Türkiye’deki mevcut siyasi arena baş döndürücü değişim ve gelişmelere tanıklık ediyor. Ak Parti hükümetinin 15 senelik sürekli yükselişinin ardından gerileme kaydettiği son 1,5 senelik süreç Müslüman mahallede çok keskin bir ayrışmayı da beraberinde getiriyor.

Müslüman zihinlerin hercümerç yaşadığı bu vasatta iki ana damar ortaya çıkıyor. Muhafazakar vurdumduymazlar olarak niteleyeceğimiz ilki, iktidarın verdiği nimetlerden ne pahasına olursa olsun vazgeçmek istemiyor. Güç sarhoşluğuyla malul olan bu kesim, hükümetin politikalarını eleştirilemez bularak doğruya doğru, yanlışa yanlış deme istidadını gösteremiyor. Hükümetin politikalarına paralel biçimde milliyetçi-mezhepçi siyasal konumlanmaları mübah görerek, hak ve adalet eksenli asil duruşu elinin tersiyle itiyor.

İslam, özünde hakkın ve adaletin şahitliğini barındırırken; muhafazakar vurdumduymazlar İslam’ın savunuculuğunu salt olarak LGBT, alkol, zina, domuz eti karşıtlığı gibi başlıklarda toparlıyor. LGBT’nin yaydığı fesada karşı haklı olarak ayağa kalkan muhafazakarımız, sırf dünya görüşü nedeniyle ekmeğinden olan, bir muhalif tweet atmaktan dahi korkan insanımızın hakkını savunmaya gelince sessizliğe gömülüyor.

Muhafazakar vurdumduymazlarda hal böyle iken, onların tam karşısına ise liberal elitistler dikiliyor. Ak Parti hükümetinin bilhassa adalete ilişkin konularda verdiği başarısız imtihanı gerekçe göstererek liberal solla dirsek teması kuran liberal elitistler, toplumsal ahlakı yolsuzluk/adaletsizlik/hukuksuzluk ölçütleriyle sınırlandırıyor. Bu kesim, LGBT/zina/İstanbul Sözleşmesi gibi nesil emniyetini tehdit eden konuları dikkate almak bir yana, bunlarla ilgilenenleri elitist bir dille alaya alıyor. Öyle ki, İstanbul Sözleşmesi’nin finansörlerinin dünya kapitalizminin ağababaları olmasını tartışma konusu bile yapmak istemiyorlar.

Müslüman mahallenin liberal elitistlerinde görülen en önemli maraz, ajandalarının başına hakkın ve adaletin şahitliğini değil, hükümet karşıtlığını koyuyor olmaları. Liberal elitistler, hükümete muhalefet etmek pahasına kimlerle aynı fotoğrafa girdiğine asla bakmıyor. Söylem birlikteliği yaptıkları liberal sola ‘İslam adalet dinidir’  vurgusuyla tebliğ yapmak yerine, kendilerini her geçen gün sol jargona angaje ederek ‘Biz de sizdeniz’ mesajı veriyorlar. Müslüman mahalleden umudunu kesen bu kesim, yeniden sahih bir İslam modeli ve temsiliyeti oluşturma zahmetine katlanamadığından kolaya kaçmayı, liberal sol platformlarda sahne almayı, HDP kürsülerinde nutuk atmayı tercih ediyor.

İKİSİNDEN BİRİNİ SEÇİN!

Maalesef, gelinen noktada bir tercih yapmak durumunda kalıyorsunuz. Ya adaletsizliklere parmak basacak, 7/24 müzmin muhalif modunda ortalığı kırıp geçireceksiniz; ya da LGBT vb. konulara eğilip hükümetin bütün politikalarına şakşakçılık yapacaksınız! Bize dayatılan bugünkü tablonun özeti budur.

Halbuki bir Müslüman için, aynı anda Kürt meselesine, emek meselesine, KHK meselesine, LGBT gibi meselelere dikkat kesilmek, bu bağlamda duyarlılık oluşturmak mümkün olabilmeli. Zira; Kürt meselesi, emek meselesi, KHK meselesi hak ve adaletin tahakkuku anlamında ne kadar önemli ise; LGBT gibi toplumumuzu prangalara vuran, Allah’ın kevni ayetlerine savaş açan seküler putperestliklere/aşırılıklara karşı önlem almak da bir o kadar önemlidir.  Unutmayalım ki; kapitalizm sadece ekonomik ve siyasal bir sömürü aracı değildir, bunların önkoşulu amaçsız hayatlara sürüklenmiş hedonist insan yığınları meydana getirmektir.

Şunun altını net olarak çizmemiz gerekir: Kimsenin İslam’ın, fesadın her türlüsüyle mücadele eden muhteşem bütünlüğünü bozma hakkı ve yetkisi yoktur. Hiçbir sabitesi olmayan, çıkarlar ve duygusal karşıtlıklar üzerine inşa edilen yaklaşımlar, mazlumlara/gelecek nesillere ümit olmaktan fazlasıyla uzaktır.

Türkiye Müslümanlarının acilen İslam’ın bu muhteşem bütünlüğünü savunan ve pratize eden yaklaşımlara, eksenlere ihtiyacı vardır. Bunu yaparken, en başta Müslüman’a yakışan bir üslubun kuşanılması, hakkın hatrının her zaman ve zeminde üstün tutulması şarttır.