Ali Bulaç “anavatan” sözlerine açıklık getirdi: Tabii ki anavatan Amerika!

Zaman yazarı Ali Bulaç Mehtap TV’de kendi moderatörlüğüyle yayımlanan Temkin Durağı isimli programda ABD’den bağlanan Ahmet Turan Alkan’a yönelik söylediği “anavatandasınız” sözüne açıklık getirdi. Bulaç bugün Zaman Gazetesi’nde yayımlanan “Tabii ki anavatan Amerika” başlıklı yazısında “Benim Amerik

İslâmî Analiz/Haber Merkezi

Zaman yazarı Ali Bulaç Mehtap TV’de kendi moderatörlüğüyle yayımlanan Temkin Durağı isimli programda ABD’den bağlanan Ahmet Turan Alkan’a yönelik söylediği “anavatandasınız” sözüne açıklık getirdi. Bulaç bugün Zaman Gazetesi’nde yayımlanan “Tabii ki anavatan Amerika” başlıklı yazısında “Sömürgecilikle bağlantılı olarak anavatan dünyanın herhangi bir coğrafyasında Avrupalının sömürgelere sahip olup buraları merkezden yönetmesi ve sömürgelerdeki zenginlikleri (altın ve gümüş, hammadde, köle emeği) anavatana taşımasıdır ki, bu, kapitalizmde esaslı unsur olan sermaye birikimini sağlayan faktörlerden biridir.” ifadelerini kullandı.

Bulaç “Benim Amerika’ya ilişkin düşüncelerim kitaplarımda duruyor. Hudutların çiğnendiği bu ülkede her şeyi mubah görenler bundan bir karalama malzemesi çıkarıp beni “Amerikancı” ilan ettiler.” dedi.

Bulaç’ın yazısı şu şekilde:

Bize “vatan” kavramı Avrupa’dan geldi, “anavatan” da Kıbrıs olayları üzerine literatürümüze girdi. Bu kavramı ilk kullanan Namık Kemal’e göre Osmanlı’nın tamamı vatandır.

Hakikatte Osmanlı’nın ne vatanı, ne anavatanı vardı; 20 milyon kilometrekarelik geniş alan daru’l-İslam’dı. Avrupalıların “vatan” ve “anavatan” terimlerini kullanmalarının anlaşılır sebepleri var. Papa’nın ve Katolik Kilise’nin sahip olduğu veya üzerinde yaşayan ahalisi üzerinde sözünün geçtiği toprakları sekülerleştirerek vatan yaptılar. Toprak sekülerleştikçe dinin ve kilisenin egemenliğinden çıkıp prenslerin veya kralların, sonra da tabii ki ulus devletin hakimiyeti altına geçmiş oldu.

Sömürgecilikle bağlantılı olarak anavatan dünyanın herhangi bir coğrafyasında Avrupalının sömürgelere sahip olup buraları merkezden yönetmesi ve sömürgelerdeki zenginlikleri (altın ve gümüş, hammadde, köle emeği) anavatana taşımasıdır ki, bu, kapitalizmde esaslı unsur olan sermaye birikimini sağlayan faktörlerden biridir. Avrupalıların “anavatan” kavramını geliştirmeleri boşuna değildi. Zira mesela Fransa sömürge imparatorluğunun yüzölçümü, anavatan ile birlikte 1900-1930 arasında 13 milyon km²’ye ulaştı. Bu büyüklük dünyadaki karaların toplam yüzölçümünün % 8,7’siydi. İngilizlerin hükmettikleri saha hepsinden büyüktü. Bu, West-falya’dan sonra devam eden düzendi.

İkinci Savaş’tan sonra dünyanın ağırlık dengesi Avrupa’dan Amerika’ya kaydı, Amerika yeni sömürgeciliğin patronajlığını üstlendi. Gerçi iki kutup vardı ama dehşet dengesine göre kurulan düzenin patronu yine ABD idi. Bugün de dünya ABD’nin çizdiği genel çerçeve içinde kalınarak yönetiliyor; henüz Rusya ve Çin tam anlamıyla karşıt kutbu oluşturabilmiş değiller.

İran’ı görece hariç tutacak olursak, İslam dünyasını makro düzeyde, stratejik anlamda kim yönetiyor dersiniz? Tabii ki ABD! ABD’nin manyetik alanı içindeki ülkelerin politik anavatanı maalesef Amerika’dır. AB bile ona bağımlı. Birbirleriyle çekişir gibi görünseler de bölge liderleri ABD’nin çizdiği çerçevenin dışına çıkamıyorlar, sadece ABD’nin genel stratejisi içinde kendilerine göre ve zaman zaman birbirlerine karşı taktikler izliyorlar, operasyonlar yapıyorlar. Üç aktör (Türk hükümeti, PKK, Barzani) arasında çevrilen topa dönen Kürt sorunu bunun somut örneğidir. Yol haritası: BOP’tur! Stratejiye bağlı kalmak şartıyla narkoz modunda “Amerika ve İsrail karşıtı” hararetli nutuklar atarak kitleleri uyutmak “caiz”dir.

21. yüzyılın ilk yıllarında yüce Allah, Türkiye’nin de içinde aktif rol almasıyla Müslümanlara birlik olma fırsatını ihsan etti. Türkiye, bu fırsatı heba etti, Suriye’yi ve Mısır’ı felakete sürükledi, Libya’dan Türkler kovulur hale geldi. Ortadoğu’da bütün kapılar kapandı. 85 yıllık İhvan’a diktatörler bu zararı verememişti. Şimdi de Esed’li Suriye’nin gittiği Shangay Beşlisi’nin kapısını çalıyor. Ne acı, ne beyhude arayış!

Mehtap TV’de “postmodern sömürgecilik döneminde anavatan Amerika’dır, dünya oradan yönetiliyor” manasında cümle kullandım. Bu espri tarzı bir durum tespitiydi. Benim Amerika’ya ilişkin düşüncelerim kitaplarımda duruyor. Hudutların çiğnendiği bu ülkede her şeyi mubah görenler bundan bir karalama malzemesi çıkarıp beni “Amerikancı” ilan ettiler. Kendi cahil dünyalarında mutlu yaşayanlar dışında bu işe tevessül edenlerden kimileri “hud’acı”dır; Allah hidayet versin. Kimileri inandığı dinin değerlerini bile bile çiğniyor, bunları da Allah ıslah etsin, diyorum.

Ülkem için yegâne hedefim, İslam’dan neş’et eden adaletin ve ahlakî hayatın özgürce yaşandığı yer olmasıdır. Mücadelem de Batı’ya bağımlılığa ve İttihatçı ruhtan beslenen “yeni Türkiye emperyalizmi” ideolojisine karşı tevhid, adalet, ahlak ve İttihad-ı İslam’ın tahakkukudur. Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “İnsanların, ilk peygamberlik döneminden bu yana duyageldikleri sözlerden biri şudur: ‘Eğer utanmazsan dilediğini yap!’” (Buhari, Enbiya, 54)

24 Oca 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.