Şu hakikâti bilmiş olalım ki,   Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un küstahça hezeyan dolu beyanatları ve Sevgili Peygamberimiz'le ilgili hakaretamiz içerikli karikatürlerin Paris'teki kamu binalarına yansıtılma hadisesi Batılı siyasîlerin yüce dinimize yönelik kolektif düşüncelerini ibraz etmiş oluyor. (Batılı halkların büyük bir kesimi bu kolektif düşünceden beridir, muaftır. Bunu da bilmiş olalım.) Haçlı zihniyetinin geçmişten günümüze kadar yüce dinimiz İslâm'a olan kin ve nefretleri asla değişmemiştir. Bir taraftan İslâm coğrafyalarını işgal etmenin, sömürmenin hesabını yaparlarken diğer taraftan da mukaddes değerlerimize hakaretten geri kalmamaktadırlar. Kendi aralarında böylesi pespaye bir yarış sürdürüyorlar ki, kim şirretçe saldırılarda daha önde giderse halkları nezdinde daha çok itibar kazanacaklarını sanmaktadırlar. Şimdilik Macron bu konuda önde gitmektedir. Aklı sıra iki yıl sonra olacak seçimler için yatırım yapmaktadır. Asıl amaç elbette bu değil. Bir Haçlı zihniyeti olarak öteden beri İslâm düşmanlığını canlı tutmak istemelerinin nedeni, güttükleri halklarına kin ve düşmanlığı aşılamak. Bunun nedeni ise, Müslüman bir beldeye muhtemel bir saldırı esnasında arkalarında kamuoyu desteğini sağlamayı istemeleridir. İslâmofobi veya İslâmofobia diye bir kavram üretmelerinin nedeni budur. "Fobia" sözcüğü Yunan mitolojisinde "korku tanrısı" demektir. Batı toplumlarında eskiden insanlar bu kelimeyi duyduklarında korku ve dehşete kapılıyorlarmış. Bugün aynı sözcüğü İslâm kelimesine eklemleyip "İslâmofobia" olarak insanlara sunmaktadırlar.

Yani "korku dini İslâm" diye tabir etmektedirler. "İslâm eşittir terör" demelerinin nedeni de budur. İster siyasîlerinin söylemlerinde olsun, ister medyada kullandıkları jargon olsun bir şiddet olayı olduğunda "İslâmisches terör" (İslâmî terör) veya "İslâmcı teröristler" diyorlar. Siz hiç "Hıristiyan terörist" tabirine tanık oldunuz mu? Münferiden bir Müslüman şiddet eyleminde bulunsa ellerindeki yafta hazır. Peki aynı işi bir Hıristiyan yaptığında bu dinin ismini o teröriste eklemliyorlar mı? Hayır. Elbette terörün dini olmaz. Fakat Haçlı zihniyeti bunu "devlet terörü" olarak yüzyıllardır yapıyor. Hatırlayalım, ABD eski Başkanı Bush Afganistan ve Irak'ı işgale koyulduğunda "Bu bir Haçlı seferidir." demişti.

Kısacası Batılı siyasîler ve medya kuruluşları oldum olası propaganda silahını kitleler üzerinde algı oluşturmak için etkili bir şekilde kullanmaktadır. Bir taraftan siyasîler, diğer taraftan medya hem kendi halklarına kin ve nefret aşılıyorlar, hem Müslümanları provake etmeye çalışıyorlar. Ülkelerinde bulunan Müslümanlar bir taşkınlık yapacak olsalar onu olağanüstü bir şekilde malzeme yapacaklar...

Olayın bir başka boyutu ise, Batı ülkelerinde Müslüman nüfus her geçen gün artış gösterdiğinden dolayı bu gelişme onları rahatsız etmektedir. 66 milyon nüfuslu Fransa'da 7-8 milyon dolayında Müslüman yaşıyor. Batı ülkelerinde yaşlı nüfus çoğunlukta, genç nüfus oldukça azınlıkta. Müslümanlar arasında bu durum tam tersi vaziyet arzetmektedir. Analistlerin beyanına göre gelecek birkaç onlu yılda mevcut nüfus dengesi, yani mevcut demografik yapı Müslümanların lehine değişmiş olacak. Batılı siyasîlerin Müslümanların aleyhinde küstahça tavır sergilemelerinin nedenlerinden biri de bu olsa gerek. Batılı siyasîler oldum olası Müslümanları sevmiyorlar, Müslümanları hazzetmiyorlar. Kendi halklarının da sevmesini ve İslâmiyet'e ilgi duymasını istemiyorlar. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki: "Siz onlardan olmadıkça onlar sizi sevmezler."

(Bakara:120)

"Onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların ağızlarından nefret taşmaktadır; kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür." (Âl-i İmrân:118)

"De ki: 'Öfkenizle geberin." (Âl-i İmrân:119)

"Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların tuzağı size hiçbir zarar vermez." (Âl-i İmrân:120)

Ayette de belirtildiği üzere sabreder ve sakınırsak İslâm düşmanlarının tuzakları bize zarar veremez. Peki düşmanlarımızdan zarar görmemek için nasıl bir yöntemle sakınmamız gerekmektedir? Hiç kuşkusuz bu sakınmanın ön koşulu birlik olmaktır. Güç birliği içerisinde olmadığımız süre düşmanlarımıza karşı caydırım gücümüz de olmayacaktır. Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle bir ikazda bulunuyor: "Birbirinize düşmeyin, birlik olun. Eğer birlik olmazsanız gücünüz gider, yılgınlaşırsınız ve düşman karşısında bir varlık gösteremezsiniz."

(Enfâl:46)

Ayetlerin hilafına böylesi bir durum aynı zamanda ümmetin zelil olması demektir. Bakınız, iki milyara yakın bir nüfusu olan İslâm ümmetine karşı akıl hastası diyebileceğimiz küstah Macron kalkıp değerlerimize, mukaddeslerimize aleni olarak dil uzatıp hakaretlerde bulunma cesaret ve küstahlığını gösterebiliyorsa bu bizim eksikliğimizi, bu bizim zelil durumda olduğumuzu gösterir. Bu ahval ve şerait içerisinde kaldığımız sürece durumumuz asla değişmeyecektir. Kimse kusura bakmasın! İslâm ümmetinin hâli pür melâli ortada. Biz bu hâlimizle küstah Macron'a atarlanacağımıza içerisinde bulunduğumuz durumu sorgulamalıyız. İçerisinde bulunduğumuz ahval ve şeraitten kurtulmanın yollarını aramalıyız. Dünya sahnesinde ümmet olarak biz neredeyiz? Bu hâlimizle biz İslâm ümmet olarak uluslararası siyasî arenada bir varlık gösterebiliyor muyuz? Uluslararası ilişkiler mütekabiliyet esasına göre olması gerekirken emperyal ülkelerin patronaj ve buyurgan  yaklaşımlarının muhatabı olmuşuz. İlâhî buyruk gereği "sakınmak" demek, dünya sahnesinde olmamız gereken yerde olmamız demektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi "sakınmak" ön koşul olarak "birlik" olmamızı zorunlu kılmaktadır. Sakınmak münferiden değil, kolektif olarak, ümmet olarak sakınmak. Bir başka ifadeyle sakınmak, ümmet bütünlüğü içerisinde düşmanlarımıza karşı gardımızı almamız demektir. Şunu bilmiş olalım ki, 57 ulus devlete bölünmüşlüğümüzü sonlandırıp tek bir çatı altında birliktelik oluşturursak gerçek manada gardımızı almış olacağız ve böylece hiçbir düşman karşımıza geçip mukaddes değerlerimize dil uzatma cesaretinde bulunamayacaktır. Bizim meydandaki yokluğumuz, bizim ulus devletlere bölünmüş oluşumuz onlara cesaret vermektedir. "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah da o toplumun durumunu değiştirmeyecektir." (Rad:11)