Burak Kıllıoğlu iktidarın popülist 'faiz karşıtlığı'nı yazdı; vatandaş hem harcasın hem harcamasın

Milli Gazete yazarı Burak Kıllıoğlu, bugün yayımlanan yazısında siyasi iktidar tarafından muhafazakarlar kesime göz kırpmak için kullanılan, popülist bir söylem ve oy deposu olarak görülen 'faiz karşıtlığı'nı ele aldı.

Milli Gazete yazarı Burak Kıllıoğlu, bugün yayımlanan yazısında siyasi iktidar tarafından muhafazakarlar kesime göz kırpmak için kullanılan, popülist bir söylem ve oy deposu olarak görülen 'faiz karşıtlığı'nı ele aldı.

İşte Kıllıoğlu'nun o yazısı:

Siyasi iktidarın ekonomi yönetiminde bazı temel argümanları var. Misal, “IMF’ye borcu sıfırladık” argümanıyla “Türkiye’nin hiç borcu yok, borcu bitirdik” algısına oynanıyor. Halbuki, Türkiye’nin dış borcu 400 milyar doları aşmış durumda. Kamunun borcunun toplam borç içindeki payı düşmüş olabilir ancak özel sektörün borcunu ne yapacağız peki? “Bizi bağlamaz” deme şansı var mı ekonomi yönetiminin?

Hem bir de “borcu borçla ödeme” stratejisi(!) gereği hababam borçlanan (yani faiz karşılığı ödünç para alan ve bu sayede rantiyeyi ihya eden) Hazine gerçeği var. Borcu borçla ödeyeceğim deyip, yeni borçlara giriliyor, faizciler, rantiyeciler abad ediliyor.

Verdiği borcu Türkiye’ye şart koştuğu “bütçedeki faiz dışı fazla” ile zaten garantiye almış olan IMF’ye borcu sıfırlamak marifet sayılıyor mesela. Türkiye, daha önce de 3 defa aynı şeyi yapmış ama kimin umurunda? Hatta “IMF’ye borç verecek duruma geldik” diye böbürleniliyor. Varsa paranız, önce kendi memurunuza, işçinize, vatandaşınıza verin o paraları diyen tabii ki yok!

Bir diğer argüman da, tüketmeye sevk edilen vatandaş harcadıkça ve yani iç talep coştukça “ekonomi büyüyor” denmesi. Hem vatandaşı tüketmeye teşvik et, bu uğurda kredi imkanlarını ve kredi kartı gibi argümanları yaygınlaştır, sonra da bu teşviklerle vatandaş hudutsuzca para harcadıkça “ekonomi büyüyor” diye başarı hikayeleri sat aleme! İşin komik tarafı, tasarruf edememe sorunu bu yanlış tüketimle büyüme politikası neticesinde giderek can acıtıcı hale gelsin. Dışarıdan borçlanma imkanlarının azalmasıyla iç tasarruflar daha da önemli hale gelsin ve vatandaşı tasarruf etmeye uğraş ver!

Harcamaya teşvik edilen vatandaşın “zoraki” şekilde tasarrufa zorlanması da tam bir kara mizah! BES kapsamında maaşlardan 100 TL zorunlu kesinti yapılmasıyla 6 ayda 7.2 milyar lira kaynak toplanacakmış. O kaynaklar da borç ödemek için “ucuz kaynak” olacak herhalde!

Siyasi iktidarın ekonomi yönetimindeki argümanlarından bir diğeri ve en popülist olanı da “faiz karşıtlığı”dır muhakkak. “Oy deposu” olan mütedeyyin kesime göz kırpan “faize karşıyız” söylemi, kuru bir mavi boncuktur aslında. Faizli ekonomik sistem, “faiz sıfıra düşürülerek” bitirilmez çünkü. Zaten maksat da, faize karşı olmak değildir, yüksek faize karşı olma durumudur.

Siyasi iktidar, faiz düşsün diye neden istiyor? Çünkü, faizler düşsün, kredi faizleri insin ve müteahhitlere yeni müşteriler çıkabilsin! Tüketici, otomobil, ihtiyaç kredileri azalsın ki, bilumum sektörün “işleri açılabilsin”. Çare nedir? Faizin düşmesiyle vatandaşın kredilere hücum etmesi! Vatandaş faize bulaşsın, piyasalar canlansın yani…

Faizi düşmesini istemek “faizli sisteme karşı çıkmak” olsaydı, siyasi iktidara yakın medyada çarşaf çarşaf çıkan banka, faiz, kredi reklamlarının da olmaması gerekmez miydi? Faiz, çoktan “dünya gerçeği” olarak kabullenilmiş durumda zaten. Öyle olmasa, anlı şanlı “muhafazakar” siyasi iktidarımız, vatandaşı faize bulaştırmayı kendine vazife addeder miydi hiç!

Bir tarafta “vatandaş az harcasın çok tasarruf etsin” diye BES’e zorunlu katılım, öte tarafta ise “faiz düşsün ki vatandaş kredi çeksin, para harcasın”.. Buna tutarsızlık mı, yoksa  popülizm mi demeli? “Vatandaşa konut yardımı” diyerek, 3 yıl boyunca bankaya para yatırtmak, sonunda hepi topu azami 15 bin TL vermek.. Kime hizmet edecektir bu? Bankalara yeni müşteriler bulmak değil midir?

Faizin baş neferi olan bankaları ihya ederken faize karşı olmak nasıl oluyorsa artık… Maalesef, toplumsal boşvermişlik ve bezginlik yerini her şeyi kabullenişe bırakıyor ve kamuoyu bütün bu acayipliklere yine ses etmeyecek. Hatta yine “vardır bir bildikleri” deyip geçecek.

Hayırlı işler!

24 May 2016 - 00:00 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.