Bir Müslüman’ın olmazsa olmaz vasfı tüm insan ilişkilerine adalet penceresinden bakmasıdır.

Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları kurtarmak için başlattığı harekatı da bu pencereden bakarak destekliyoruz.

Bir ırka, mezhebe, dine mensup olmamız haklılığımızın ölçüsü olamaz. ‘’Birine/birilerine olan kinimiz ya da karşıtlığımız bizi asla adaletsizliğe sevk etmemelidir’’ Kur’an’i kriteri hayat felsefemizin merkezinde yer alır.

Osmanlı’yı birinci cihan harbine sokarak çöküşe son noktayı koyan, İttihat-Terakki üretimi Türkçü hezeyanın son günlerde tedavüle sokulmaya çalışıldığına şahit oluyoruz.

Özellikle de dindar kesimlerin, hükümete yandaş kalemlerin ve akademisyenlerin etkisiyle ümmet perspektifini bırakıp Türkçü ve mezhepçi bir çizgiye doğru savrulmaya başladığına tanıklık ediyoruz.

 Söz konusu yazar-çizer ve akademisyenler ümmet bilinci yerine ırk ve mezhep bilincini ikame etmeye çalışıyorlar. Bunun yaparlarken de adalet adına ne varsa hepsini ayaklar altına alıyorlar.

Bu faşist güruh son olarak Azerbaycan-Ermenistan sorunu üzerinden İran’ı sanık sandalyesine oturtarak yargılamaya çalışıyor.

Kurdukları medya mahkemelerinde ümmeti parçalamaya, etnik ve mezhebi ayrışmayı körüklemeye dönük tüm sapık iddialarını hiçbir delile dayanmaksızın dillendiriyorlar.

İran’ın resmi ağızlardan ifade ettiği ‘’Ermenistan işgal ettiği topraklardan çekilmelidir’ söylemi onların kinini dindirmeye yetmiyor. Ali Ekber Velayeti’nin ‘’İsrail’in Filistin’i işgali ile Ermenistan’ın Karabağ’ı işgali aynı şeydir’ söylemi de kurulan faşist medya mahkemesindeki iddiaları çürütür diye kamuoyunda dillendirilmiyor ya da dillendirilemiyor.

Şiiliğin artık İran’ı bir arada tutan bir tutkal olmaktan çıktığı, 30-35 milyon nüfuslu İran Azerilerinin Türklük bilinciyle yanıp tutuştuğu ve Azerbaycan Azerileri ile birleşme hakkına sahip olduğu iddiasını tekrarlayıp duruyorlar.

İçlerine bazı sözde İslamcıların da dahil olduğu bu faşist zevatın acaba ağızlarından çıkanı kulakları duyuyor mu?

Türkiye, İran, Irak, Suriye Kürtleri aynı bakış açısı ile birleşmek istediğinde kıyameti koparıyorsunuz. Ulus/kavim bilinci Türkler için caiz, ama Kürtler için caiz değil; öyle mi?

Türkiye’de nüfusu 5 milyonu aşan Araplar yarın komşu ülkelerdeki Araplarla birleşmek istiyoruz deseler ne cevap vereceksiniz?

İran husumeti bu güruhun tüm adalet duygularını köreltmiş.  Etnik ve mezhebi ayrışmayı reddederek İslam birliğinin önündeki bariyerleri kaldıracağımıza, bu bariyerleri daha da güçlendirmek hangi akla hizmettir?

Bırakın Müslüman olmasını, sadece mazlumiyet açısından İran İslam Devrimi’nin ve İran halkının değerlendirmesini yaparak hakkı teslim edecek ölçüde adaletten yoksun musunuz?

1979 İslam Devrimi’nden bu yana Amerika ve İsrail’in birincil tehdit olarak gördükleri İran’a uyguladıkları baskı, tehdit, şantaj ve hepsinden önemlisi ağır ekonomik ambargonun yaptığı tahribatın farkında mısınız?

Tahribatın boyutunu görmek için bir kıyaslama gerçekleştirelim:

Ruhani, ambargo nedeniyle İran’ın petrol gelirlerinin 120 milyar dolardan 20 milyar dolara gerilediğini ifade etti. Ana gelir kaynağı petrol olan İran’ın ne denli zor durumda olduğunu anlamak için empati yapalım. Türkiye’nin ana gelir kaynağı yıllık 150 milyar dolar civarında olan ihracattır. Bu gelirin İran’daki oranda düştüğünü, yani 25 milyar dolara gerilediğini farz edelim. Bu durumda Türkiye’nin yaşayacağı ekonomik, sosyal ve siyasi kaosu tahmin edebiliyor musunuz?

Peki İran’ın suçu ne idi ki bu denli bir cezalandırma ile yüzleşti?

İran’ın suçu İslam coğrafyasında Amerika ve İsrail’in çıkarlarına dokunan bağımsız politikalar izlemesi idi.

15 Temmuz 2016’dan bu yana Türkiye’nin bağımsızlık arayışlarının maliyeti ile her fırsatta yüzleşmiyor muyuz? Bağımsızlık talebindeki dozaj arttıkça İran’ın başına gelenlerin bizim de başımıza geleceğini göremiyor muyuz?

Adil olmak zorundayız. İran, Türkiye’nin hasmı değildir. Rakibi de olmamalıdır.

Tarihi rekabet hikayesini bir kenara bırakıp, Türkiye-İran dostluğu ve ittifakına giden yolun önünü açacak hamlelere destek olmalıyız.

Ne tek başına Türkiye, ne tek başına İran Amerika ve müttefikleri ile başa çıkacak güçte değildir. Ancak Türkiye ve İran’ın Amerika’nın arka bahçesi olmayan İslam ülkelerini de içine alan ittifakı emperyalist bariyerleri kıracak güce ulaşabilir.

Türkiye’de İran’la aklını bozan güruhun büyük ölçüde Türkçü ya da mezhepçi bir çizgide olduğunu müşahede ediyoruz. Türkçü ya da mezhepçi damarları kabarmadığı halde İran aleyhinde ileri geri yazan/konuşan taifenin de bir yerlerden fonlandığı inancındayım. Ak Parti Hükümeti’nin de söz konusu algı operasyonuna sessiz kalması son derece manidardır.

Elbette İran eleştirilebilir. Yaptığı hatalar vardır. Örnek alınacak bir model ortaya koyamamıştır. Bu durumun iç ve dış nedenleri tartışılabilir. Ancak sırf duruşu nedeniyle maruz kaldığı zulmü görmezden gelmek ve aleyhinde kara propaganda yürütmek hiçbir insaf ölçüsüne sığmaz.

‘’İslam dünyasının öncülüğünü Sünni Türkler yapacaktır’’ tespiti sakattır. ‘’İslam dünyasının öncülüğünü Şii Farisiler yapacaktır’ tespiti de aynı ölçüde sakattır. İslam dünyasının öncülüğünü ırkçılık ve mezhepçilik zincirlerini kırmış çeşitli kavim ve mezheplerden muttaki Müslümanlar birlikte yapacaktır.

Ümmet bilincini kuşanan, adaleti hayatının temel değeri kılan Müslümanlara selam olsun.