Türkiye Müslümanlarının düşünsel ve eylemsel tekamülünde müstesna bir yeri olan Milli Görüş Hareketi, Saadet Parti’li olsun veya olmasın İslami kimliğe sahip her insan için ayrı bir kıymete haizdir.

Bu topraklarda Anadolu Müslümanları az buçuk siyasal bir bilinçle tanıştıysa, emperyalizm ve Siyonizm gibi kavramlar ajandalarına girdiyse bunda Erbakan Hoca’nın payı çok yüksektir.

Milli Görüş Hareketi’nin en dikkat çeken özelliği, geleneksel Sünni kodlardan neşet etmesine rağmen İslam coğrafyasında ABD ve Suud’un vaziyet edemediği nadir hareketlerden bir tanesi olmasıdır. Bunda Erbakan Hoca’nın önce imanının, sonra da dehasının etkili olduğu kuşkusuzdur.

1969’da yola çıkan Milli Görüş Hareketi, diğer bütün siyasal partilerin aksine bir dava hareketi olarak her zaman vücut bulmuş,  defalarca bölünme yaşamasına rağmen ayakta kalmıştır. Bu bağlamda 50 yıl önceki ilke ve idealler farklı tonlarda da olsa her zaman seslendirilmeye devam edilmiştir.

Her dönemin kendisine özgü siyasal koşulları olduğundan, yarım asırlık serüven boyunca birbirinden çetin imtihanlar Milli Görüş’ü sarıp sarmalamıştır.

Bugün de bu imtihanlardan biri tüm şiddetiyle Milli Görüşçülerin önüne çıkagelmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ittifak niyetiyle Milli Görüş Lideri ve Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti ile başlayan tartışmalarda ‘Saadet Partisi, Cumhur İttifakı’na mı katılıyor?’ sorusu gündeme gelmiştir.

Aslında, Abdullah Sevim’in İstanbul il başkanlığından alınmasıyla birlikte parti içinde çekilen kılıçlar, Cumhur İttifakı tartışmalarıyla birlikte daha da keskinleşmiştir.

Görünen tablo o ki; bu sert iklim kısa vadede dindirilemeyecek kadar derin sorunlarla ilintilidir. Dolayısıyla sorunların özüne eğilmeden bu düğümü çözmek imkansızdır:

Bu anlamda dışarıdan süreci gözlemleyen biri olarak şu tespitleri yapmayı gerekli görüyoruz:

1- Saadet Partisi’nde iki kutup meydana geldi. Bir kesim muhalefet ederken domuz eti, LGBT, içki, zina, İstanbul Sözleşmesi gibi başlıkları öne çıkardı. Diğer başlıkları ise daha arka plana attı. Diğer bir kesim ise gelir dağılımında adalet, ifade özgürlüğü, hak ihlalleri olarak ifade edebileceğimiz sosyal adalete ilişkin başlıkları öne çıkardı. Ahlaki erozyona dair başlıkları ise daha arka plana attı. Bu durum partinin vizyonuna olumsuz yansımalar yaptı. Bir kesimin kendisini milli-mezhebi sınırlara hapsetmesi, diğer bir kesimin ise liberalleşmesi gibi olumsuz sonuçlar ortaya çıktı. Bütün bu başlıkların bir arada toplanması, muhalefet ederken böylesi bir tutarlılık ve dengenin gözetilmesi, tabanın bu konuda eğitilmesi ve donatılması atılacak en kritik adımdır.

2- Oğuzhan Asiltürk’ün Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşerek ‘hayra motor şerre fren’ olacak şekilde uyarı ve istişarelerde bulunması kanaatimce olumlu bir hamledir. Derdi üzüm yemek isteyen herkesin de bunu takdir etmesi gerekmektedir. Ancak, çok net bir biçimde ifade etmek gerekir ki; Saadet Partisi’nin 50 yıllık ilke ve idealleri ile Cumhur İttifakı’nın siyasal çizgisi arasında derin bir uçurum vardır. Cumhur İttifakı özellikle MHP dominantlığı ile hak ve adalet anlamında ülkemizi epey geriletmiş, dindar kitleleri milliyetçiliğe ikna etme işlevi görmüş ve ‘Ya bizdensiniz, ya da hainsiniz’ diye formüle edebileceğimiz ucube bir siyaset felsefesi üretmiştir. Bu tespite birçok Ak Parti’li milletvekili bile hak verir iken, Saadet  Partisi’nin bu vasata payanda olması asla kabul edilemez. Ak Parti bu çizgiden tamamen sıyrılıp içeride adaletten yana, dışarıda şahsiyetli bir perspektiften yana güven veren adımlar atmadan ittifakın konuşulması anlamsızdır.

3-  Saadet Partisi’nin yeri Millet İttifakı da değildir. CHP ile barajı aşma amacıyla yapılan ittifak, Saadet Partisi’ni maalesef dindar kitle nezdinde şeytanlaştırma aracı olarak kullanılmıştır. Ak Parti tabanının alternatif partisi olma özelliğini taşıyan Saadet Partisi, 24 Haziran 2018’de bu özelliğini kaybetmiş ve dindar mahalleye söz söyleyemez hale gelmiştir. Saadet Parti’li İBB adayı Necdet Gökçınar, geçenlerde katıldığı bir Youtube kanalında yerel seçimlerde bu durumu derinden hissettiklerini bir özeleştiri olarak ifade etmiştir.

4- Her geçen gün girift hale gelen siyasi denklemler, Saadet Partisi için en doğru yolun bağımsız kalmak olduğunu göstermektedir. Üçüncü bir ittifak ise, kim ile ve hangi şartlarda yapılacağına bağlı olarak tartışmaya açılabilir. Önemli olan terazinin doğru kurulmasıdır. İttifak konusunda Saadet Partisi yetkililerinin bunca tartışmanın ardından ‘seçim sath-ı mailine girmedik’ beyanatları kamuoyu tarafından yetersiz bulunmaktadır. Saadet Partisi’nin kırmızı çizgilerini, olmazsa olmazlarını kalın harflerle ortaya koyması kaçınılmaz hale gelmiştir.

5- İktidarıyla ve muhalefetiyle, ülkenin bütün siyasal aktörleriyle diyalog kurulması kutuplaşmanın önüne geçmek için elzemdir. Saadet Partisi’nin dilini doğruları teşvik etmeye ve yanlışları düzeltmeye dönük kurgulaması partinin inandırıcılığını her geçen gün arttıracaktır. Siyaset dilinin gereğinden fazla keskinleşmesine mahal vermeden doğrular mertçe dile getirilmelidir.

Yeni Bir Soluk

7/24 Saadet Partisi’nin yazılıp çizildiği ve tartışıldığı bir ortamda Milli Görüş’ün büyüklerine düşen en önemli görev tabanın daha fazla kısır çekişmelere sürüklenmesine izin vermeden toparlayıcı bir görev üstlenmektir.

Bu, Erbakan Hoca’nın hatrına tarihi bir sorumluluktur. Yüksek İstişare Kurulu’nun tüm üyelerinin ortak bir manifesto yayımlamaları ve Milli Görüş’ün genel ilkeleri üzerine uzlaşarak bunu deklare etmeleri çok yerinde bir karar olacaktır.

Özellikle herkesin kendisine göre bir muhalefet tarzına yoğunlaştığı şu düzlemde, İstanbul Sözleşmesi’ni, alkol ve uyuşturucu bağımlılığını, yolsuzlukları, KHK’ları, emek sorununu, milliyetçiliği, mezhepçiliği aynı anda, aynı tonda gündemleştirecek bir soluğun oluşması ve bu soluğun Saadet Partisi’ne hakim olması hepimizin ümididir.