Mehmet Şahin “Kürt Meselesi, HDP ve İç Güvenlik Paketi Yasa Tasarısı”nı yazdı

İslamî Analiz yazarlarından Mehmet Şahin, Kürt meselesine, HDP’nin konumuna ve önümüzdeki günlerde tekrar meclise gelecek olan “İç güvenlik paketi yasa tasarısı”na dair görüşlerini beyan ettiği bir yazı kaleme aldı.

İslamî Analiz/Köşe Yazıları

İslamî Analiz yazarlarından Mehmet Şahin, Kürt meselesine, HDP’nin konumuna ve önümüzdeki günlerde tekrar meclise gelecek olan “İç güvenlik paketi yasa tasarısı”na dair görüşlerini beyan ettiği bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazıdan bir kesit:

“Bismillahirrahmanirrahim…

Müslümanların kendi meselelerinin çözümünü küresel güçlere veya onların aklı ile hareket edenlere bıraktıkları müddetçe hiçbir sorunlarına çözüm bulamayacakları gayet açıktır.

Bugün İslam coğrafyasında halkların ihtiyacı olan özgürleşme, adalet, insanca yaşam talebi her türlü sıkıntı ve sorunun önüne geçmiş durumdadır.

Küresel güçler, coğrafyalarımızı kan gölüne dönüştüren, işgal eden, özgürlük ve insanlık adına ne varsa elimizden alan iktidarları, diktatörleri besleyip büyütmekte; ne gariptir ki yine bunlardan kurtulmak için ayağa kalkan halkların özgürlük, adalet, insan hakları taleplerini de dizayn etmeye çalışan aynı küresel güçler olmaktadır.

Kısacası küresel güçler bize şunu söylemektedir: Köleliğinize de, özgürlüğünüze de biz karar veririz. Siz düşünüp kendinizi yormayın. Zamanınızı harcamayın, birbirinizle uğraşmaya hatta öldürmeye devam edin. Hoşumuza gitse de gitmese de içinde bulunduğumuz manzara ne yazık ki budur.

Yaşadığımız Türkiye coğrafyasında özgürlük, adalet, insanca yaşam ve eşit paylaşımla ilgili ciddi sorunlarımız var. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana bu sorunlar giderilmek yerine artarak devam ediyor. Küresel güçlerin dizayn ettiği sistem bir şekilde kendini koruyor ve korumaya devam edecek gibi gözüküyor. Sisteme itiraz eden kim varsa baskıyla, zulümle susturuluyor ya da sistemin parçası haline getirilme operasyonlarına maruz kalıyor.

Yüzlerce yıldır birlikte yaşadığımız, kaderimizi paylaştığımız Kürt kardeşlerimize ise bu zulümden daha büyük bir pay düşüyor. Çok fazla ayrıntılara girip ayrıntılarda boğulmadan söyleyeceklerimi kısa ve öz olarak ifade etmeye çalışacağım.

Türkiye coğrafyasında yaşayan Müslümanlar olarak ümmet bilincimizin tamamen yok edilmeye çalışıldığı dönemlerden geçtik. Medreselerimiz, ilim yuvalarımız kapatıldı, âlimlerimiz asıldı, ulus devlet dayatmasıyla karşı karşıya kaldık. Bu dayatma, Anadolu coğrafyasının gerçeklerine hiçbir zaman uymadı. Bir ümmet mozaiği ve Osmanlı bakiyesi olan Anadolu insanına yapılabilecek belki de en büyük kötülük bu oldu. Kürt kardeşlerimize kendi dillerini, kültürlerini, örflerini yaşamaya müsaade etmeyen, Batı’da ise düşünceye, inanca pranga vuran ceberrut bir devlet anlayışı ile karşı karşıya kaldık. Sistem böyle kuruldu ve bu sisteme itiraz eden kim varsa zulüm gördü. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i…

Ulus devlet dayatması neticesinde aynı güçler Türk ve Kürt halklarını ayrıştırma ve savaştırmayı başardı. 30 küsur yıldır gençlerimiz birbirini öldürdü, ocaklarımıza ateşler düştü. Şimdi geldiğimiz noktada bir barış ve çözüm süreci söz konusu. Elbette silahlar susmalı ve diyalog kurulmalı. Ancak ben bu sürecinde arkasında Ortadoğu ve Kürt halklarının yaşadığı bölgeleri yeniden dizayn etmeye çalışan küresel güçler olduğu endişesini çok güçlü bir şekilde taşımaya devam etmekteyim. 30 küsur yıldır savaştırdıkları tarafları yeni bir projenin parçası olarak masaya oturtuyorlar. Tüm bu endişelerime rağmen barış sürecinin devam etmesinden yana olduğumun altını çizmek isterim.

Kürt meselesi, hem yaşadığımız coğrafyayı paylaşma bakımından hem de Kürt halkının neredeyse yüzde yüzünün Müslüman olması bakımından bizim için birinci derecede önemlidir. Bizlerin de içinde bulunduğu İslami çevreler olarak ne yazık ki bu meseleye sahip çıkma, çözüm üretme konusunda sınıfta kaldık. Hem bölgede yaşayan Müslümanlar hem de Batı’daki Müslümanlar olarak geçmişimizde büyük hatalar yaptık. “Hatalar” bölümünün ayrıntılarına girmek istemiyorum. Hepimizin bildiği şeyler.

Sonuçta barış süreci masasının bir tarafında devlet adına iktidar varken öbür tarafında ise ne yazık ki Müslüman Kürt halkını temsilen İslami çevreler yok.  Var olanlar kanaatimce sadece vitrinde gözükmekten başka bir etkinlik gösteremiyorlar. Kimi kardeşlerimiz itiraz edebilir ama ben fotoğrafı böyle görüyorum. Kürt halkı adına masanın bir tarafında oturan PKK geleneğinden gelen HDP bugünlerde içlerine aldıkları Müslümanlar vasıtasıyla “İslami” bazı çevrelere açılım çalışmaları yapıyor, toplantılar düzenliyorlar. Bu toplantılardan birinde kısa bir süre de olsa bulundum. Beni davet eden, geçmişinde İslami kimliğinden dolayı bedel ödeyen biri olduğu için kıramadım. Ayrıca HDP’nin neyi hedeflediğini birinci ağızdan duymak, öğrenmek istedim. Selahattin Demirtaş’ın açılış konuşmasını dikkatle dinledim. Barıştan, dayanışmadan, özgürlükten, birlikte olmaktan söz eden bir konuşma yaptı. Bu konuşmanın ne kadar samimi olduğunu ölçmek bakımından dört soru sordum. Verilen cevapları son derece yetersiz ve yuvarlanmış sözler olarak değerlendirdim. Fazlaca beklemeden toplantı salonunu terk ettim. Benden sonra ne olup bitti doğrusu bilmiyorum.”

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

12 Şub 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.