız....

söz bitti artık iktidardan bişey beklemeyin yapacak olsa yapardı sivil bir hareket lazım bize haydi gazzeye diyecek bir ses

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 22 Şubat 13:58
01

Misafiriz - bezen diyorum ki bi ülke bombalünsa daha mı iyi olur çünkü bombalanırsa hiç olmazsa mukavemet hasıl olur....

sanki boğazımı sıkıyorlar patlayacağız ama hatlayamyoruz gibi

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 21 Şubat 17:05