İnsanın insansızlaşmasının, soysuzlaşmasının yani insani erdemlerden kopuşunun tarihini yaşıyoruz.  Nobel Ödüllü yazar Alexis Carrell’in dediği gibi insan yere yaklaştıkça gökten uzaklaşıyor. İnsan çift kutuplu bir varlık. Bir yanı maddi-fizyolojik; diğer yanı ise manevi-psikolojik. Birinci yöne verilen ağırlık onu küçültüp; yeme, içme, eğlenme ve cinsellik dörtlüsünden müteşekkil hayvanlar seviyesine indiriyor. İkinci yöne verilen ağırlık ise onu yükselterek; duygu, inanç, eğitim(bilgi) ve ahlak(erdem) dörtlüsünden müteşekkil izzetli insanlar seviyesine çıkarıyor.

Kozmolojik hiyerarşide insan yukarıdan aşağıya dört basamaktan oluşuyor. Bilgiyi temsil eden akıl, duygu ve inancı temsil eden kalp, beslenmeyi temsil eden mide, üremeyi temsil eden şehvet ve cinsellik.

 Akıl en üsttedir. İnsan olmanın en önemli özelliği; bilgi sahibi olma, bağ kurma, sonuç çıkarma, ibret alma gibi düşünsel yetilere sahip olmaktır. Akıldan sonra duygularımız ve inançlarımız gelmektedir. Aklı olmayan kişi inançlarından sorumlu tutulamaz.

Allah tarafından insana verilen bu dört özellikten alttaki ikisi, üstteki iki özelliğimize hizmet etmek için yaratılmıştır. Fakat maddi kapitalist ahlak anlayışının yozlaştırdığı günümüzde insan amuda kalkarak yürümektedir. Yani midesi ve şehvetini aklı ve kalbi için kullanan insanlar yerine; aklı ve kalbini yalnızca midesi ve şehveti için çalışan insanlar ortaya çıkmıştır. Bunun doğal sonucu insan doğasının yani fıtratın bozulması olmuştur.

Özünü ve aslını yitirmenin doğal sonucu insanın kendine yabancılaşması olmuştur. Çevreyi tanıyan fakat kendine yabancılaşan insan kendi ile toplumu, devleti, doğal çevresi ve Yaratıcısı arasındaki kozmik dengeyi kaybetmiştir. Bu denge kaybı, iç dünyalarda bir ahlak erozyonuna neden olmuş, bu durum da gezegenimizi yaşanılmaz bir hale getirmiştir.

Bireyselcilik ve maddecilik üzerine kurulu modern hayat yaşamın temel hedefi maddi olanaklara sahip olmaktır. İyi bir ev ve araba sahibi olmak, kariyer yapmak v.s. bunlardan birkaçı. İnsani değerler uğruna bir yaşam sürmek, yeryüzündeki milyonlarca mazlum ve mağdur için bir şeyler yapmak, ülkesinin ve inançlarının yükselmesi için bir çaba içine girmek böylelerine çok yabancı. İşin acı kısmı artık biz!? de böyleyiz.

Peki, biz bu hale nasıl geldik. Neyi ya da neleri yitirdik ki bu duruma düştük. Evet, yitirdik bazı şeyleri ve yitirdikçe yittik…

Yitirdiğimiz onca değerin temelinde iki erdem yatıyor. Bilgi ve ahlak. Bilginin temeli eğitim, ahlakın temeli ise dindir. Özümüze uygun bilgilerle ve değerlerle beslendiğimiz ölçüde kendimiz ve dünyamız düzelecektir. Çiçeğin özünde yani fıtratında su, toprak ve güneş vardır. Bunlardan biri eksik olursa yaşayamaz. Betona çiçek eksek büyür mü? Bu onun özüne aykırıdır. Çiçek için su, toprak ve güneş neyse; insan için de bilgi duygu ve inanç aynı şeydir.

Peki, bu eğitimin temel ilkelerini, referanslarını neye göre ve nasıl belirleyeceğiz. Eğitilecek kişi insan. O halde insanın doğasını çok iyi bilmek gerekiyor.

Bir yemeğin içeriğini, tadını yani yapısını en iyi, yemeği yapan bilir. Bir robotun içeriğini ve yapısını da en iyi robotu yapan bilir. Doğal olarak insanın doğasını en iyi bilen de onun yaratıcısı olan Allah’tır. Allah insanı yaratmış buna karşın onu yeryüzünde başıboş bırakmamıştır. İnsana insanca bir yaşam sürmesi için birçok yeti vermiş ve onu desteklemiştir. İnsana doğru yaşam sürmesi için verilen akıl, vicdan ve sezgi, yaşam süreciyle bozulmakta ve hakikate tek başına ulaşamamaktadır. İşte bunun içindir ki Rabbimiz insanı vahiy ile desteklemektedir.

Öyle bir kılavuzdur ki o, ona uyan asla mutsuz olmaz. İlhamını ve terbiyesini ondan alan herkes, insanların gönlünde taht kurmuştur. Sadece inananlar tarafından değil, tüm insanlar tarafından da insanlık tarihinin en kutlu insanları peygamberler ve onlara uyan arif ve âlimler olarak kabul edilmektedir. Hıristiyan ahlakını ve rahipleri yerden yere vuran ünlü Alman filozof F. Nietzsche bile insanlığa damgasını vuran üç üst insanın başında Hz. İsa’yı saymaktadır. İnançsız oryantalist Kelvin Stuart Hz. Muhammed’i toplumsal karmaşayı önleyen, insanî erdemleri dünyaya tanıtan bir filozof olarak görmüştür.

Evet, sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; bugün iki sevgili birbirinden ayrı düşmüş hasretle birbirlerini aramaktadır. Bu iki sevgili İslam ahlakı ve insandır. Günümüzün iğdiş edilmiş dünyasında İslam evreni güzelleştirecek insana; insan da kendini güzelleştirecek olan İslam’a muhtaçtır. İslam’ın aradığı insan, insanın aradığı İslam’dır. Artık bu iki sevgilinin kavuşma zamanı çoktan gelmiştir. İlahi referanslar ile kuşaklarımız yetişmedikçe, insanlık gerçek huzura ve mutluluğa kavuşamayacaktır. Bugün hiçbir ideolojinin hedefine ulaştığı bir “mutluluk çağı” olmamıştır.  6. yüzyıldan bugüne kadar Demokrasi, Kapitalizm, Komünizm, Sosyalizm, Sekülerizm, Hümanizm, Nasyonalizm (milliyetçilik), Liberalizm ve daha birçok düşünce ve ideoloji ortaya çıktı. İnsanlığa yeryüzünde cennet vaat eden bu akımlar yeryüzünü cehenneme çevirdi. Bu akımlar doğrultusunda kurulan modern batı medeniyeti; yaşamın anlam ve amacından kopmuş, uyuşturucunun pençesinde kıvranan, cinsel ve dinsel sapmalarla boğuşan gençleri, paramparça olmuş aileleri ve toplum yapısını buldu karşısında.

Oysa İnsan ve İslam bağının kurulduğu, bu bağın eğitim ve ahlak anlayışından beslenen bir dönemi daha önce yaşadık. Biz o döneme Mutluluk çağı anlamına gelen “Asr-ı Saadet ‘’ diyoruz. Demek ki bizim bir örneğimiz var. Bu örneğe götürecek bir rehberimiz yani Kuran da mevcut. O halde iş başa düşüyor. İşimiz; insanlığa ikinci asrı saadetini yaşatacak, onu dünya ahiret mutluluğuna ulaştıracak bir azme ve gayrete bürünmek. Bu azim, bu kor, yüreklerimizde ve tarihsel bilinçaltımızda mevcut.

Yapılması gereken ilk iş gönül evimizi İslam’ın tertemiz ahlak ve eğitim ilkelerine açmak.

Bilgi ve hikmetle kalın…