Bilim; insanoğlunun varlığı anlamak için binlerce yıldır bitmeyen çabası.

Cennet; bilimin yeryüzündeki, dinin öte dünyadaki hedefi.

Hâkim modern paradigmaya göre seküler rasyonalizm başlayana kadar yeryüzü korkunç bir cehennemdi. İnsanlığı bu cehennemden kurtaracak tek formül; Bilim, Rasyonalizm ve Kapitalizmin kutsal ittifakı idi. Sınırlarını profan/materyalist felsefenin çizdiği modern bilim, teknoloji ile kapitalizme yardım edecek ve rasyonalizmin siyasi ürünü olan demokratik yönetimlerle insanoğlu dinlerde aradığı cennetine yeryüzünde kavuşacaktı.

Gerçekten öyle mi oldu?

Modern medeniyetin dört yüzyıllık geçmişine göz attığımızda sonucun pek de öngörüldüğü gibi olmadığını söyleyebiliyoruz. İnsanların yüzyıl öncesinden ya da Ortaçağ'da olduğundan daha mutlu ve daha özgür olduğunu söyleyebilmek için epeyce iddialı olmak gerekiyor.

İki dünya savaşı sonucunda ölen yaklaşık 70 milyon insanı, artan bunalım ve intiharları, sömürüleri, dolandırıcılıkları, dinsel ve cinsel sapmaları düşündüğümüzde, dahası bu sorunların ne acı ki daha yoğun olarak modern uygarlığın yaşandığı ve yaşanmaya çalışıldığı yerlerde olduğunu düşündüğümüzde insanın aklına şu soruyu getiriyor: Acaba yaşadığımız bu küresel krizin nedeni modern medeniyetin işleme ve yaşamı algılama tarzı mı?

Bilimin faydaları tabii ki çok. Ancak madalyonun bir de öteki yüzü var.

Hiroşima ve Nagazaki faciaları, dünya savaşları ve milyonlarca ölü, Bosna, Çeçenistan, Filistin, Irak, Keşmir trajedileri, kimyevi ve nükleer silah skandalları, Çernobil faciası, TV ve bilgisayarların neden olduğu bireysel ve toplumsal sorunlar, şu an beynimizden geçen milyonlarca elektromanyetik dalgalar, bunalımlar, toplu intiharlar v.s. neden Taş Devrinde olmadı?

Neden bugün gençliği simgeleyen yabancılaşma, depresyon, nihilizm, satanizm gibi yıkıcı eğilimli anlayışlar Batılılaşan toplumlarda daha sık görülüyor?

O halde bir şeyler yapmak gerek…

Ne Yapmalı?

Hakikati ve anlamı dışsal hislerle algılanan dünyaya indirgeyen modernite insana yapılacak en büyük kötülüğü yapmış, insanın Yaratıcısı ile olan bağını koparmıştır.

Bugün insanı yeniden erdem, ahlak ve özgürlük sınırlarına taşıyacak yeni bir bilim/bilme tarzına ihtiyacımız var. Bu bilgi;

·        İnsanı insan-ı kâmil yapan,

·        Dünya ve ahiret mutluluğu sağlayan,

·        İnsan yaşamını da kolaylaştıran bir bilgi olmalı.

 

Âlimin mürekkebi şehitlerin kanından üstündür. Çünkü âlimler şehitleri yetiştirir. Ve Yüce Kitabımızda Allah'tan en çok ilim sahipleri korkar, yazar.

Çağımızda manevi ve ahlaki değerleri yaşamının merkezine almayan insan tabiata saldırmış, ekolojik çevresini, toplumsal çevresini, iç dünyasını tahrip etmiştir. Üç yüz yıldır Allah’tan çok bilime güvenen insan şimdi kimseye güvenmiyor. Facebook profilinde yüzlerce olan gençler hala yalnız ve mutsuz. İlginç değil mi?

Kadim geleneğimizde bilgisel faaliyetin en üst seviyesi “kendini bilmektir”. Kendini bilmek diğer insanlar, tarih, tabiat ve Allah karşısındaki konumunu anlamlı hale getirmektir. Evrende fiziksel olanı ruhsal olana; ruhsal olanı da melekût âlemine bağlayan bir varlık zinciri vardır. Yaratılan her şey olduğu gibi bilim de "insan’’ içindir. Ama hangi insan için? Bu insanın tanımı önemlidir. Zira bilimi kullanacak olan yine insandır.

Hayatı ve varlığı anlamlı kılacak şifreler, selim akla dayalı bilim ile hisse ve inanca dayalı imanın eşgüdüm ve birlikteliği ile mümkündür.

Bilim insanı ileriye götürür, imansa yukarıya doğru yükseliş sağlar. Bilim aydınlık ve güç; iman aşk, ümit ve huzur verir. Bilim aklın, iman ruhun güzelliğidir. İlim dış güvenliğimizi, imansa iç güvenliğimizi sağlar. Bilim hastalıklara, depreme, fırtınaya karşı bizi korur, iman ise yalnızlığa, acılara, mutsuzluğa karşı bizi korur...

Bilgi ve hikmetle kalın…