Boğaziçi Üniversitesi’ne Prof. Dr. Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasıyla başlayan protestolar, gelinen noktada pek çok fiili ve teorik gerilimi de beslemiş durumda.

Atama usulü veya usulsüzlüğü bir tarafta dururken, Kâbe-i Muazzama’ya yapılan hadsizlik, LGBT bireylerin eylemcilerin ana omurgasını oluşturduğuna dair izlenim ve ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan protestolara ilişkin yapılan açıklamalar diğer tarafta duruyor.

Son yıllarda şahit olduğumuz pek çok meselede olduğu gibi, bu konuda da Müslüman camianın ciddi bir kafa karışıklığı yaşadığı muhakkak. Bir olayı değerlendirirken mevcut analiz birimlerini ayrıştırmak yerine kategorileştirerek okuma zaafına burada da düşüldüğü görünüyor.

Aslında; siyasal tavır olarak Ak Parti’ye daha yakın duran Boğaziçi İslam Araştırmaları Kulübü (BİSAK), Melih Bulu’nun atanma usulüne itiraz ettiğinde, siyasal kaygıların her zaman hakkaniyetin önüne geçmediğine dair güzel bir örneklik oluşmuştu. Ancak BİSAK üyesi gençlere kendi ağabeyleri tarafından yapılan linç kampanyası, “Aman reisi zor duruma sokmayalım”cıların zihin dünyasını bir kez daha ifşa etmesi bakımından ibretlik bir durumu gözler önüne serdi. Galip olmanın adil olmaktan daha önemli olduğunu düşünen bu zevat, Müslüman vicdanının bastırılması için türlü türlü açıklamaya başvurarak, olayları “üç-beş çapulcu”ya bağlamayı becerdiler. Kâbe’yi hedef alan hadsiz saldırı, eylemlerin eşcinsel tonu ve ABD’den yapılan açıklamalar, bu zihin dünyasına sahip olanların “bakın biz ne kadar haklıyız!” demelerine fırsat sundu.

Peki, bu tepkiler gerçekten İslamcı kaygılardan mı kaynaklanıyordu? Yoksa kendi aradıkları fırsatı, protesto içerisindeki bir grup onlara altın tepside mi vermişti? Bu tepkiyi ortaya koyanlar, Şeyma Altundal’ın başörtüsüyle ilgili açıklamasını neden hemen provokasyon olarak değerlendirmiş ve kendisini “yalancı” ilan etmişlerdi? Bu da mı İslamcı tepkinin bir devamıydı?

Madalyonun diğer yüzünde ise, eylemlerin içerisinde aktif bir şekilde yer almak gerektiğini savunan muhalif Müslüman gençler yer alıyor. İslam’ın adalet vurgusunu ön plana çıkaran gençler, haftalardır meydanlarda önemli bir sorumluluk üstleniyor. Ancak, bu gençlerin de Boğaziçi Dayanışması içerisinde verdikleri fotoğrafa dikkat etmeleri gerekmez miydi? Acaba İslam düşmanlığı ile aşikâr olmuş bazı grupların eylemler bağlamında ortaya koyduğu pratiklerin sadece ‘incitici’ gibi naif ifadelerle eleştirilmesi İslamcı tavırla ne kadar bağdaşmaktadır? Bu yaklaşım, Boğaziçi’ndeki liberal esintisinin bir yansıması olabilir mi?

Peki, Boğaziçi protestolarındaki tavrımız ve konumumuz ne olmalı o zaman?

Öncelikle şunu net bir şekilde belirtmeliyiz: Boğaziçi Üniversitesi, genel anlamıyla liberal bir üniversitedir. Çoğu zaman olumlu olarak lanse edilen ve başörtüsü yasağı gibi bazı yasakların uygulanmasını sınırlayan bu liberal atmosfer, öğrencilerin zihin ve ideolojik dünyalarında kalıcı hasarlar bırakabilecek ‘konforlar’ sunmaktadır. Diğer yandan, bu liberalliğin sona erdiği bazı önemli kırmızı çizgiler de mevcuttur. Yani, yeri geldiğinde özgürlükçülüğün hızlıca rafa kaldırıldığı bazı uygulamalarla karşılaşmanız işten bile değildir. Dolayısıyla, Melih Bulu’nun atanması sürecine ‘üniversitenin özerk kimliği’ veya ‘özgürlük’ penceresinden karşı çıkmanın pek de tutarlı bir yanı olmadığını baştan ifade etmeliyiz.

Ancak, siyasal iktidar tarafından tepeden icbar edilen bir rektör atamasına, “Boğaziçi zaten belli kesimler için özgürlük alanı sunar” şeklinde bir argümanı öne sürerek zımnen sessiz kalmak da kaçak dövüşmektir. Mevcut hukuksuzluk ve adaletsizliklerin pek çoğu karşısında sessiz kalanların, “rektörün seçimle gelmesi ne kadar adildir?” şeklinde bir söyleme sarılmaları, pek de tutarlılık arz etmemektedir. Dolayısıyla, iktidarın tepeden indirdiği bir rektöre itiraz etmek, kimlerle aynı safa düşeceğim korkusu taşımadan icra edilmesi gereken bir husustur. Eğer itirazımız ‘kim ne der’ korkusundan değil de ‘Allah ne der’ bilinciyle yapılıyorsa ve isyan sınırları net bir şekilde ideolojik perspektifimize uygunsa, zaten bizi diğerlerinden ayrıştıran kimliğimiz tebarüz edecektir. İşte o zaman, İslam’ın mukaddesatına düşmanlık yapan kimselerle aynı safa düşmek gibi bir endişemiz de olmayacaktır.

Unutulmamalıdır ki, Müslüman bir bireyin neye itiraz ettiği kadar nasıl ve kimlerle beraber itiraz ettiği de önemlidir. Kimliğiniz ve duruşunuz bulanıklaşmaya başladığında, kendisi gibi düşünmeyenleri fişleyenlerle veya İslam’ın savaş açtığı eşcinsel eğilimli kimselerle berabermiş gibi görünmek sizi rahatsız etmeyecektir. Aynı şekilde, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalar da sizi tedirgin etmeyecektir.

Sonuç olarak; Boğaziçi’ne rektör ataması sırasında yaşanan dayatmalara itiraz etmek kıymetlidir ve desteklenmelidir. Ancak bu itirazımız, İslamcı kimliğimizden menkul olmalı ve muhafazakâr aymazlık ile liberal savrukluğun bize dayattığı kutupların dışında başka bir alternatif üreterek ortaya konulmalıdır.

Üçüncü yol teklifimizin pratik olarak somut bir karşılığı olmadığının farkındayız; ancak iki seçenek arasında kalmanın icbar ettiği ‘kategorik okuma’ yanlışlığından sıyrılmak ve tüm meseleyi analiz birimlerine bölerek değerlendirmek İslam’ın öğretisidir. Dolayısıyla son on yıldır daha yoğun yaşanan çürümeye bakarak, alternatif yolların kurucusu olmaya talip olmaktan vazgeçmek İslamcı müktesebatı hiçe saymak anlamına gelecektir.

Durduğumuz yerden; Melih Bulu’nun atanma sürecinin baştan sona yanlış olduğunu, buna karşı itiraz seslerimizi daha yüksek çıkarmak gerektiğini düşünüyoruz. Görüşlerini açıkladığı için öğrencilerin gözaltına alınmasına şiddetle itiraz ediyoruz. Şeyma Altundal başta olmak üzere bu protestolara katılan öğrencilere atılan her türlü iftirayı ve protestoya katılan bazı öğrenciler tarafından BİSAK üyelerine karşı yapılan her türlü fişlemeleri lanetliyoruz. Protesto gösterilerinde İslam karşıtlığını ön plana çıkarma derdinde olan tüm gruplara sonuna kadar karşı olduğumuzu deklare ediyoruz. Müslüman öğrencilerin bir araya gelerek bu eylemlerde daha fazla ön plana çıkması ve İslam’ın adalet bayrağının temsilcisi olmaları gerektiğini düşünüyoruz.

Siyasi hesaplara boğulmayan, zulme karşı direnişi bayraklaştıran devrimci nesiller yetiştirebilmek umuduyla…