Bir defa, sözünü tutmayan hiç bir siyasetçiye prim vermesin.

"Benzin fiyatlarını şuraya düşüreceğiz." diyen siyasetçiyi sallamasın; "Sanal kumarda dünya üçüncüsü olmuşuz beyim. Sen önce bunun bir hesabını ver." desin.

İki de bir, "Kişi başına düşen milli geliri..."  deyip duran siyasetçiyi umursamasın. "Çocuklarda uyuşturucu kullanımı 2 kat artmış hemşerim. Buna ne diyorsun, sen önce onu söyle." desin.

Yol yaptık, tünel yaptık derlerse, lafı bitirmesine izin vermesin: "Ama o yolda yürüyecek 'insan' bırakmadınız." desin.

Bir defa olsun, bir kez olsun, seçimlerde ekonomik vaatleri ciddiye almasın. "Önce ahlak. Önce onur." desin, "Kim olduğunu bilmeyen bir neslin cebine girecek paranın Allah belasını versin." desin.

"Fuhuştan gelen, kumardan gelen, faizden gelen paranın Allah bin belasını versin." desin.

Sözünü hiç esirgemesin.

Siyasetçinin karşısında iki büklüm olmasın.

Hiç bir zaman ama hiç bir zaman siyasetçiden kişisel talepte bulunmasın: "Bizim oğlanın bir atama işi vardı da..." diye başlayan cümleler kurmasın. "Benim oğlanı boş ver. Sen nasıl olur da, yerin altında kazma sallayan işçinin haklarını patronun insafına bırakırsın. Sen de hiç Allah korkusu yok mu, sen de hiç insaf yok mu?" desin.

İşçi esnafın, esnaf çiftçinin, çiftçi memurun haklarını savunsun.

Bunların hepsi bir araya gelip, yoksulların, işsizlerin, çulsuzların hakkını sorsun.

Poptan bozma seçim şarkısı yapana kafadan oy vermesin. Onlar her mitingi "Batsın bu dünya"yla inletsin.

Hiç kimse kendisi için siyasetçiden bir şey talep etmesin.

"Başını kurtaran kaptan devirleri geçti artık beyim. Sırtına çocuğunu bağlayarak çalışan şu kadının yüzü gülmedikçe bana bir şey vaat etme." desin.

"Sen nasıl olur da, çocuğunu bugün doğurmuş kadına '4 ay sonra işbaşı yapacaksın' dersin. Sen nasıl olur da, anneyi ve bebeğini değil de, patronun kârını kaygı edersin. Sende hiç vicdan yok mu?" desin.

Siyasetçiden dik durmasını istemeden önce, kendisi siyasetçinin karşısında dik dursun. Dik durmanın ne demek olduğunu siyasetçi vatandaştan öğrensin.

Seçim bölgesine giden adayın, ayakları titresin. Dili damağı kurusun. Söylediği her bir lafın kaydının tutulduğunu, hesabının sorulacağını bilsin.

Mal, makam ve prestij kaygısı olan hiç bir siyasetçi aday olmaya cesaret edemesin.

Hiç bir zaman, ama hiç bir zaman siyasetçiye yılışmasın, yanaşmasın. Siyasetçi yanına gelirse sabırla, saygıyla, vakurla dinlesin. Ama ellerini ovuşturmasın, yalakalık yapmasın, ağzı kulaklarına varmasın.

Her siyasetçiyi dikkatle dinlesin. Onlar sözünü bitirdiğinde ilk sorusu "İncirlik" olsun. "Ama" diyeni, "fakat" diyeni bir cümleyle silip atsın: "Bırak İncirlik'i kapatmayı, kapatmayı vaat bile edemiyorsun. Sen Amerika'ya karşı gelmeyi hayal bile edemiyorsun. Senden adam olmaz." desin.

"Terörle savaşıyoruz." diyenlere, "Terörün babası kim?" diye sorsun. "Dört bir yanını NATO üsleri sarmışken, sen hangi terörle savaşmaktan bahsediyorsun? Hâlâ kanmaktan, kandırmaktan, kandırılmaktan usanmadınız mı?" desin.

"NATO'dan çıkacağız!" vaadinin yalanına oyunu, gerçeğine canını versin.

Siyasetçi her ne derse desin, o lafı mutlaka aileye getirsin; lafı mutlaka İstanbul Sözleşmesi'ne, 6284 sayılı kanuna getirsin: "Bu sözleşmeyi yırtmadan, bu kanunu değiştirmeden sana oy moy yok desin."

Aileyi AB kanunlarına bağlayan yasaları hatırlatsın. Erkeği, kadını ve çocuğu nasıl perişan ettiklerini anlatsın. "Bu ülkenin onurunu ve geleceğini nasıl olur da feminizmin fantezilerine bırakırsınız?" diye haykırsın.

Vatan-Millet-Sakarya türküsünü çığıran her siyasetçiye, "Ailesini koruyamayan vatanını nasıl koruyacak? Geç bunları." desin. "Sen eşine nasıl davranacağını, çocuklarını nasıl yetiştireceğini bile Batı'ya soruyorsun. Bu nasıl milliyetçilik, bu nasıl dindarlık, bu nasıl muhafazakarlık?" desin.

Lafını hiç esirgemesin.

Meydanlarda atılan nutukları, çıkarılan yasalarla test etsin. Yozgat'tan, Kayseri'den seçilip, Brüksel'in vekili gibi davrananları memleketine sokmasın.

Kendisine efelik taslayan siyasetçiye, "Sen git bu efeliği ABD'ye tasla." desin.

Seçimi kazanan partinin/adayın ne yaptığına dikkat etsin. Şımarık kutlamaları, atılan naraları, havai fişekleri not etsin.

Hüseyinmiş gibi yapıp, Yezid gibi yaşayanlara dünyayı dar etsin.

Ömrü maşa aramakla geçmiş, "elini yakmaya" cesaret edememiş siyasetçiden bir numara olmayacağını bilsin.

Derdi olan siyasetçiyi, "onur ve bağımsızlık" vaat eden siyasetçiyi, kimseye ezdirmesin.

Sözünün eri siyasetçiyi, bedel ödeyen siyasetçiyi, yalnız kalan siyasetçiyi satmasın. Yere düşen siyasetçinin üstüne kapaklansın, kılına zarar gelmesine izin vermesin. 

Kaybetmenin ve kazanmanın makus anlamına artık bir son versin.