İki Tarafın da Kaybetmesini İstiyorum

Küresel Siyonizm, düşmanlarını çatıştırırken “hangi tarafın kazanmasını istiyorsunuz?” sorusuna başlıktaki cevabı verir. Özellikle coğrafyamızda çıkartılan savaşlar ile iç çatışmalardan Siyonizm’in yegâne beklentisi iki tarafın da kaybetmesidir. Çünkü “ikisinin kaybetmesi” kendilerinin kazanması anlamına gelmektedir.

Amerika’nın meşhur think tank kuruluşlarının en öncelikli çalışma alanı anti Siyonist oluşumlara karşı önlem almak, kaos ve krizler oluşturmaktır. CIA/MI6/MOSSAD ve hain işbirlikçi körfez sermayesi elbirliği ile Küresel Siyonizm’in coğrafyamızdaki tasallutunun sürdürülmesine çalışılmaktadır.

Küresel Siyonizm’e ilk darbe İran’da Musaddık tarafından vurulmaya çalışılmıştı. “İran’ın petrolü İranlıların olacak” diyerek petrolü millileştirmeye kalkışan Musaddık 1953 yılında tıpkı şimdi İran’da yapılanlar gibi sokak serserileri tarafından çıkartılan bir iç çatışma ile bertaraf edildi. CIA ve MI6’nın bu olaylarda nasıl çalıştıkları ne kadar paranın her iki tarafa dağıtıldığı olaylardan yaklaşık elli yıl sonra belgeleri ile ortaya çıkmıştır. (1) Bu çatışmalar sırasında Kissinger’a hangi tarafın kazanmasını istersiniz sorusu sorulduğunda başlıktaki cevabı vermiştir.

Suriye’de olaylar başladığında taraflar birbirlerini İsrail yanlısı olmakla suçluyorlardı. Merak edip araştırdığımda o dönem İsrail Cumhurbaşkanın “her iki tarafın kaybetmesini isteriz” dediğini okumuştum.

Bu operasyonlar bölgede Siyonizm’in tasallutundan kurtulmaya çalışan bütün ülkelerde rutine dönüşmüştür. Bu günlerde İran sokaklarında aynı silahtan hem polislere hem göstericilere ateş açıldığı haberlerini duyuyoruz. Bunun benzerini Amerika’nın çocukları ülkemizde 1980 darbesine zemin hazırlarken üniversite olaylarında yapmışlardı. Öğleden önce sağcı, öğleden sonra solcu öğrenciyi öldüren mermiler aynı silahtan çıkmıştı.

Eskiden bunu yapan dış güçler kendilerini gizler, olaylarla ilgilerinin olmadığını söylerlerdi. Şimdi İran’daki olayları resmen ve açıktan desteklediklerini ilan ederek arkasında olduklarını pervasızca dillendiriyorlar. 

Merak edilen soru şu: Amerika, Batı ve İsrail, İran’da başarılı olurlar mı? Bu sorunu cevabını bulmak için benzer müdahaleleri analiz edip kıyaslamak gerekir. Siyonizm’in başlattığı ve tetiklediği olayları incelediğimizde direnenlerin kazandığını teslim olanlarını kaybettiğini görüyoruz. “Mesajınızı aldık, sizi anlıyoruz, gereğini yapacağız” gibi tavizkar söylemler teslimiyeti, teslimiyet yıkımı yani Siyonizm’in zaferini getiriyor. Mesela Türkiye’de benzer şekilde gezi eylemleri devam ederken dönemin cumhurbaşkanı taviz vermeyi önerirken şimdiki Cumhurbaşkanı o dönemin başbakanı olarak sonuna kadar direnmeyi dayattı ve olaylar bastırıldı.

Bu olayların bastırılması Siyonizm için açık bir yenilgi anlamına gelmektedir. Bütün kuklalar; silahları, medya kuruluşları ve arkalarındaki sermayeleri ile deşifre olup bir daha uzun süre bellerini doğrultamayacak hale gelmektedirler. Türkiye, “önce katlet sonra taziye mesajı gönder” numarasını yutmadığını katilin yüzüne tükürürcesine haykırmıştır.

Son İran olaylarının Siyonizm’in yenilgisi ile sonuçlanacağı son derece açıktır. Çünkü İran zaten direnişin kalesidir. İran’a nispetle çok çok zayıf olan Suriye, Lübnan, Irak ve Yemende çıkartılan sokak eylemlerini, yakıp yıkmaları, özellikle bankaları ateşe vermeleri hatırlayalım. Oralarda bir milim mesafe kaydedemeyen Siyonist çetenin İran’da kazanması ihtimali hayalden ibarettir.

Özellikle Türkiye kamuoyu, Dera’da duvara yazı yazdıkları için işkence gören çocukları kurtarma bahanesi ile ortaya konulan Siyonist planın nasıl ellerinde patladığını, İsrail’i güvenli hale getirmek için yapılanların nasıl ters teptiğini, İsrail işbirlikçilerinin nasıl deşifre olduklarını müşahede etmiştir. Konunun bir halkın özgürlüğü ile değil, ülke kaynaklarına nasıl çöküleceği ile ilgili olduğunu görmeyen kör değilse, kör numarası yapmaktadır.

O kadar çok deşifre oldular ki Irak, Suriye ve Libya gibi örneklerden sonra halk: “lütfen bizi diktatörlerimizle baş başa bırakın, sonra onları da arar hale getirmeyin” deme durumuna gelmiştir.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan için ilk “diktatör” kelimesini Zaman gazetesi Kahire temsilcisi El Vatan gazetesine verdiği demeçte dillendirmişti.(2) Siyonizm’in sözcüsü olduğu sübut bulan gazete kırk yıldır İslam Cumhuriyetine “molla diktatörlüğü” diyor.

İran olayları Amerika ve İsrail’e köpeklik edenlerin renk ve cinslerini ayrıntıları ile ortaya koymuştur. Bunların sair zamanlarda birbirleri ile hırlaşması, dalaşması ve birbirlerini ısırması bizi aldatmasın. (3)

1-     Murat Yetkin’in, “meraklısı için entrikalar” kitabı'na bakılabilir.

2-     https://hurseda.net/gundem/80112-zaman-gazetesi-erdogana-diktator-der-mi.html

3-     İranlı muhalifler FETÖ'cülerle böyle kol kola girdi https://islamianaliz.com/haber/12556837/iranin-muhalifleri-fetoculerle-kol-kola-girdi

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emin Güneş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.