Kasım Süleymani suikastinin birinci yılında dahi son derece lüzumsuz ve seviyesiz tartışmaların içine çekildik.

Sanki bir yerden düğmeye basılmışçasına aynı anda, aynı argümanlarla örgütlenen sözde gazeteci trol orduları, başta Saadet Partisi ve Hüda Par olmak üzere meseleye vahdet merkezli yaklaşanları türlü tezviratlarla kıskaca almaya çalıştı.

Bunu yaparken de haksız oluşlarını örtbas etmek için olsa gerek, hakaretler yağdırmayı maharet saydı.

Basın dünyasının içinde olduğumuz için, son bir senedir Kasım Süleymani özelinde yaşanan İran tartışmalarını an be an takip etme imkanımız oldu.

Bu sürece dair en temelde yapmamız gereken tespit şu: Ülkemizdeki İran tartışmaları; kaynağından öğrenilmiş verilerle değil, tamamen spekülatif, oradan, buradan toplanan, yapıştırılan, çıkartılan verilerle sürdürülüyor. Bir de üstüne artık kabuk bağlamış olan milli ve mezhebi önyargıları ilave ederseniz, hakikati serdetmek iyice imkansız hale geliyor.

Örneklerle yürüyelim. Kasım Süleymani özelinde başlayan tartışmalarda ilk olarak ‘ABD Süleymani’yi kullanıp çöpe attı’ diye moda haline gelen bir ifade dolaşıma sokuldu. Kimse de çıkıp sormadı: Nerede kullanmış, nasıl kullanmış? İçinizden geleni mi söylüyorsunuz, yoksa analiz mi yapıyorsunuz, nerede deliliniz, doneleriniz?

Sadece bununla kalsa yine iyi. Mesele genele yayılarak ‘ABD, İran’la 40 senedir danışıklı dövüş yapıyor’ mottosu dillere pelesenk yapıldı. Mesela, 40 senedir nefes bile aldırmayan yaptırımlar var ya bunların hepsi mizansen! İran’ın sağ kolu Hizbullah, İsrail’le yaşadığı savaşlarda aslında film çekti, şakacıktan öldürüp öldüler! Irak ve Suriye’de İran’a direkt veya dolaylı bağlı grupların ABD ve İsrail’le çatışmalarda verdikleri can kayıpları külliyen yalan! Kitabın tam ortasından, Muğniye ailesinin birbiri ardına Mossad ve İsrail şebekelerince katledilmesi bir tesadüfün eseri!

Evet; ne eksik, ne fazla… Bu mantığın yol açtığı enstantaneler bunlar… Gülünç ama gerçek…

Maalesef okuyup araştırmaya değil, önüne konulan hazır paketleri havada kapmaya meyyal olanların asimetrik savaş diye bir şeyden haberleri bile yok.

Hiç sorulmuyor: İran; ABD’nin askeri üstünlüğü karşısında direkt bir savaştan kaçınıp yıpratma savaşı, vekalet savaşı, en genel anlamda asimetrik bir savaş veriyor olamaz mı?

Bu noktada gözlerimizi çevirmemiz gereken yer herhalde İstanbul’da, Anadolu’nun ücra köşelerinde masa başı yazıp çizenler değil. Öncelikle bunu doğru saptayalım. Eğer alnı secdeye giden insanlar olarak adalet namına bir şahitlik yapacaksak konuyu ehline götürelim. Dünyanın baş belası Siyonizm’le cephe savaşı verenlere soralım. Bu İran gerçekte nerede duruyor?

Hamas ve İslami Cihad bu konuda çok net. Bize askeri destek veren tek ülke İran diyorlar. Kasım Süleymani’yi ise bu desteğin baş aktörü olarak tanımlıyorlar. İslami Cihad lideri Ziyad Nehale, Gazzeli direnişçilerin elindeki tüm klasik silahların İran ve Süleymani aracılığıyla geldiğini lafı hiç eğip bükmeden söylüyor. Ayrıca bugün kan gölüne çevrilen Suriye üzerinde önceden İranlı komutanların Hamaslıları füze üretimine dair eğittiğini itiraf ediyor.

Hamas lideri İsmail Heniyye, ‘Kasım Süleymani, ömrünü Filistin davasına adayan bir Kudüs şehididir’ diyor. Daha sonraki birçok beyanatında ise İran’ın maruz kaldığı ağır ekonomik yaptırımların nedeninin Filistin’e verdiği askeri destek olduğunu ifade ediyor.

Bu şahitliklerin binlercesini değişik coğrafyalardan örneklerle devam ettirsek de meselenin hülasası değişmiyor, yine aynı yerde düğümleniyor.

Eğer bakkal hesabıyla hareket edilecek olursa, İran’ın durduğu yer sorgulanabilir. Neden Washington’u bombardımana almıyor, neden Tel Aviv’i yerle bir etmiyor denilebilir. Ancak Ortadoğu’nun denklemlerine objektif, sahici bir bakış atıldığında şu manzara ile karşılaşılıyor: Bugün, İran’ın çeşitli müttefikleri üzerinden yürüttüğü asimetrik savaş olmasaydı ABD ve İsrail planlarında çok daha ileri bir noktada olurdu, Filistin’in işgali 72 seneye yayılmayıp kolaylıkla halledilirdi.

İran’ın direkt olarak bir cephe savaşı açması durumunda ise bunların hiçbirinden söz etme imkanımız olmayacaktı.

                                                                      ***

Bütün bunları görmek için sosyal medyanın ötesine geçip Ortadoğu ve dünyadaki siyasi denklemlere dair fikir sahibi olmak gerekiyor. 2006 Hizbullah-İsrail savaşı bile birçok insanımızın hafızasında hiç yer almamış veya silinmişken yapılan anlatılar boşa gidiyor. Çok temel gerçeklikler bilinmeyince ‘İran kafire ne zaman kurşun sıkmış?’ sığlığı ortaya çıkıyor.

Müslümanlar olarak adalet terazisini doğru kurmalıyız. Ülkemizdeki mevcut hükümetin ABD ve İsrail’e verdiği tavizleri ‘Her şeyin bir zamanı var’ diyerek izaha kalkışıyorsak, ülkesinde ABD ve İsrail’e ait tek bir ofis bulunmayan İran’ın küresel emperyalizmle savaşında uyguladığı aşamaları da iftiralara başvurmadan anlayabilmeliyiz.

Suud-BAE lobisinin fonladığı medya lobilerinin uluslararası haber ajanslarına dağıttığı haberlerle değil, yaşayarak görenlerin şahitliğiyle amel etmeliyiz.

Dünya Müslümanlarının birleşip güçlerini kavileştirmesi duasıyla, Şehid Kasım Süleymani’ye rahmet dileklerimizle!

Vesselam…