İnsan…

Bir yönüyle yeryüzünün en muhteşem varlığı…

Bir başka açıdan ise dünyanın en tehlikeli yaratığı.

Bazen muhteşem ürünler, eserler, çözümler ortaya koyuyor. Bazen de inanılmaz vahşetlere, zulümlere ve kötülüklere imzasını atıyor. Bir yönüyle melekleri kıskandırırken, diğer yönüyle şeytanları bile ürkütüyor.

Allah’ın kâinat düzeni kurulduktan sonra yeryüzünün süsü olarak yarattığı ve kendisinden hep iyilikler beklenen insan, neden ve nasıl kötülüklere alışıyor, yapıyor ve hatta savunuyor.

Bu durumu anlamak için insanın psikolojisinin nasıl işlediğini kavramak gerekiyor. Varlığı kötü ve itici olan, bedenin ve ruhun ilk başta ret ettiği kötülüğü, daha sonra savunmak mümkün mü? Maalesef evet…

Sigarayı ele alalım. İnsanlar ilk başta sigaranın kokusundan bile rahatsız olur. İlk içmeye çalıştığında ise öksürür, gözü yaşarır. İçmeye devam ettiğinde ise bir süre sonra ona alışır. Sigarayla biraz daha vakit geçtiğinde ise bağımlılık süreci başlar ve sigaranın bir özgürlük olduğunu düşünerek onu savunmaya başlar. Artık sigara onu teselli eden! bir dost ve yoldaş olmuştur…

İçki ve uyuşturucuda da paralel bir süreç işler. Bugün özgürlük adına içkiyi savunan epey fazla sayıda yazarımız, aydınımız (!) var. İnsanın aklına Aristoteles’in “ tüm günahların ve yanlışlıkların altında yanlış anlaşılmış özgürlük fikri yatar” şeklindeki sözü geliveriyor.

Kötülüğe karşı yaşadığımız bu rahatsızlık- alışma ve savunma süreci sadece fizyolojik olarak değil psikolojik olarak da aynı şekilde işliyor.

İnsanlar yalan söylediğinde önce yalanlarından rahatsız olup pişmanlık, utanç ve yakalanma korkusu yaşıyorlar. Devam ettiklerinde ise yalan söylemeye alışıyorlar. Daha sonra ise bağımlılık ve savunma süreci devreye giriyor. Yalanlarını savunmak için çeşitli savunma mekanizmalarını ve yeni yalanları işe koşuyorlar.

Kötülüğün normalleşmesi böyle bir süreçle gerçekleşiyor.

Toplumsal olarak da aynı süreç işliyor. Toplumlar bazı kötülükleri önce reddeder ve rahatsız olur, sonra sonra alışır ve ardından onu normal görmeye ve savunmaya başlar. Halkı Müslüman olan bu toplumun hemen her yerinde içkili, dansözlü düğünler yapılmasını başka nasıl açıklayabiliriz. Bundan 50-60 yıl önce içki neredeyse toplumda hiç görülmez ve içenler adam bile sayılmazken, bugün babayla oğul karşılıklı kadeh tokuşturabiliyorlar.

İlköğretim ve liselerdeki çocuklar ve gençler için bundan 30-40 yıl öncesine kadar ayıp, günah, erken, yanlış diyerek reddettiğimiz flört ve aşk hayatı bugün hem çocuklar hem de anne babaları tarafından doğal ve normal bir durum olarak görülüyor. On yıllar geçmesine bile gerek yok. Anne babalar ortaokulda yanlış gördüğü bu tarz bir ilişkiyi lisede doğal ve normal görmeye başlıyorlar. Sanki riskler artmıyor da azalıyor gibi.

Kötülükle mücadele etmede bilgi, bilinç, ahlak ve kararlılıktan yoksun olduğunuzda bir süre sonra onu normal görmeye ve savunmaya başlıyorsunuz. Zihin maalesef böyle işliyor.

İnandığınız gibi yaşamazsanız, bir süre sonra yaşadığınız gibi inanmaya başlıyorsunuz.

Alışana kadar kaldırılamayacak büyüklükte bir taş kadar ağır olan kötülükler, alıştıktan sonra anlaşılmayacak kadar hafif oluyorlar. 

Buna kötülüğün dayanılmaz hafifliği diyoruz…

Kötülük hafifleştikçe iyilikler de ağırlaşıyor ve yük olmaya, zor gelmeye başlıyor. İnsanca ve erdemli bir yaşam sürme ( normalde insan fıtratına uygun bir durum olsa da ) zorlaşmaya başlıyor.

Bugün herhâlde en zor iş Müslüman gibi yaşamak..

Bilgi ve hikmetle kalın.

[email protected]