Salih Tuna'dan "Veda Yazısı"

Yeni Şafak gazetesi yazarı Salih Tuna, sosyal medya üzerinde haysiyet cellatlığı yapan trollerin bir şekilde kendisine de bulaştıklarını ve sosyal medya kullanmıyor olmasına rağmen, farklı yollar vasıtasıyla hedef gösterildiğini, edepsizliğe maruz kaldığını belirtti.

İslâmi Analiz / Haber Merkezi

Yeni Şafak gazetesi yazarı Salih Tuna, sosyal medya üzerinde haysiyet cellatlığı yapan trollerin bir şekilde kendisine de bulaştıklarını ve sosyal medya kullanmıyor olmasına rağmen, farklı yollar vasıtasıyla hedef gösterildiğini, edepsizliğe maruz kaldığını belirtti.

Kişilik katli denebilecek bu gibi hamlelerin hesabını bu işin ağabeylerinden soracağını ifade eden Salih Tuna, kendisine çok büyük haksızlıklar yapıldığını ifade etti.

Öte yandan “tehditlere boyun eğdiğimden değil” fakat infaz memurlarına sessiz kalınmasının çok ağrına gittiğini belirten Tuna, “yazmayı da bırakırım, televizyona da çıkmam” diyerek Cumartesi günkü “Veda yazısı” başlıklı bir yazısının veda yazısı öncesindeki son yazı/lardan olduğunu vurguladı.

Salih Tuna'nın Cumartesi günkü yazısı şu şekilde:

"Veda yazısı

Twitter hesabım yok. Var da, şifremi bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum. Çünkü kullanmıyorum.

Gazetem Yeni Şafak, sağ olsun, olmayan herkese bir Twitter hesabı açtığı gibi bana da açtı, o kadar.

Bunu da daha önce bu köşecikte söylemiştim.

Twitter mecrasından tecrübeli bir dostum, “arada bir bunu hatırlatmanda fayda var” demişti, “senin adına tweet atarlar da ruhun duymaz.”

Nasıl mı?

Ne bileyim, sormadım.

Fakat, “Beni hacklediler… Hesabımı ele geçirdiler… O tweetleri ben atmadım” yollu şekvacı olanları çok işittim.

Şimdiye değin, çok şükür, öyle bir belaya çatmadım.

Gerçekten acayip bir mecra…

Herifçioğlu yekten soruyor: “Abi (…) beni takipten çıkardı, niye?”

“Takip edilmekten kurtuldun işte, özgür özgür dolaş, manyak mısın, neden takip edilmek istiyorsun…”

“Abi sen de hep dalga geçiyorsun ya!”

E ne yapayım birader?!

Soruyorsun, falan kişi ne yapıyor; pat diye cevap veriyor, “Boşver onu yav, adam değil…”

İyi de düne kadar en yakın arkadaşındı, hayırdır, ne oldu?

Olan şudur: Hiç hazzetmediği bir adamın tweetini retweetlemiş. Sonuç: Selam sabah kesilmiştir.

Seviyesizliğin sevgisizlikle yarıştığı bu mecrada çiçek gibi tweet atanlar yok mu, elbette var.

Ne ki gayya kuyusunda zambak mesabesinde…

Kestirmeden söyleyeyim; elimde imkan olsa Twitter'ı yasak ederdim.

Böyle bir imkanım olmadığı için haliyle kendime yasak etmekle yetindim.

Mamafih sanaldan kurtulmakla salaklardan kurtulmuş olmuyorsun.

Mesela, ne kadar uzak durursam durayım, ahmaklar bir şekilde gelir beni bulur.

Ama nasıl ahmaklar, anlatılır gibi değil.

Cemil Meriç üstadımızın, “felaketin hiç değilse ikaz kıymeti vardır, bunların yok” dediği cinsten.

Neyleyeyim, bu da benim imtihanım, Allah akıl fikir versin, der geçerim.

Bir de örgütlü ahmaklıklar var ki ahirette iki elim yakalarında olacak. O iftiralarının, o hasetlerinin, o tezvirlerinin hesabını soracağım.

Yok yok, o zavallı tetikçilerden değil, o abilerinden.

Ben hayatımda bu kadar seviyesizlik, bu kadar arsızlık görmedim.

Bu nasıl bayağılıktır?

Usare, izan, idrak, muvazene hak getire.

Tezviratın bile kendine göre bir raconu vardır, hiç mi utanmıyorsunuz?

Hiçbir örgüt bu kadar pespaye, bu kadar şaşkaloz tetkikçi kullanmaz. Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a, “İran ajanı” diyen paralel örgütün malum tetikçileri müstesna.

Demek ki (ahlaken) aynı kafayla maluller!

O halde, Zarifoğlu'ndan mülhem diyebiliriz, “aynı kafa ayağımızın bodrumunda.”

Gündüz gözüyle yapılan bu infaza, bu hedef göstermeye, bu kişilik katline, bu edepsizliğe, bu hayasızlığa sessiz kalanlara veya bana ne diyenlere de yazıklar olsun.

Hayır, kimseden “heykel-i fazilet” olmasını beklemiyorum.

Ama tüm yaşamına, yaşam hikayesine; yayıncılıktan dergiciliğe, sinemadan tiyatroya kadar tüm mücadelesine yakinen tanık olduğunuz, kardeşiniz kadar yakından tanıdığınız fakire gündüz gözüyle yapılan bu hayasız kara çalmalara nasıl sessiz kalırsınız?

Haksızlık karşısında susmak neyin nesidir?

Kardeşlerim hiç önemi yok. Vallahi önemi yok. Yazmayı bırakırım, hiçbir televizyona da çıkmam. Hiç umrum olmaz. Zaten burnum yere düşse almam.

Haksızlık karşısında bunca sessizlik olacaksa, Üstadım Necip Fazıl'ın, “çamur deryası” şeklinde tanımladığı şu ortama daha fazla katlanmanın hiçbir anlamı yok demektir.

Yanlış anlaşılmasın, hiçbir tehdide boyun eğmem, zillet bizden uzaktır.

Gelgelelim bu infaz memurlarına sessiz kalmanız felaket ağrıma gidiyor.

Zaten bu naçizane yazı da veda yazısından önceki yazı / lar mesabesindedir.

Böyle gitmez.

Ya siz bir ses vereceksiniz ya da ben bir ses bulacağım.

Allah sizi de beni de görüyor."

03 Tem 2016 - 00:00 - Gündem



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.