Celaleddin Vatandaş: Eşitlik, modern zihniyet tarafından başarılı bir illüzyon ile adaletin yerine ikame edilmiştir!

Prof. Dr. Celaleddin Vatandaş, ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ tartışmalarına dair Gerçek Hayat’a konuştu.

İslami Analiz/Haber Merkezi

Prof. Dr. Celaleddin Vatandaş, ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ tartışmalarına dair Gerçek Hayat’a konuştu.

Vatandaş şunları söyledi:

Eşitlik adı altında erkek ve kadın dönüştürülüyor

“Toplumsal cinsiyet” günümüzün en popüler konularından birisidir. Akademiden, hukuka, medyadan gündelik hayatın farklı kulvarlarına kadar her alanda sürekli dillendiriliyor. Her insan doğuştan fizyolojik olarak ya “er”dir, ya da “dişi”. “Toplumsal cinsiyet”, “er” veya “dişi” doğan insanın “kız”, “oğlan”, “kadın”, “adam”, “eş” (karı-koca)… olma durumunu ifade ediyor. Yani insan doğduğu andan itibaren fizyolojik cinsiyetine bağlı olarak hemen hiçbir şekilde değiştirmediği veya toplum tarafından değiştirilmesine pek izin verilmeyen farklı roller öğreniyor. Hayatı boyunca da bu rolleri uyguluyor; hayatını bu rollerle donatıyor.

Anlaşıldığı üzere toplumsal cinsiyet bir inşa durumunun ismi olarak anlam kazanıyor. Bu inşa sürecinin mimarı ise “toplumdur”. Eğer konuyu genel anlamda insanlığın özel olarak da belirli bir toplumun çok uzun tarihsel süreçte oluşturduğu işbölümü, birlikte yaşama ölçütleri, bireysel sorumluluklar bağlamında değerlendirmek gerekirse; yeteneklerine, zihinsel ve bedensel potansiyellerine, yaşlarına, bilgi ve tecrübelerine göre bireylerin farklılaşması ve sorumluluklarının/toplumsal rollerinin de buna göre oluşmasını doğal karşılamak gerekir.

Şurası kesin; “toplumsal cinsiyet” olarak isimlendirilen ve fizyolojik cinsiyet temelinde rollerin ayrışması çok köklü tecrübelerin, bilgi birikimlerinin ürünü. Başta “aile” olmak üzere pek çok toplumsal kurum bu inşanın gölgesinde oluşup, gelişmiş durumda. Bu ayrışmada bazen cinslerden birisinin diğerine göre mağduriyeti söz konusu olabilir mi? Olabilir; olmuştur ve hatta olmaktadır da.

Öyle ise yapılması gereken, bu mağduriyeti mümkünse yok etmek veya hiç değilse en düşük düzeyine düşürmek için çaba sarf etmektir. Bu çabanın kapsamının ve etkisinin ise yaşanan mağduriyetlerin kapsamına göre gerçekleştirilmesi gerektiği ise açıktır.

Ancak günümüzde durum farklı işliyor; işletiliyor. Toplumsal cinsiyet bağlamında tarihsel/kültürel olarak süregelmekte olan problemler neler? Bu problemlerin sebepleri ve yol açtığı mağduriyetler neler? İnsanların bireysel ve toplumsal açıdan birlikte yaşamalarının aksayan tarafları neler? Başta aile kurumu olmak üzere toplumsal kurumlarda açığa çıkan yeni problemler neler?… gibi soruların cevapları aranmadan mutlak bir cevap veriliyor: “Eşitlik”. Konu tartışmaya bile açılmıyor.

Halbûki “eşitlik” insanı “akıl tutulmasına” uğratmış modern zihniyetin, insanlığın kadim olan “adalet” ilkesi yerine inşa ettiği ve gerçekleştirdiği son derece başarılı bir illüzyon ile pek sevimli göstermeyi başardığı ilkelerden birisi.

“Eşitliğin” mahiyetini anlamadan, eşitliğin insan ile ilgili alanlarda ve konularda yol açtığı veya açabileceği problemleri tespit etmeden gerçekleştirilecek eşitlemeler her zaman çok daha kapsamlı ve derinlikli problemlere gebedir. Çünkü ilkesel olarak eşitlik muhakkak bir mağdur üreten/üretebilecek bir ilkedir. Zira “eşitlik” ilkesi gereği ya bir kesim diğer kesime eşitlenmektedir: yani bir taraf temel alınırken diğer taraf edilgen konuma oturtulmakta ve değiştirilip, dönüştürülmektedir. Ya da teorik olarak oluşturulmuş bir “eşitlik” paydasında tüm taraflar değiştirilip, dönüştürülmektedir. Bu da problemler oluşturur.

“Toplumsal cinsiyet eşitliği” bu durumun en güncel örneklerinden sadece birisidir. Bir teze göre kadın erkeğe eşitlenmekte, bir başka teze göre hem kadın ve hem de erkek sanal bir zeminde eşitlenmektedir. Birincisinde değiştirilen kadın, ikincisinde ise hem kadın ve hem de erkektir. Birincisinde (problemli olsa bile) yapı sökümüne uğratılmış kadın, ikincisinde ise yapı sökümüne uğratılmış erkek ve kadın ile karşılaşılmaktadır.

Elbette ki kadın veya erkek ve özellikle de kadın açısından mevcut geleneksel yapının her şeyi ile ve tamamen “iyi” “doğal”, “adil”, “doğru”, “olması gereken” olduğunu iddia etmek mümkün değil. Fakat “toplumsal cinsiyet eşitliği” “her şeyi buharlaştırıp, katı olan hiçbir şey bırakmıyor”. Ortalık her erkeği cani görecek kadar tüm erkeklere olumsuz bir gözle bakan kadınlarla veya her kadını erkeğin potansiyel düşmanı gören erkeklerle doluyor.

Şu ana kadar uygulanan kısmıyla bile “toplumsal cinsiyet eşitliği” mevcut “problemleri” çözmüyor; onları yok sayıyor, yeni ve daha şiddetli problemler oluşturuyor. “Kadına yönelik şiddet” konusunda yaşananlar bunun somut örneğidir. Gerçekleştirilen yasal düzenlemeler en genel anlamda “kadına yönelik şiddetin” oranında azalmaya yol açmış olabilir; ancak niteliğinde değişim gerçekleştirdiği ve cinayetlerin sayısını artırdığı da kesin.

24 Oca 2019 - 01:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.