Derin Bir Kuyudayım, Çığlıklarım İşitilir mi Bilemem?

Müslüman kamuoyuna açık mektup;

Allah’a hamd ile; Efendimize Salat ve Selam ile;

1995 senesinde muhacir olmuş, 2004 senesinde zindanda mukim olmuş, halen de zindan ikametine devam etmekte olan, zindanda unutulmuş Müslümanlardan biri olarak bir çığlık atmak istiyorum.  Bu mektup bu bastırılamaz çığlık sebebiyle yazılmıştır.

1995 senesinde zamanın kolluk ve yargı erki tarafından masa başında türetilmiş olan Düzce Hizbullah Örgütü adına eylem yapma suçlamasıyla aranmaya başladım. Yakalandığım 2004 senesinde ise kolluk ve yargı marifetiyle Hizbullah (İlim Grubu) örgütüne transfer edildiğimi öğrendim. Bu süreçte kurumsal ideolojik yapı ve onun yargısı başta olmak üzere, zamanın brifingçi yargıçlarının, FETÖ’cü yargıçların, FETÖ’cü kolluk uzantılarının nasibim olduğu kadarıyla gadrine uğradım. Yargılamam bittiğinde hiçbir ilgi ve alakam olmadığı halde Hizbullah davasından Doğu Marmara Bölgesi’nin “ASKERİ” sorumlusu olarak tırnak içinde suçlu bulundum. Ne üstü, ne astı belli olan, ne de bir hiyerarşik tablo önüme konmadan, emir-komutamda hiçbir nefer tespit edilememişken, herhangi bir emrim tespit edilemeden, kendisinden emir aldığım hiyerarşi de deşifre edilmeden; emir ve talimatımla hiçbir eylem yapılmamışken; tek bir insanın canına kıymayı bırakın burnunu bile kanatmamışken ve asla ömrüm boyunca legal ya da illegal hiçbir örgüte de ya da kurumsal yapıya üye olmamışken; askeri sorumlu olarak müebbet hapis cezam onandı. 1995 senesinde başlayan serencamım, 2004 senesinde mahkumiyetle başka bir evreye evrildi ve halen de mahpusluğum devam etmektedir.

28 Şubat mağdurlarının zindanda bulunan sakinleri için geçtiğimiz dönemde  yoğun bir kampanya yapılmış, birçok insanın dışarı çıkması sağlanmıştı. Bu çalışmaların yapıldığı ve sonuç alınmaya başlandığı dönemde ben de dışarı çıkabilme umutlarımı diri tutuyordum. Fakat süreç ilerledikçe bir tuhaflık olduğu hissine kapıldım. Ve sonunda çeşitli mazeretler ileri sürülerek şahsımla ilgili hiçbir işlem yapılamayacağını (yapılmadığını)öğrendim. Duygusal ve haksızca kaçabilir lakin uğraşıların kabile bazlı olduğunu fark ettim. Uğraşılar ya kabile bazlı ya da PR bazlıydı! Makbul ve makbul olmayan Müslüman kategorisinde mi kara listeye düşmüştüm; bir kabileye sahip olamadığım için mi, herhangi bir kabilenin koruması altına girip dosyamın peşine düşülmemişti; bilmiyorum. Yargının beni suçlarken itham ettiği örgüt davalarına bakan avukatların da hiç radarına girmeyi başaramamıştım!

İktidarın 28 Şubat dönemi mağdurları için yürüttüğü çalışmalar en azından özgürlüğü gasp edilenler özelinde kısmi olarak akamete uğradı.

Senelerdir vicdanını kaldıraç olarak kullanacak insanlar arıyorum. Benim (bizlerin) varlığını görmezden gelen, duymazdan gelen derin bir sessizlik var. Oysa oldukça şeffaf-transparan bir mekanda kalmaktayım. Her halimizle görünür olduğumuz halde, çığlığımızı, sesimizi söz konusu ettiğim DERİN SESSİZLİK BOĞMAKTA!

Mazlumlar-mahrumlar arasında kıymeti kendinden menkul seçimler, tercihler yapmayacak, vicdanıyla yerküreyi yerinden oynatacak insanlara hasrettir mahpusluğum/uz!

Ülkenin çeşitli zindanlarında kaldım. Ailem ve evlatlarım için zindan yolları birer okula döndü. Şimdi torunum için başladı aynı süreç. Yaşımız ilerledi, her hastane yolu yeni bir rahatsızlıkla tanışmamıza sebep oluyor. 16 yıldır glokom hastasıyım, üstüne bir de katarakt eklendi. Ülser tedavisinden kronik gastrit ve reflüye, diz ve leğen kemiklerimde kireçlenmeye, tansiyon sorunundan , prostat sorununa, karaciğer yağlanmasına eşlik eden 4 adet hemanjiom, ayrıca geçirdiğim küçük bir ameliyata varıncaya kadar tamamı raporlu rahatsızlıklarla boğuşmam gerekiyor şimdi. “Sistem” hastalıklar ölüm döşeğine düşürmedikçe “yatacaksın” demekte! Ölüm döşeğine düşen için ise hikaye daha başka!

28 Şubat’ın bin yıllık efendisinin söyleminin hatrı sayılır bir gerçeği ifade ettiğini mahpushane duvarları ve dışarıdan üstüme yağan sessizlik öğretti. Bu süreç durur/durdurulur mu bilmiyorum.

28 Şubat yazıları okuduğumda önce heyecana kapılıyor sonra da her seferinde hayal kırıklığı yaşıyorum. 28 Şubat’ı konuşan, dillendiren insanların radar alanından çıkalı epey zaman oldu. 28 Şıbat’ı hafızalarda canlı tutma çabaları verenlerin ilgi alanlarına hiç girmedik. Siyonist zindanları, Suriye ya da Mısır’inkileri konuşmak kolay(dı). İdeolojik yargı aygıtının zihniyet dünyası mı değişmişti? İdeolojik makinanın sorgulanmasından mı vazgeçmiştik? Acılar, mazlumlar-mahrumiyetler arasında ne zamandan beri seçim yapar olduk? Kabilesi, örgütü, lokali, derneği, takımı, partisi vb. dışındakiler için adalet, hak, hukuk talebinden ne zaman vazgeçtik? Mazlumun-mahrumun bırakın kabilesini; hani, DİNİNİ SORMAYACAKTIK? Ki elhamdülillah ömrüm boyunca İslam’dan başka bir din, büyük ümmet idealinden başka bir ideal sahibi olmadım.

Pratiğe dönüp baktığımda ise gördüğüm şeyler beni ürkütüyor. Sizin de ürkmenizi, ürkebilmenizi isterim/isterdim.

Hak-hukuk-adalet ve ahlak kavramları özne değiştiğinde değişime uğrayamaz. Bunlar sabitelerimizdir. Eğer sonuç böyleyse bu kavramlarla kavgamız var demektir. Müminlerin bu kavramlarla kavgasının olamayacağı açıktır.

İçinde bulunduğum kuyu öylesine derin ki ben kendi sesimi duyamıyorum, belki de onu yitirdim! Zindanda unutulan bir Müslüman olarak son derece amatörce bir çığlık attım. Anlayabilmeniz için…

Amatör Müslüman

İsmail Şah Balta

05.09.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şahbalta - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.