Sakarya’daki Adalet ve Özgürlükler Eylemleri 10 yılı geride bıraktı: 4. yıl açıklamalarından pasajlar (2008-2009)

Eylül 2008’deki 157. Hafta basın açıklamasıyla 4. yılına Sakarya Adalet Girişimi çatısı altında giren Başörtüsü Platformu, her cumartesi günü eylemlerine devam ederken, yerel ve küresel gündeme şahitliğini yapıyordu.

2015-sakarya-platform-yil-4-02
2015-sakarya-platform-yil-4-01
+23
Haber albümü için resme tıklayın

Eylül 2008’deki 157. Hafta basın açıklamasıyla 4. yılına Sakarya Adalet Girişimi çatısı altında giren Başörtüsü Platformu,  her cumartesi günü eylemlerine devam ederken, yerel ve küresel gündeme şahitliğini yapıyordu.

4. yıl açıklamaları, içeride başörtüsü yasakları, darbe tehditleri, yargı baskıları ve bu esnada hız kazanan Ergenekon soruşturmaları hakkındayken, bölgesel gündemde ise İsrail işgal güçlerinin Gazze’yi hedef alan saldırganlığı üst sıralarda yer alıyordu.

SAGİR Başörtüsü Platformu, bu dönemde de hem yerel hem de küresel sisteme karşı ilkeli ve tutarlı bir mücadele kardeşliği çağrısını yinelerken, 12 eylülcü, 28 şubatçı militarist zihniyetle ve sistemin resmi ideolojisiyle yüzleşmeden, hesaplaşmadan ne başörtüsü yasağı gibi dini kimlik ne de Kürt sorunu gibi etnik kimlik üzerinde şekillenmiş sorunların çözülemeyeceğini vurguluyordu.

Aşağıda 4. yılında, eylül 2008 ile eylül 2009 yılı arasında yapılan basın açıklamalarından pasajlar bulacaksınız.

12 EYLÜL DARBECİLERİ YARGILANMALIDIR

Yıldönümü idrak edilen 12 Eylül darbecileri yargılansın diye kamuoyunda hala yoğun bir şekilde baskı ve beklenti vardır. Türkiye bu ihtilal geleneğini yasalarla korumaktan vazgeçerse o zaman insan hakları ihlalleri yapılamayacaktır. Kimse kendini her şeyin sahibi göremeyecek ve bu ülkeyi en çok ben severim iddiasında bulunamayacaktır.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 157. Hafta basın açıklamasından.

MİLİTARİST ZİHNİYETLE HESAPLAŞALIM

12 Eylül darbesinin ardından geçen yıllara rağmen, yaşanan siyasal ve toplumsal travma etkisini hâlâ sürdürüyor. Milyonlarca insanın hayatını karartan ve askeri vesayetin siyaset, hukuk, medya ve eğitim gibi alanlarda hâkimiyetini pekiştiren darbenin sonuçları, başta başörtüsü yasağı olmak üzere tüm temel meselelerde karşımıza çıkıyor. Üstelik 12 Eylül’den sonra yaşanan 28 Şubat süreci ve bugüne kadar verilen askeri muhtıralar, darbe geleneğinden beslenen Kemalist egemenlik anlayışının sistem için vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye, her şeyden önce bu gerçekle yüzleşmek zorundadır. Dosdoğru bir adalet ve gerçek bir özgürlük isteyen tüm muhalif kesimler, öncelikle darbelerin arkasında durduğunu söyleyen militarist zihniyet ile hesaplaşmak zorundadır. Son süreçte profesyonel darbecilik anlayışını benimseyen sistemin dayandığı militarist egemenliğin halk nezdinde hiçbir meşruiyeti olmadığı net biçimde ifade edilebilmelidir. Bu gerçekle yüzleşilmediği sürece Kemalist ideolojisi egemenliğini yeniden üretmeye devam edecektir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 158. Hafta basın açıklamasından.

ÇÖZÜMÜ EGEMEN SİSTEME HAVALE EDEN SİYASETLER DE SORUNA DAHİL!

Son bir ayda yaşananlar; gözaltında ölümler, çatışmalarda ölen gencecik insanlar, işsizlik, sefalet, TV’lerden taşan yoz ve kokuşmuş kültür herkeste ister istemez bir yerinde sayma duygusuna yol açıyor.

Tablo aslında net; bir yanda ülke insanları diğer yanda hükmetmeye, asıp kesmeye alışmış resmi ideolojinin sahipleri, diğer yanda onlara yanaşmaya çalışan hükümet. İktidarın askeri seçkinleri, Türkiye’yi bir kez daha militarizmin safında hizaya sokmaya çalışıyor. Yeni stratejik ortaklar ve yandaşlar edinerek, halk üzerindeki zorba egemenliklerini eskisi gibi pekiştirebilmek azmindeler. Oysa içeride ve dışarıda değişen dengeler karşısında içine düştükleri iktidarsızlık krizinden kaynaklanan agresif tepkiler veriyorlar. Medya önünde açığa çıkan öfkeleri bu yüzden. Yıllardır sorgusuz sualsiz korudukları egemenlikleri artık sorgulanıyor, eleştiriliyor ve kınanıyor.

Medya üzerinden herkese had bildirmeye yönelik bu tavır karşısında AK Parti Hükümeti’nin derhal hizaya gelmesini ve AK Parti kurmaylarının Genelkurmay’dan yükselen sesleri emir telakki etmelerini ise ibret verici buluyoruz… Şiddetin her geçen gün tırmandırıldığı bir ortamda inisiyatif almayan, başörtüsü yasağı ve Kürt sorunu gibi temel meselelerde çözümü yasakçı egemenlere havale eden bu anlayış çözümü değil sorunu beslemektedir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 162. Hafta basın açıklamasından.

ZALİME KARŞI HAKKI HAYKIRACAĞIZ

Yakın gelecekte, dünya coğrafyası önemli kırılmalar yaşayacağa benziyor. Ve bu süreç ister istemez tüm dünya ülkelerini etkileyecek. Artık şu görülen bir gerçektir ki, kapitalizm, modernizm, liberalizm, sekülerizm gibi insan mahsulü sistemler yok olma aşamasına gelmiştir. İnsanlık, kendini özüne döndürecek taze bir sisteme ihtiyaç duyuyor. İşte bu noktada, Müslüman bireylerin kendi rollerinin daha fazla farkına varmaları gerekiyor. Eğer bizler doğru temsiliyetler ortaya koyarsak, zulme karşı adaleti savunan dinimiz, bu zorbalıklara, zulümlere ve baskılara verilebilecek en iyi cevabı vererek insanlığa rehber olacaktır. Bu noktada, Sakarya’nın tüm duyarlı insanlarına bir kez daha seslenerek, dinlerinin gereği olan zalime karşı hakkı haykırma görevlerini bir kez daha hatırlatıyoruz. Eğer bizler, gerek başörtüsü konusunda gerekse de İslami hassasiyetleri gerektiren diğer konularda, üzerimize düşen görevleri ifa etmez isek, ömürlerinin son demlerini yaşayan bu sistemlerin sahte bekçileri, Müslümanlar üzerindeki zulüm ve baskılarına devam edecekler demektir. Bu sebeple, yepyeni bir hassasiyet kuşanarak, Rabbimizin bizden talep ettiği görevlerimize daha bir sıkı sarılmalıyız.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 164. Hafta basın açıklamasından.

BAŞÖRTÜSÜ HER ALANDA SERBEST BIRAKILMALIDIR

Biz Sakarya Başörtüsü Platformu olarak en başından beri vurguladığımız şeyi bir kez daha tekrarlamak istiyoruz. Başörtüsü her alanda hiçbir şart ileri sürülmeden bu zamana kadar yaşanan mağduriyetler giderilerek serbest bırakılmalıdır. Yok, çene altı modeli, yok kelebek modeli veya Anadolu usûlü teklifleri yapılmadan ve rencide etmeye gidilmeden derhal serbest bırakılmalıdır. İnancını yaşamak isteyen Müslüman halk başörtüsünü nasıl uygulayacağını nasıl bağlayacağını yasakçılara soracak değildir. Asırlardır Müslümanlar İslâm Dininin bir gereği olarak başörtüsünü kimlikleri saymışlar ve buna uygun bir örtünme tarzını kendileri belirlemişlerdir. Müslümanların bu konuda hiç kimseden, hele hele Kartel Medyasından ve de İslâm ve Müslüman sevmezlerden asla akıl almaya ihtiyaçları yoktur. Müslümanlar için, uyacakları emir ve yasaklar Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde ve Allah Rasûlü’nün örnek yaşantısında yer almaktadır. Ve Müslümanlar inanmakta ve bilmektedir ki; İzzet ve onuru yakalamak, hiç şüphesiz Allah’ın rızasında ve Rasûlü’nün yolu üzerinde yaşamakla mümkündür.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 165. Hafta basın açıklamasından.

NEDEN HÂLÂ ORADA DURUYORSUNUZ?

Temmuz seçimlerinde önemli sayıda milletvekili çıkaran AKP, milletin hissiyatını dikkate almak yerine, hassas meselelere girmeksizin sadece ekonomik bir takım düzeltmeler yaparak iktidarını pekiştirebileceğini düşündü… Yıllarca daha fazla oy, daha fazla milletvekili; o da yetmedi cumhurbaşkanı çıkaralım vaatleriyle oyalanan geniş halk kesimleri, birilerinin mevki, statü ve dünyalık kazanmaları uğruna istismar edildi ve ihanete uğratıldı. Her ne kadar cevabını bilsek de, AKP hükümetine sormak istiyoruz; dindar halkın en tabii haklarına bile sahip çıkamayacaksanız, Kürt sorununda yıllardır dökülen kanı durduramayacak tam tersine ateşe körükle gidecekseniz, 12 Eylül zihniyetiyle ve askeri vesayetle yüzleşemeyecekseniz; neden hala orada duruyorsunuz?

Ancak madalyonun pek görülmeyen bir de öteki yüzü var: Sorumluluklarını dört yılda bir oy atarak savuşturabileceklerini düşünen milletin kendisi; halkımız, yani bizler. Dünyalık meselelerde kendi işimizi asla başkalarına emanet etmeyen, bir iş için vekâlet vermemiz gerekirse kılı kırk yaran bizler; halkın tamamını ilgilendiren meselelerde maalesef ehil olmayan insanlara vekâlet verip sadece kendi başımızı kurtarmanın derdine düşmüyor muyuz? Zulme sessiz kaldığımız her gün adaleti yitirdiğimizin, adalete sahip çıkmayan bir toplumun ahlâken de çözüleceğinin ayırdına varmaksızın ömrümüzü harcamıyor muyuz? Çözümün hiç de kolay olmadığının farkındayız. Ancak farkında olduğumuz bir şey daha var ki; o da hiçbir sorunun kendi kendine düzelmeyeceği gerçeğidir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 166. Hafta basın açıklamasından.

KATSAYI ADALETSİZLİĞİNE SON!

Yasakçı ve özgürlük düşmanı aynı zihniyet öğrenime katkı için belediyelerin verdiği öğrenci burslarını da Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru ile iptal ettirerek, ihtiyaç sahibi öğrencileri sıkıntıya sokmuştur. Öğrencilerden bahsetmişken önemli bir hususu hatırlatmakta fayda görüyoruz: YÖK Başkanı Sayın Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, 2010 yılına kadar ÖSS’de köklü bir değişiklik yapılamayacağını beyan etti. Hâlbuki halen ÖSS ile ilgili çalışmalarını sürdüren komisyonun yapacağı en önemli icraatlardan birisinde “KATSAYI ADALETSİZLİĞİ”ni gidermesidir. Dolayısıyla, bu adaletsizlik biran önce giderilmelidir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 169. Hafta basın açıklamasından.

GAZZE’YE KAYITSIZ KALAMAYIZ

Gündemimizi oluşturan, en azından oluşturması üzerimize bir yükümlülük olan bir konu da gözyaşları kan haline dönüşmüş olan Gazze’nin durumudur. Bugün, açık cezaevi haline getirilen Filistin, çok şiddetli bir ambargoyla karşı karşıya bulunmaktadır. Yiyecek, enerji, ilaç gibi hayati ihtiyaçların yoksunluğu tahayyül sınırlarımızı aşan noktalara ulaştı. Salgın hastalıklar oldukça yaygınlaşırken, yüzlerce çocuk besin yetersizliğinden solunum cihazına bağlı olarak yaşamak zorunda; elektrik yoksunluğuyla birlikte. Bombardımanlar ise sürekli devam ediyor ve her gün birçok masum şehit oluyor. Artık rahat koltuklarımızdan kalkıp Filistin sahnesine inmemiz gerekiyor. Yoksa bu seyircilik, İslam dünyasının alnında kara bir leke olarak kalacaktır.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 170. Hafta basın açıklamasından.

GAZZE’DEKİ ABLUKA CAN ALIYOR

Gazze; işgalci, siyonist İsrail yönetimi tarafından abluka altında. Gazze’de yaşayan 1,5 milyon insan tüm insani gereksinimlerden mahrum bir şekilde hayatta kalma mücadelesi veriyor. Elektriksiz, ekmeksiz, ilaçsız ve susuz büyük bir hapishaneye dönüştürülen Gazze’de süren bu insanlık dışı abluka Mısır hükümetinin desteği olmadan uygulanamaz. Ablukayı kırabilecek ve Gazze’yi hayata bağlayabilecek tek sınır kapısı olan Rafah Sınır Kapısı Mısır hükümeti tarafından kapalı tutulmaktadır. İsrail yönetimi bölge devletlerinin doğrudan ya da dolaylı desteği olmaksızın ne işgalini sürdürebilir ne de ablukayı devam ettirebilir. Dolayısıyla Filistin’de olan biten her şeyden bölge devletlerinin sorumlu olduğuna inanıyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 172. Hafta basın açıklamasından.

TÜRKİYE-İSRAİL DOSTLUK GRUBU DAĞITILSIN

İsrail’i kınayan, kendilerine saygısızlık yapıldığını belirten, barış sürecine darbe indirildiğini söyleyen AKP iktidarı pratik anlamda tehlikeli çelişkileri bünyesinde barındırmaktadır. Kardeşlerimizi suçsuz yere katleden Siyonist çete israil hâlâ daha Türkiye Cumhuriyetinin stratejik müttefikidir. Tank ve uçak modernizasyonu ihaleleri israil’e verilmiştir.. Topraklarımızda, Konya semalarında Türkiye-İsrail-Amerika ortak hava tatbikatı düzenlenmektedir. Türkiye-İsrail parlamentolar arası dostluk grubu fesh edilmemiştir. İsrail büyükelçisi ve başkonsolosu bütün olanlara rağmen Müslüman Türkiye’nin topraklarındadır.   Tüm bunlardan anlaşılan o dur ki, inananların zaferi işbirlikçi politikalara aldanmak değil, tarih boyunca onurlu insanların yaptığı gibi direnişi azık edinmekle mümkün olacaktır. İslam topraklarını korumak Müslüman şahsiyetini kuşanan kişi ve kurumların işidir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 173. Hafta basın açıklamasından.

SİYONİST İSRAİL’LE TÜM İLİŞKİLER KESİLSİN

Gazze’de yaşanan soykırımın ülkemizde doğurduğu infial halkımızın sağduyusu ve vicdanının her türlü örselenmeye rağmen safiyetini muhafaza ettiği gösteriyor. Gazze’deki katliam aynı zamanda İslam dünyasında; halklarla yönetimler arasındaki uçurumu da ortaya çıkardı; işbirlikçi Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan yönetimleri halklarının tepki göstermesine bile izin vermezlerken ümmetin çocukları her şeye rağmen meydanlarda tepkilerini göstermeye, elinden tırnağından arttırdıklarını kardeşlerine göndermeye devam ettiler.

Türkiye ilk günden itibaren halk düzeyinde Gazze’nin yanında olduğunu gösterdi. Ancak devlet düzeyinde aynı desteğin verildiğini söylemek çok zor… Recep Tayyib Erdoğan’ın T.C devletinin başbakanı olarak duygusal konuşmalar yapmak yerine  diplomatik  yollardan tepki göstermesi gerekirdi. 21 gündür süren vahşet karşısında İsrail büyükelçisinin dışişlerine çağrılarak duyulan rahatsızlığın belirtilmesi, nota verilmesi, T.C.nin İsrail büyükelçisini  geri çağırması, İsrail ile yapılan anlaşmaların askıya alınması gibi diplomatik seçeneklerinden hiçbiri yapılmadı. Hatta hükümet nezdinde gösterilen gözyaşlarına rağmen meclisteki İsrail dostluk grubu dahi dağıtılamadı. Dünyanın gözleri önünde yapılan vahşet karşısında Filistin halkı’nın timsah gözyaşlarından ziyade gerçekçi ve yaptırımı olan tutumlara ihtiyacı var.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 175. Hafta basın açıklamasından.

DAVOS ÇIKIŞININ DEVAMI GELMELİDİR

23 günlük efsanevi direnişin ardından Gazze daha da güçlenmiş olarak, dimdik ayakta… Ve dünyaya onur dersi vermeye devam ediyor. Gün geçtikçe, İsrail’in Filistin’de uyguladığı vahşet daha fazla gün yüzüne çıkıyor. Daha önce, Cenevre Sözleşmesi’nde yürürlüğe konan savaş kuralları dâhilinde kullanımı yasak olan fosfor bombasının kullanıldığı belgelenmişti. Şimdi ise yine kullanımı yasak olan, aynı anda birçok insana zarar verebilen çivi bombası kullanıldığı ortaya çıktı. Tüm dünya bu sınır tanımaz zulme şahitlik ediyor. Kimi ülkeler sessiz kalarak bu vahşete ortak oluyor, kimileri ise alkışlayarak… Gazze Savaşı ile bir kez daha, İslam ülkelerindeki ‘piyon rejimler’in görevlerini ne de güzel yerine getirdiklerini gördük.

Ve bugün, biz kukla Filistin Yönetimi’nin sözde Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Türkiye’de devlet kademesinde ağırlanması utancını yaşıyoruz. Evet, Filistinlilerin acılarını dindirmek için bağışlanan paraları çalmanın yanı sıra, tek hedefinin İsrail’in emirlerini yerine getirmek olduğu görülen bu ‘devşirme yönetimin’ lideri bugün Türkiye’ye ziyaret gerçekleştiriyor. Bizler, geriye dönüp baktığımız zaman Mahmud Abbas ismini hep ihanetlerle, işbirlikleriyle hatırlıyoruz. Filistinlilerin dahi kendi yöneticisi olarak kabul etmediği bu şahsın, sırf Amerika ve İsrail destekliyor diye, uluslar arası politikada Filistin’in meşru yöneticisi olarak lanse edilmesi ve bir lider edası ile karşılamaların yapılacak olması, Filistin meşru Hükümeti Hamas’a yapılabilecek en büyük ihanettir.

Adaleti savunan Müslümanlar olarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki çıkışını takdir ettiğimizi ifade etmeliyiz. Lakin, bu çıkışın bir devamı olmak zorundadır… Şifahi olarak verilen bu tepkinin fiili olarak da vuku bulmasını, Siyonist devletle Türkiye ilişkilerinin tekrar gündeme alınmasını bekliyoruz. Bu sebeple, bizler bir kez daha şu hatırlatmayı yapmak istiyoruz ki, eğer Filistin halkının acılarını dindirmek, kardeşlerimizin yanında olduğumuzu göstermek istiyorsak; öncelikle onların seçimine saygı duymalı; onların gerçek liderlerini muhatap almalı ve katil İsrail ile olan tüm ilişkileri sona erdirmeliyiz. Bu hususta, bizler de sivil toplum kuruluşları olarak, kendimizin neler yapabileceğimizle hemhal olmalı, bu konuya yoğunlaşmalıyız.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 178. Hafta basın açıklamasından.

28 ŞUBATLARA DİRENECEĞİZ

Bugün 28 Şubat 2009. Hatırlayacağımız gibi, eski genelkurmay başkanı Kıvrıkoğlu’nun “bin yıl sürecek” dediği süreci tam 12 yıl geride bıraktık. O gün yapılan MGK toplantısı ve toplantı sonunda açıklanan bildiri, siyasi tarihimize “post-modern darbe” olarak geçmiştir… 28 Şubat, Türkiye’deki asıl iktidar güçlerinin kimler olduğunu çok belirgin bir biçimde açığa çıkarmıştır. Böylece herkes, Türkiye’de hükümet olmanın, mutlak iktidar olmak anlamına gelmediğini ve egemen devlet anlayışının, nasıl hayatımızın her alanına müdahale hakkını kendisinde gördüğünü öğrenmiştir. Bu acı gerçeği, başörtüsü gibi müslüman bireylerin en doğal haklarında hiçbir gelişmenin kaydedilememiş olmasında bir kez daha görüyoruz. Aynı şekilde ÖZGÜRDER hakkında açılan kapatma davası bu baskıların son örneğini teşkil etmektedir. Din ve vicdan özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü ihlal edecek nitelikteki bu kapatma teşebbüsü, inanç ve değerlerin resmi ideolojiye kurban edilmesi anlamı taşımaktadır.

28 Şubat, imam hatiplilerin önünü kesmek, Kur’an kurslarını yasaklamak kadar; milletin iradesini bir türlü hazmedemeyenlerin devam etmekte olan hukuksuzluğudur. Üzerinden 12 yıl geçtikten sonra bugün, darbecilerin sanal irtica tehdidiyle gündemi nasıl meşgul ettiği ve bu arada ülkenin nasıl soyulduğu, milletin yolsuzluklar ve vurgunlarla nasıl kuşatıldığı daha iyi görülmektedir. Bugün artık ortalığa saçılan pisliklerin, kirli/karalık ilişkilerin, yolsuzlukların ve vurgunların üzerini örtmeye 28 Şubat’ın da gücü yetmemektedir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 181. Hafta basın açıklamasından.

DAVOS’TAKİ SÖYLEM EYLEME DÖNÜŞSÜN!

Türk hükümetinden Davos’taki söylemin eyleme dönüştürülmesini bir kez daha talep ediyoruz. Türk hükümetinin Mısır’daki toplantıya katılması, Mısır’ın tehlikeli barış planını desteklediğini açıklaması ve Cumhurbaşkanının israil’den resmi ziyaret için cevap beklemesi; bize uygulamanın hiç de söylemle örtüşmediğini açıkça göstermektedir. Bu durum, Başbakanın Gazze katliamı ve Davos sürecindeki söyleminin günün koşullarında yapılmış faydacı bir açılım olduğu iddialarını güçlendirmektedir. Türk hükümetinin ikiyüzlü duruşunu acilen değiştirmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 181. Hafta basın açıklamasından.

YASAKÇI ZİHNİYET BİTMEDİ

İstiklal marşının kabulünün 88. yıldönümü kutlamaları münasebetiyle Diyarbakır Valiliği ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ortaklaşa düzenlediği törende, 7.Kolordu Komutanlığını temsilen programa katılan subaylar, programa katılmadan önce salonu kontrol etmek amacı ile emrindeki askerler vasıtasıyla program yerini teftiş ettirmişlerdir. Protokol sırasının hemen arkasında bulunan kapalı iki bayandan rahatsız olduklarını belirtmişlerdir. Bunun üzerine Milli Eğitim Müdür Yardımcısı kapalı bayanları arka sıralara geçmeye razı etmiş, fakat askeri elitler bu duruma bile tahammül edemeyip programa katılmadan salonu terk etmişlerdir.

Ey yasakçı zihniyet, biz Müslümanlar olarak buradayız. Zulümler bitene ve haksızlıklar son bulana kadar da meydanları terk etmeyeceğiz. Sadece kendi mücadelemizi değil, gelecek nesillerinde mücadelesine omuz veriyoruz. Özgür olmak bedel ödemeyi gerektiriyorsa biz bu bedelleri ödedik ve ödemeye de devam edeceğiz. Başörtülüler devlet dairelerine, üniversitelere ve bütün kamusal alanlara girene, Müslüman halklarında özgürce yaşamaya başlamalarına kadar…

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 183. Hafta basın açıklamasından.

ERGENEKONUN BİR KISMINA MI TAMAMINA MI KARŞISINIZ?

Seçim meydanlarında “kayıkçı kavgası” tüm hızıyla devam ediyor. Her zaman olduğu gibi üsluba ilişkin tartışmalarla esas sorunların es geçildiği tüm bu toz duman arasında inancına, emeğine ve ekmeğine göz dikilen milyonlar figürasyondan öte bir yerde değiller…

Tüm seçim polemikleri içinde ne iktidarın ne de muhalefetin kronikleşen sefalet karşısında, vaad düzeyinde olsun bir öngörüsü olmadığına şahit oluyoruz. Yine Ergenekon davasında tüm kopartılan yaygaraya rağmen paşaların GATA üzerinden salıverilmesine alet olan hükümetin, Ergenekonu oluşturan iktidar yapısının tamamına mı karşı olduğu(!) yoksa tüm mesaisinin sadece iş yapamayacağı, uzlaşamayacağı kadro unsurlarının temizlenmesine mi yönelik olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Halkın inançlarına savaş açanlar Avrasyacı olunca “tehdit”, Amerikancı olunca “bizim çocuk mu” oluyor öğrenmek istiyoruz.

Namaz kıldığı için personelini ihraç eden, başörtülü hanımlara her düzeyde yasak koyan silahlı bürokrasi tüm bu Ergenekon gürültüsünden sonra acaba değişmiş olarak mı çıktı? Yoksa değişenler geçmişte yasakçılara karşı oldukları vaadiyle oy isteyen kadrolar mı oldu cevabını kamuoyunun izanına bırakıyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 184. Hafta basın açıklamasından.

YSK’NIN YASAKÇI KARARINA TEPKİ

YSK,   yayınlamış olduğu genelgeyle, Sandık Kurullarını kamusal alan ilan ederek,  Sandık Kurulu üyelerinin de  hizmet veren konumunda olduğunu belirtmiş ve kurul üyelerinin  başı örtülü olarak görev yapamayacaklarına karar vermiştir. YSK bu kararını herhangi bir yasal  düzenlemeye dayandıramadığı için 2007 yılında verdiği münferit bir kararına istinaden yayınlamıştır… Bu tür hukuk oyunlarının önceki yıllarda da denendiğini unutmadık. YSK bu genelge ile süregelmekte olan “başörtüsüne karşı fiili zorbalığı” yeni bir alana daha yayma girişiminde bulunmuştur.

Sakarya Başörtüsü Platformu olarak, ülkemizde ya

21 Eyl 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.