Arap NATO'su Martavalı

Hatırlayalım, Donald Trump döneminde gündeme getirilip, bir takım girişimlerden sonra, Siyonist çetenin de içerisinde bulunduğu Arap NATO'sunu tesis etmeye koyulmuşlardı. Bu konu Joe Biden'in bölgeyi ziyaretinden hemen önce tekrar gündeme getirildi. Gerekçeleri ise sürekli gündemde tuttukları İran tehdidiydi. Gazeteci, Siyonist çetenin eski başbakanı Netanyahu'ya soruyor: "Üç düşman ülke ismi verir misin? Netanyahu cevap veriyor: "İran, İran, İran." Adam haklı, çünkü gerçek manada Filistin davasına sahip çıkan, Gazze halkını füze ve silahlarla destekleyen ülke İran. Yine bizzat Netanyahu, "Biz Gazze'de İran'a karşı savaşıyoruz" diyerek bu gerçeği teyit etmişti. Evet, sonuç olarak işgalci İsrail'in endişesini ve güvenlik gerekçesiyle bir takım arayışlar içerisinde olmasını anlıyoruz. Demek oluyor ki, ABD'nin desteğini yeterli görmüyor. Bu yüzden gasp ettiği toprakların çevresinde güvenlik koridoru oluşturmak için kendisine müttefik arıyor. Zahiren düşünüldüğünde bu aklen mantıken mümkün görünmüyor olması gerekir. Çünkü çevresindeki ülkeler Müslüman. Bir Müslüman ülkenin, Namus-u Ekber'imiz olan Filistin topraklarımızın işgalcisi ile diplomatik ilişki kurup ittifak oluşturması eşyanın tabiatına aykırıdır. Ama gelin görün ki, bu ihanet ittifakları Mısır rejimi ile başladı ve bir müddet sonra diğer birçok Arap rejimini devreye soktu. Bu durum 67 senesinin "6 Gün Savaşı" veya 73 "Yom Kippur Savaşı" döneminde konuşulsaydı buna kimse inanmazdı. Çünkü Siyonist işgalcilere karşı sadece Filistin halkı değil, bölge ülkeleri de savaşmış ve kendi topraklarının bir kısmını bu çeteye kaptırmışlardı. Bu yüzden bölge ülkeleri Filistin davasından ötürü olmasa da kendi topraklarının işgalinden dolayı Siyonist çeteye karşı düşmanlık ve husumetleri had safhada olması gerekir. Fakat bugün gelinen nokta itibariyle düşmanlık dostluğa evrilmiş oldu. Üstelik bu ülkeler işgal edilmiş topraklarını da geri almış değiller. Birileri kalkıp bize, "Hayır efendim Sina Yarımadası Mısır'a iade edildi" demesin. Zira orası atıl bir vaziyette duruyor, yerleşime açık değil, bırakın sivili Mısır askeri dahi oraya giremez. Siyonist çete orasını tampon bölge olarak tutuyor. Hatta Siyonist çetenin Sina Yarımadası'na yönelik düşüncesi Gazze halkını oraya yerleştirmek. Yüzyılın Anlaşması maddelerinden biri de budur. Sonuç olarak Arap ülkelerinin işgalci İsrail ile ittifak kurup adına "Arap NATO'su" dedikleri bir yapıyı oluşturmaya teşebbüs etmeleri son derece ironik bir durumdur.

Anlaşılan o ki büyük şeytan ABD'nin dayatmasıyla İran nezdinde "Direniş Cephesi"ne karşı şeytanî plânlar sürekli farklı versiyonlarıyla devreye sokuluyor. İlâhî buyruk olarak ayette de belirtildiği üzere, "Muvaffak olamayacakları bir işe giriştiler." (Tevbe:74)

Eskilerin de deyimiyle, "İt ürür, kervan yürür."

Bu şeytanî emeller peşinde olanlara karşı "Direniş Cephesi" şu ayetle cevap vermektedir: "Birtakım insanlar onlara, 'İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun' dediler de bu, onların imânlarını arttırdı ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!' diye cevap verdiler." (Al-i İmrân:173)

Kendilerinin de itiraf ettiği gibi, "Arap NATO'su" Direniş Cephesi'ne karşı kurulması planlanmaktadır.

Bakınız ABD Başkanı Joe Biden Suudi Arabistan'a yapacağı ziyaret öncesi, "İsrail'in güvenliğini konuşmak için Suudi Arabistan'ı ziyarete gidiyorum" dedi. Demek oluyor ki, ajandası bir hayli kabarık olan plân ve projelerle bu ziyaretini gerçekleştirme niyetinde.. Biden öylesine küstah ki, bu niyetini gizleme ihtiyacı bile duymuyor. Daha doğrusu aklı sıra birilerine, yani "Direniş Cephesi"ne aba altından sopa göstermeye çalışıyor. Öncelikli olarak Suudi Arabistan'a gidiyor çünkü, Suudi Arabistan'a ve Suudi Arabistan üzerinden diğer Arap emirliklerine dikte edeceği plânları var. Bunu da açık açık beyan ediyor: "İsrail'in güvenliği için." Peki İsrail'in güvenliğini tehdit eden kim? İran, Hizbullah ve bunlara lojistik destek sağlayan Suriye hükümeti. Şu hâlde bu güvenlik nasıl sağlanmalı? İçerisinde İsrail'in de olduğu "Arap NATO'su"nu kurmakla! Elbette bu şeytanî proje birden bire hayata geçirilmeyecek. Bu bir süreç işidir. 1978'deki Camp David Anlaşmasını hatırlayalım! Dönemin Mısır devlet başkanı Enver Sedat bu anlaşmaya imza attığında, hemen hemen bütün Arap rejimleri Sedat'a tepki vermişlerdi. Fakat Enver Sedat, "Bugün beni eleştiren Arap liderleri bir gün gelecek İsrail ile anlaşma imzalamak için sıraya girecekler" demişti. Nitekim Sedat bu iddiasında haklı çıkmıştı. Öyle bir gün geldi ki, yok Yüzyılın Anlaşması, yok Abraham Sözleşmesi derken adeta (birkaç tanesi hariç) en doğudan en batıya kadar (Fas rejimi dahil) hemen hemen bütün Arap rejimleri işgalci Siyonist çete ile imza yarışına girdiler. Aslında söz konusu Arap ülkeleri için bu durum en aşağı derecede zilletten başka bir şey değildir. Zira Siyonist çetenin varlığını kabul edip, onunla bir takım güvenlik ve ticarî anlaşmalara imza atmak Filistin davasına en büyük ve en alçakça yapılmış ihanettir. Bu aynı zamanda zulme ve işgale maruz kalan bi çare mazlum Filistin halkını sırtından hançerlemektir. Bu alçakça ihanet nasıl yapılır? İnsanın aklı havsalası almıyor. Böyle mi olmalıydı? Denizden nehire bütün Filistin toprakları bizim Namus-u Ekber'imiz değil mi? Filistin davasına sahip çıkmak sadece Filistin halkının uhdesinde olan bir sorumluluk değildir. Bütün İslâm ümmeti olarak Filistin'in her karış toprağından sorumluyuz. Rehber Hamaney'in ifade ettiği gibi, "Siyonist İsrail tarafından işgal edilmiş Filistin toprakları aslında her Müslümanın evinin bir köşesi, evinin bir odası işgal edilmiş olarak algılanmalıdır." Müslümanlar bu bilinçle Filistin davasına duyarlı olmalı ve sahip çıkmalıdır. Elbette Filistin davasına öncelikli olarak sahip çıkması gerekenler Müslüman halkların başındaki siyasîlerdir. Ümmet bünyesinde vuku bulan olumsuzluklardan ilk önce siyasîlerimiz sorumludur. Hiçbir Müslüman siyasî lider, "Ulusal çıkarlarımız önceliklidir, ümmet bünyesinde vuku bulan olumsuzluklardan biz sorumlu değiliz" diyemez. Zira bizim aidiyet değerlerimiz ulusal sınırlarımızın da ötesinde evrensel bir yapıya sahiptir. Bizim akidevî envanterimizde ulusal sınır diye bir şey yoktur. Biz Müslümanlar olarak imânımızın gereği 57 parçaya bölünmüş halimizi kanıksayamayız/ içselleştiremeyiz. İnançsal hafıza ve irademiz buna manidir. Ayrıca şunu da belirtmiş olalım ki, Filistin halkı Müslüman olmasa dahi biz onlara sahip çıkmalıyız. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki: "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz iyi olanı tesis eder olumsuz olanı bertaraf edersiniz." (Al-i İmran: 110) Allah Teâlâ'nın İslâm ümmetine tevdi ettiği bu hüküm bütün yeryüzüne şamildir, bütün yeryüzünü kapsamaktadır. Bakınız bir başka ayet-i kerimede Rabbimiz ne buyuruyor: "Yeryüzünde kötülüklerden eser kalmayıncaya ve din hükümleri Allah adına tatbik edilinceye kadar mücadele ediniz." (Bakara: 193)

Eğer NATO'ya muadil  bir askerî yapı oluşturmak gerekirse, (ki ayetle sabit olduğu üzere imânî olarak gerekmektedir) bunu Müslüman ülkeler olarak biz tesis etmeliyiz. (Enfâl: 60)

Büyük şeytan ABD ve Siyonist çetenin de içerisinde olduğu Arap NATO'sundan bize ne? Allah aşkına hiç böyle bir şey olur mu? Bu nasıl bir gaflet, dalalet ve ihanettir böyle? Merhum Erbakan Hocamız'ın projesi olan D-8 kapsamındaki İslâm Savunma Gücü'nü kurmalıyız ki, İslâm Birliği'ne giden yolda somut bir adım atmış olalım. Erbakan Hocamız iyi anlaşılsın diye ısrarla "İslâm NATO''su" ifadesini kullanıyordu. "İslâm NATO''su ABD'nin güdümünde değil, İslâm ülkelerinin müstakil iradesiyle oluşturulması gereken bir kurum olmalıdır. Hatırlayacağınız üzere ve başta da belirttiğimiz gibi bundan birkaç yıl önce, yine Suudi Arabistan'ın önderliğinde ama ABD'nin güdümünde "İslâm NATO'su" adı altında bir yapı oluşturulmaya çalışıldı. Hatta göstermelik tören geçitleri ve seremoni yapılmıştı. Siyonist güdümlü medya ise manşetlerine taşıdığı bu hayalî yapıdan övgü ile söz ediyordu. Sözde 34 Müslüman ülke bir araya gelmişti. Sonra ne oldu? Fos çıktı. Büyük şeytan ABD'nin yönlendirmesi ile kurulan bir yapının önüne istediğiniz kadar dinî bir motif koyun, istediğiniz kadar "İslâm" ibaresini kullanın sonu boş çıkacaktır. Şimdi de Arapların etnosantrik duygularını okşayarak bu şeytanî yapıya "Arap NATO'su" diyorlar. Rabbimiz, "Yahudi ve Hıristiyanları kendinize velî/rehber edinmeyin" (Mâide: 51) diyor. Onlar ABD ve Siyonist çete ile iş tutuyor. Fe subhanAllah...

Her şeyden önce Siyonist çete biz İslam ümmeti nezdinde meşru bir devlet değil, ABD'nin bölgemizdeki varlığı da meşru değil. Şu hâlde bu zillet içerikli ilişkiler neyin nesi? Siyonist çete dur durak bilmeden her Allah'ın günü işgal ve katliamlarına devam ediyor. ABD ise İslâm coğrafyasında nereye girdiyse orasını kan gölüne dönüştürdü ve dönüştürmeye devam ediyor.

Kendi yaptığı katliamların haricinde bölgemizdeki çatışmaların, iç savaş ve terör eylemlerinin baş müsebbibi büyük şeytan Amerika'dır. Başta IŞİD ve El-Nusra olmak üzere bütün terör örgütlerini eğiten, donatan ve silahlandıran Amerika'dır. Dönemin ABD başkanı Obama bizzat itirafta bulunarak, "IŞİD'i biz kurduk" demedi mi? ABD gözümüzün içine baka baka bölgedeki terör örgütlerine 50 bin TIR dolusu silahı vermedi mi? ABD, kuluçkasında kendi üretip beslediği bu terör örgütleri vasıtasıyla insanlık dışı yöntemlerle kan dökmeye devam ediyor. Evet, sayın okuyucumuz, bu şeytanlarla hangi maslahat güdülerek askerî bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor? Bunu anlamak mümkün değil. Sonuç olarak ifade edecek olursak, "Arap NATO'su" boş bir hayalden, boş bir martavaldan başka bir şey değildir. Tekrar edecek olursak, "İt ürür, kervan yürür."

"Onlar tuzak kuruyorlar, buna mukabil Allah da tuzak kurmaktadır. Allah ise tuzak kuranlara en hayırlısıdır." (Enfâl: 30)

"Her kim Allah'ı, peygamberini ve mü'minleri kendisine velî edinirse ona müjdeler olsun. Hak-batıl mücadelesinde üstün gelecek olanlar kesinlikle Allah'ın hizbidir." (Mâide: 56)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hazım Koral - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.