Siyasi hırs ve hesapların yeryüzünü ve ülkemizi karmakarışık bir hale getirdiği zor zamanlardan geçiyoruz. Erozyona uğrayan sadece siyasetimiz değil, partilerimiz, cemaatlerimiz, dindarlarımız ve laiklerimiz aynı zamanda. Ve belki de en önemlisi yarınımızın teminatı gençler bu değer ve anlam erozyonundan nasibini aldı.

Yüceltilen gençlik algısı gençleri adeta ne olduğu belirsiz bir aşk avcıları ya da avları haline getirdi. Yaşadığımız anlam erozyonundan “aşk “ kavramı da nasibini aldı. Yakın zamana kadar İngilizce konuşanlarda görülen “aşk” kelimesinin fiil olarak kullanımı bizde de görülmeye başladı maalesef. Kontrolsüz cinsel birliktelik (doing) love – aşk yapmak olarak anılıyor artık.

Postmodern dinimiz haline gelen psikolojik yorumlar da bu sürecin teorik temellerini oluşturuyor. En iyi tanıdığımız psikologlardan Freud, aşkın ve flörtün altında bastırılmış cinsel dürtüler yatar diyor örneğin. Haydar Dümen gibi popüler psikiyatristlerimiz de gençlerin cinselliği bir güç olarak kullanmasının son derece normal karşılanması gerektiğini belirterek non-ahlaki sürecimize bilimsel (!) temeller atmakla meşguller.

İnsanımız zihnini görsel basının esiri kıldığından beri kalplerindeki duyguların saflığı da bozulmaya başladı. İnsan yaşamındaki 25–30 temel duygudan bir tanesi de aşk. Yönetmenlerimiz yaratıcılık fakiri olsa gerek ki tüm dizileri alt düzey bir sahte aşk-cinsellik olgusu etrafında çeviriyorlar. Son zamanlardaki popüler dizilerinden biri olan Aşk-ı Memnu’da babalar ve anneler çocuklarıyla beraber şehvet dolu sahneleri gözlerini kırpmadan izliyorlar. Dizilerdeki yakışıklı / güzellerle eğlenen anne babalarımız gittikçe eşinden soğumaya başlıyor. Çünkü eşi dizideki kadınlar/erkekler kadar cazibeli değil ve onlar gibi ateşli öpüşmüyor.

Kendini günahtan arındırmış gençler de ekranlardaki güzeller/yakışıklılar gibi olmaya ve yaşamaya çalışıyorlar. Gençler kendini Şiilerdeki masum imamlar ya da Sünnilerdeki cennetle müjdelenmiş Bedir sahabeleri kadar masum- günahsız görüyor. Geçmiş ve gelecek tüm günahları affedilmiş garantisini almış gibi yaşıyorlar. Eh, normal gençlikte olur böyle şeyler. Ne de olsa ergenler.

İbn-i Sina’ya ya da Molla Camii’ye atfedilen “ Absal ve Salaman”  isimli bir hikâye var. Salaman güçlü bir hükümdar, Absal ise Salaman’ın cesur, zeki dürüst yardımcısı ve kardeşidir. Salaman’ın karısı Absal’a âşık olur. Absal’a cinsel arzularını açar ve onu etkilemek için cazibesi, gücü v.s. her şeyi kullanır. Ancak kardeşine ihanet etmek istemeyen Absal tüm komplolara ve tehditlere rağmen abisinin eşini reddeder. Hedefine ulaşamayan Salaman’ın karısı Absal’ın yemeğine zehir katıp ölümüne neden olur. Olayı öğrenen Salaman ise karısına aynı zehiri içirerek adaleti sağlar. Bu hikâye size Aşk-ı Memnu’yu hatırlatabilir. Ancak durum hiç te öyle değil. Düşünceleriyle 1000 yıldır insanlığı etkileyen yazarın amacı aşk hikâyesi yazmak değildir. O felsefenin sembolik dilini bu kısa hikâyede kullanmıştır. Salaman Nefsi Natıka yani düşünen akıl’ı, Absal nazari-hikmet sahibi akıl’ı, Salaman’ın karısı ise bu ikisini de ifsad eden nefsi emmare’yi kötülüğü emreden nefsi ifade eder.

İnsanı doğru ve mutlu bir hayata hikmet götürebilir. Absal sadece kendini değil, abisini ve tüm toplumu kaosa sürükleyecek bir hataya hikmeti sayesinde engel oldu. Adalet duygusu incinmiş bir toplum refaha eremez. Yakın geçmişimizde Turgut Özal, uzak geçmişimizde Hz. Osman, Salaman gibi yakın çevresinin hatalarına göz yummasaydı Türkiye’nin son 20 yılı, ya da İslam tarihinin seyri sanırım çok farklı olurdu.

Ancak bu hikâyede Salaman’ın karısının gözden kaçırılmaması gerekir. Bu kadın amaçları uğruna irade ve kararlılık gösteren zeki ve kurnaz biridir. İki kardeş de onun komploları karşısında acziyet içindedirler. Salaman’ın karısı günümüzde gençlerimizi sinsice arzularının peşinde koşturan güçlere ne kadar da benzemektedir. Özgürlük kavramı üzerinden çocuklarımıza kurulan tuzaklar ne kadar da kurnazcadır. Eğlenmek onun da hakkıdır, diyerek şehvetperest mekânlara, eğitim için gereklidir diyerek internetteki uyuşturucu seks bataklıklarına çocuklarımızı entegre ediyorlar. Bu naif alanlarda kontrollü olmak hassasiyetinden kimse bahsetmiyor. Çocuklarımız özgürlüklerinin bedelini, bedenlerini ve ruhlarını kirleterek ödüyorlar. Geçen gün sevgilisinden ayrılan bir kız öğrencim ağlayarak; yaşamak istemediğini, her şeyini ona verdiğini, artık hiçbir şeyi olmayan bir hiç olduğunu söylüyordu acı içerisinde. Ekini ve nesli (toplumu ve gençliği) helak etmeye yemin edenler işini biliyor doğrusu.

Gençlerimizin “aşk”ın aşkın” anlamını düşünmek için dahi vakitleri yok. Çünkü onlar aşk’larına face/twitter mesajı ya da SMS atmakla meşguller… Ne güzel söylemiş Mevlana:

Ey AŞK !! ..

Ne olur bükme boynunu ,

Gafiller seni ayaklar altına alsa da cevherliğinden bir şey kaybetmezsin.

Oysa neye talipsin , nerelerde tüketilmektesin.

Elmas çamura düşse de elmastır iyi bilirsin !.

Eski filozoflar ve âlimler dünya hayatını sürgün olarak adlandırmışlardır. İnsan sürgün olduğu yerde asla öz vatanında gibi yaşayamaz. Çünkü insanı insan yapan onun ruhudur. Ruhumuz da bu vatana değil, ebedi bir vatana aittir. Ve o vatana kavuşmadan asla tam huzura eremeyecektir. Dünya hayatının gerçeğidir bu.

Lütfen zihninize kodlayın: Bilgi değil, bilinç güçtür!

Eyleme dönüşen, hikmetten beslenen, içine duygu, aşk katılmış bilgiye bilinç denir. Güçlü olmak zorundayız. Silah, bilgi, data, yiyecek, giyecek, eğlence… Her şeyin bol olduğu bir Lale Devrinde yaşıyoruz. Her şey o kadar fazla ki, aşırı bolluk bizi aciz bırakıyor. Bu acziyetten bireysel ve toplumsal kurtuluşun yolu bilinçli olmak. Bilinçli olmak; dikkatli, duyarlı ve disiplinli olmayı gerektiriyor.

Eh, bize düşen de etrafımızdakileri hikmet ve güzel öğüt ile bilinçli kılmak:

“ Ey Oğul! Bil ki kim zayıf ve güçsüzse, haksız ve adaletsizlerin suçlayıcı parmakları hep onun karşısındadır. İnsanlar onun cesaretini aptallık, cömertliğini saçıp savurma ve akılsızlık, sabrını zayıflık, kararlılığını inatçılık, güzel konuşmalarını gevezelik, sessizliğini ise kafasızlık olarak adlandırırlar. “  Et- Tusi. 557

Üstadın dediği gibi,  insanın Secde Secde büyüyen bir aşkı yoksa, şedde şedde küçülen bir kalbi vardır !...

Selam ve hikmetle kalın…