Uyuşturucu Trafiğinin Arkasında Kim Var

İstatistiklerle ve sorularla perde arkasına bakmaya çalışalım. Önce birkaç çarpıcı istatistikle başlayalım.

Küresel suç örgütlerinin kasasının 5 trilyon dolara hükmettiği ifade ediliyor. İşin acı kısmı ise bu trafiğin 300 milyar doları yasal şekilde elde ediliyormuş.

Dünya uyuşturucu cirosu yıllar geçtikçe katlanarak artıyor. 2010 yılında 320 milyon dolar olan dünya uyuşturucu cirosu, 2016 yılında 1,3 trilyon dolara, 2017 yılında da 1,8 trilyon dolara yükselmiş.

DSÖ’nün raporuna göre dünyada hâlihazırda 250 milyon uyuşturucu madde bağımlısı var. Her yıl yaklaşık 200 bin kişi uyuşturucu sebebiyle ölüyor. Asya’dan Avrupa ve Amerika kıtasına yılda yaklaşık 200 ton uyuşturucu taşınıyor.

Bu istatistikleri zihnimizin bir kenarına not ederek asıl konuya girelim. İki önemli soru sorarak devam edelim.

Uyuşturucunun bu kadar yaygın olmasının ve önlenememesinin gerçek sebebi nedir?

BM ne ile mücadele ediyorsa o sorunun küresel çapta yaygınlaşması ilginç değil mi?

Dünyanın neresinde Amerika’nın gücü artıyorsa, orada uyuşturucu kullanımı da artmaktadır. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisinin (UNODC) hazırladığı rapora göre ülkelerin gelişmişlik seviyesi arttığında uyuşturucu kullanım oranı da artış gösteriyor.

BM, uyuşturucuyla mücadele fonunun %98ini sonuçlarını düzenlemek için kullanıyor. Sebeplerini ortadan kaldırmak için fonun %2’sini kullanıyor. Tabii burada sorulması gereken soru şu: Neden?

Bir ortaokul öğrencisi bile kaynak ve imkânlarının çoğunu bataklığı kurutmak için harcar. O halde BM’in olanaklarının %98’ini sivrisinekleri öldürmek için bile değil, yerini değiştirmesini sağlamak için kullanması nasıl açıklanabilir..?

Sonuç cümlelerini başta söylemek gerekirse şunu söyleyebiliriz.

Uyuşturucuya neden olan asıl unsur neo-liberal yaşam koşulları ve sömürü düzenidir. Yeryüzünün efendileri düzenlerini devam ettirmek için bazı araçlar kullanırlar. Uyuşturucu bu araçların başında gelir.

Uyuşturucu, küresel fuhuş, terör, kumar ve eğlence sektörünün devamını sağlayan bir maşadır. Bu nedenle ona karşı gerçekçi bir mücadele yoktur.

Uyuşturucu kavramı âlem, seks, kumar ve eğlence kavramları ile ahenkli bir birliktelik oluşturur. Fuhuş sektörünün devamını sağlayan araçların başında uyuşturucu piyasası gelir. Fuhuş partileri uyuşturucusuz yapılmaz neredeyse. Örneğin Fransa İsviçre, İspanya, Almanya, Lüksemburg, Danimarka, Norveç, Hollanda, Amerika, Kanada ve Avustralya'da yasal olarak açılan uyuşturucu salonları vardır.

Uyuşturucu sektörü sadece fuhuş piyasasının değil, terör piyasasının da önemli bir partneridir. PKK, El-Kaide, Işid gibi örgütler uyuşturucudan beslenir. İçişleri bakanlığının hazırladığı narko-terör raporuna göre PKK örgütü yılda 1,5 milyar dolar, FETÖ ise 500 milyon dolar gelir elde ediyor. Rapora göre terör örgütleri dünya çapında beyaz zehirden besleniyor. Küresel güçler de terörü, ülkeleri hizaya sokmak için etkili bir şekilde kullanır.

Sistem kabaca şöyle işler:

Küresel gücün beyni olan Amerika bir bölgeye müdahale etmek istediğinde, terör örgütleri önce o bölgeye saldırı düzenler. Sonra da Amerika terör saldırılarını bahane ederek o bölgeye askeri, ekonomik, siyasi müdahale paketlerini devreye sokar.

Batı Afganistan ve Pakistan’ı hizaya getirmek için önce el-Kaide’yi ve Taliban'ı desteklemiştir. Sonra Taliban Afganistan’da tüm uyuşturucu tarlalarını yakınca iktidardan devirmişlerdir.

İstatistikleri konuşturmaya devam edelim:

Taliban 2001 yılında iktidara gelince haram olduğu için uyuşturucuyu yasakladı. 2001 yılında 8 bin hektara ekilen afyondan 200 ton uyuşturucu elde edildi. Hemen ardından 11 Eylül olayları vesilesiyle BM ve NATO bu topraklardaki yerini aldı. Ve bu süreç hemen meyvelerini verdi. 2002’de 74 bin, 2006’da 165 bin hektar alana uyuşturucu ekildi. 2002’de 3500 ton, 2006’da 6000 ton uyuşturucu elde edildi.

Amerika’nın son 50 yılda Somali, Irak, Suriye gibi yaklaşık 50 ülkeye terör bahanesiyle müdahale etmiştir. Ve müdahale ettiği tüm ülkelerde uyuşturucu trafiğini bu terör örgütleri yürütmektedir. Dolayısıyla uyuşturucu küresel sömürü sisteminin maymuncuk anahtarıdır.

Uyuşturucu sektörü eğitim endüstrisini de etkiler. BM tüm dünyada mücadele(?!) ettiği alanlarda eğitim politikalarını da belirler. Ancak uyuşturucu konusunda farklı bir eğitim anlayışı vardır. BM ile birlikte çalışan akademisyenler tüm dünyaya ve eğitimcilere, öğrencilere uyuşturucu ile ilgili bilgi vermenin, bu konuda seminer/konferans yapmanın özendirici olacağını söyler. Okullarda eğitim yapmanın yanlış olduğunu, bunun özendirici olduğunu söyler.

Peki, insanlar kötülüğü tanımadan ondan nasıl korunabilir? Onunla nasıl mücadele edilebilir?

Yüzyıllarca masal ve hikâyelerimizde kötüleri ve kötülükleri tanıtan ve onlara karşı mücadele eden kahramanlarımızı dinledik. Peki, kötüyü ve iyiyi bize tanıtan bu sözlü kültürümüz nesillerimizin korunmasını sağlamadı mı? Yüce Allah Kur’an’da Firavunu neden anlatıyor?

BM’de hâkim olan eğitim anlayışı ilginç olduğu kadar da düşünülmesi gereken bir yaklaşımdır.

Bu noktada doğal olarak şu soruyu sormamız gerekiyor. Uyuşturucu ile mücadelenin gerçek çözümü nedir?

Uyuşturucu ile mücadelede unutulmaması gereken en önemli nokta küçük fotoğrafa bakarak küresel manzarayı kaçırma ihtimalimizdir. Olaylara, acılara, trajedilere odaklanırsak planları, kurguları, yöntemleri ve ilişki ağını gözden kaçırırız. Önce bu trafiğin arkasındaki Organize İşler’i görmemiz gerekir. Dolayısıyla;

-Uyuşturucu ile mücadelenin asli unsuru küresel güç odaklarıyla mücadeledir.
-Uyuşturucu ile mücadelenin doğru yolu, süslü ambalajlardaki neoliberal kavram haritasını parçalamaktır.
-Uyuşturucu ile mücadelenin ana çözümü ahlak ve maneviyattır.
-Uyuşturucu ile mücadelenin en etkili yolu erdemli nesiller yetiştirmektir.

Bunlar yapıl(a)mayanlar. Yapılmadıkça da uyuşmaya devam edeceğiz.