Lübnan’daki Patlamalar, Şiileri Hizbullah’ın Arkasında mı Birleştirdi?(Analiz)

El-Monitor’den Heysem Muzahim, önde gelen Şii liderlerin görüşlerinden yola çıkarak “Lübnan’daki patlamalar, Şiileri Hizbullah’ın arkasında mı birleştirdi?” sorusuna cevap arıyor.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Lübnan Hizbullahı’nın Suriye’deki savaşa müdahil olması, sanıldığının aksine tüm Lübnan Şiilerin desteğini almadı. Kimi zaman oldukça ciddi itirazların yükseldiği oldu. Ancak Lübnan’da son yaşanan patlamaların, Hizbullah’ın Suriye’deki varlığına itiraz eden kimi Şiilerin görüşlerini değiştirdiği görülüyor. El-Monitor’den Heysem Muzahim, önde gelen Şii liderlerin görüşlerinden yola çıkarak “Lübnan’daki patlamalar, Şiileri Hizbullah’ın arkasında mı birleştirdi?” sorusuna cevap arıyor.

Heysem Muzahim’in bu analizini Sümeyye Aktürk’ün tercümesiyle sunuyoruz:

Lübnan’daki Patlamalar Şiileri Hizbullah’ın Arkasında mı Birleştirdi?

Son zamanlarda Beyrut’un banliyöleri ile Beka vadisinde bulunan Hermel şehrinde gerçekleşen ve sivillerin kalabalık bulunduğu caddeleri hedef alan saldırılar, asıl hedefin askeri karargahlar veya Hizbullah'ın merkezlerinden ziyade sivil halk olduğunu ortaya koydu. Ortaya çıkan durum gösteriyor ki amaç, Hizbullah'ı kucaklamış bölge halkının kurban sayısını en üst seviyeye çıkarmak ve Hizbullah ile Şii olan bölge halkı arasında çatlak oluşturarak, Hizbullah'ın Suriye konusunda takındığı tavır ve savaşa müdahil olması nedeni ile intikam almaktır.

Ancak bu günlerde sıkça sorulan soru şu: Bu saldırılar, Hizbullah'ı bağrına basmış olan ve hedef alınan Şii halkı usandırıp aralarındaki anlaşmanın sekteye uğramasına mı neden oluyor yoksa aralarındaki tüm siyasi ve dini farklılıklara rağmen Şiileri bir araya mı getiriyor?

Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Abdu’l Emir Kabalan, Hermel'deki son saldırıyı şu sözlerle tarif etti: "Bu saldırı nefret dolu, suçlu ve öldürmekten, yıkımdan başka bir dil bilmeyen, insanları öldürmek için her türlü aşağılık yönteme baş vuran suçlu bir el tarafından gerçekleşmiş teröristçe bir eylemdir. Bu gün gerçekleştirmiş oldukları bu eylemle çok sayıda masumun ölümünü hedeflemişlerdir."

Şii alimlerinden Seyyid Ali Fadlallah ise “Yetimler Benzin İstasyonu”na yönelik saldırı konusunda konuşarak; "Bu saldırı daha önce yapılmış saldırıların bir örneğidir ve durum bir kez daha gösteriyor ki masum halkın yanı sıra insani, sosyal ve eğitim kurumları; artık bu “insani veya gayrı insani kurumları gözetmeyen” saldırgan yapı için hedef haline gelmiştir." dedi.

Hedef alınan “Yetimler Benzin İstasyonu”, Fadlallah tarafından yönetilen hayır kurumunun bir işletmesiydi ve geliri yetimlere  yardım için kullanılıyordu. Fadlallah her ne kadar Hizbullah’a yakın görünse de, Hizbullah’tan bağımsız bir kimliğe sahip. Dahası bazı konularda da Hizbullah'la aralarında geçmişe dayanan bir takım fikir ayrılıkları var.

Yine devamlı Hizbullah'ı eleştiren ve sadık muhalifi olan Lübnanlı Şii alim Seyyid Ali el- Emin, Hermel ve Beyrut’un banliyölerinde gerçekleşen saldırılar konusunda: "Bombalı terör saldırıları masumlara uzanmış ve onları korkutmuştur. Lübnanlılar arasına fitne tohumu ekmek isteyen ve istikrarı bozmayı amaçlayan terörün başarısızlığa uğratılması için tüm Lübnan topraklarında güvenlik sorumluluğunun tamamının hükümete verilmesini gerekmektedir." derken, Hizbullah'ı Lübnan'daki hasarı azaltmak için Suriye direnişinden çekilmeye çağırdı.

Gazeteci yazar ve siyasi analist Ğassan Mukahal ise, saldırıların Şii birliğine ve Hizbullah konusundaki ayrılığa etkisi konusunda yaptığı açıklamada: “Lübnan'da ciddi bir kutuplaşma hali mevcut ve bu durum İsrail'in 2006'daki saldırısı ile başlayarak Şiiler arasında da bugün hala ciddi bir şekilde sürüyor. Lübnan'daki kutuplaşma Lübnan'a hakim bir durumda ve taraflar arasındaki düşmanlık ancak kutuplaşmanın artmasına neden olurken, mezhepsel guruplaşmanın artmasına ve kendinden olana güvenin artarak karşı taraftan korkmanın ve ötekileştirmenin artmasına neden olmuştur.” yorumunu yaptı.

Mukahal, Hizbullah'ın kendi çevresinden her ne kadar endişe duymaya başlayan ve Hizbullah'ı halkını koruma noktasında zafiyetle suçlayan sesler yükselmeye başlasa da, “bu seslerin zayıf ve cesaretsiz sesler olduğuna” inandığını ifade etti.

Hizbullah'ı destekleyen çevreleri hedef alarak zayıflatmayı amaçlayan terör konusunda ise Mukahal: “Bu durum Lübnan’da sık yaşanan bir durumdur ve bu türden saldırılar ancak hizipleşmeyi artıracaktır. Ancak eğer saldırılar hedefe ulaşma konusundaki başarısızlığını sürdürür ve büyük kayıplara sebebiyet verirse belki Hizbullah'a desteğin bir miktar azalmasına neden olabilir." dedi.

Mukahal sözlerini şöyle sürdürdü: "Hizbullah açısından, durum biraz karmaşık. Zira Şii halkın gurur kaynağı ve onları koruyan en büyük askeri güç olmanın yanı sıra, Hizbullah aynı zamanda, Şiiler içindeki bir numaralı işverendir. Bu, Hizbullah’ın pozisyonunu güçlendiriyor. Bunun yanı sıra, Hizbullah’ın kendi kitlesi haricinde de Şiilerin önemli bir kısmı, Hizbullah’ın Suriye savaşına müdahil olmasını kaçınılmaz olarak görüyor. Suriye meselesini partinin kaderini belirleyecek bir ölüm-kalım mücadelesi olarak görüyorlar.“

Lübnan bakanlıklarından birinde yönetici ve aynı zamanda Emel Hareketi’nin üyesi olan Hıdır Alame, patlamalar konusunda oluşan korkutucu havaya rağmen, durumun Şii oluşum olan Hizbullah çevresi ve Emel hareketi ikilisi  arasında bir dayanışmanın ortaya çıkmasına, bu güne kadar Hizbullah'ın Suriye'de savaşmasını reddeden bir çok kesimin bugün savaşmasına destek olmasına neden olduğunu söyledi.

Beyrut'un Güney banliyölerinde ve  Beka'da yaşayan Şiiler arasında patlamalardan Hizbullah'ı sorumlu tutanların varlığı konusuna değinen Alame, “Bunun muhtemelen ilk aşamada var olduğunu; bu gün her şeyin ortaya çıkmaya başladığını” ifade ederek; tıpkı Hz. Ali (r.a)'nin "Evinde durup savaşmayanlar zelil olurlar.” sözü ile kastettiği gibi herkesin savunmanın gerekliliğini anlamış durumda olduğunu belirtti. “Böylece herkes anlamış oldu ki onlar tekfircilerdir ve Hizbullah'ın Suriye'de savaşmasını hazmedemiyorlar. Lübnan'daki bu saldırıları yapabilecek güçteler ise Suriye savaşını kazanıp Lübnan'a gelirlerse ne olur?"

Lübnanlı medya figürü ve siyasi aktivist Mustafa Fahs ise, Hizbullah'ın direkt ve aleni bir şekilde Suriye savaşına müdahil olmasının Lübnan'ı ateş hattına soktuğunu söyledi. “Hizbullah hala Suriye'nin güvenlik krizini çözebileceğine inanıyor. Ancak aslında Suriye'nin güvenlik krizinin çözüm ilacı siyasettir. Hizbullah bunu kabul etmeyi reddediyor." yorumunu yaptı.

Fahs, Suriye krizinden bağımsız olarak ve hatta Esed iktidarda kalsa bile, Lübnan’ın “Şii sorunu”yla yüzleşeceğini söylüyor. Suriye’deki savaş sona erdiği zaman; Suriye rejimin kalıp kalmadığına bakmaksızın, Lübnan’ın Selefiler ile Şii radikaller arasında uzun soluklu bir çatışma ortamına ev sahipliği yapacağı görüşünde olan Fahs, Hizbullah ve İran'ın Beşşar Esed rejiminin desteklemesinin her ikisini de mezhepçi ve tüketen bir çekişme tuzağına düşürdüğünü belirtti.

Hizbullah'ın Lübnan'a ulaşacak olan tekfircileri engellemek adına savunma amaçlı Suriye savaşına katılması konusunda masum olmadığını söyleyen Fahs sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz ‘önleyici savaşlar’ veren neo-conlar mı olduk?  Hizbullah’ın Suriye savaşına müdahalesi, aşırılarla savaşmak için değil, Suriye rejimini korumak içindi. Bunu yakın zamanda parti liderliği de kabul etti. Onlar, bir yandan rejimin düşüşünü uzatmayı başarırken; diğer yandan söz konusu kriz Lübnan topraklarına sıçradı.”

Beyrut Stratejik Araştırmalar Danışma Merkezi direktörü ve Suriye savaşı uzmanı İmad Rızk, bu saldırılardan yalnızca Şiilerin etkilendiği yönündeki bir yaklaşımın doğru olmadığını belirtti. Zira Rızk’a göre, buradaki temel hedef, “mezhep çatışması çıkarmak.” Saldırıların Hedefinin askeri olmayan yerler, özellikle ekonomik ve sosyal merkezler olduğunu söyleyen Rızk, sözlerini şöyle sürdürüyor:  “Buradaki hedef yalnızca Şiiler ve onların civarındakiler değil. Direnişi kucaklayan Hristiyanlar, Sünniler ve Dürziler de aynı şekilde hedefte. Bu durumda meseleyi Şiilerle ve Hizbullah’la sınırlı tutmak yanlış olur. Bu sebeple, meseleye, yeni bir ortam yaratmadaki acziyet ve korku teorisi anlayışı üzerinden yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum.“

“Hizbullah’ın destekçi çevresi diye bir şey yoktur. Hizbullah mensubu, destekçisi ya da müttefiki vardır. Bazı örgütler de var ki ya Hizbullah'tan istifade ediyor ya da mezhebi veya duygusal bağları var. Doğal olarak Hizbullah'tan korkan ve bu nedenle himayesine giren bir kesim de mevcut. Bu nedenle kişilerin bağlantısı, duygusal etkisi ve menfaatleri açısından saldırılara karşı korku durumları da farklılık gösteriyor. Genelleme yapamayız ancak direniş derecesi kişiden kişiye ve toplumdan topluma farklılık gösteriyor.” şeklinde konuşan Rızk; Hizbullah’ı hedef alan planın amaçsız ve karmakarışık değil üzerinde çalışılmış bir plan olduğuna, bu nedenle tehlikenin de büyük olduğuna değiniyor.

Şii olan ancak Hizbullah ortamının dışındaki bir isim olan film yapımcısı Sahar Ahmet ise  durumu şöyle yorumluyor: “Hizbullah'ın Suriye'ye girdiği ilk zamanlar ben bu hamle konusunda endişeliydim ve eleştiriyordum. Bu gün ise tüm bu vahşice saldırılar sonrası Hizbullah ve direnişini anladım ki Lübnan'a tekfircilerin girmesini engellemek için savaşıyorlar"

Keservan’daki Maruni Hristiyanlarından olan gazeteci Hişam el- Cebili de Sahar Ahmet’le aynı fikirde.  Cebili; Hizbullah Suriye'ye girdiği zaman kendisinin Hristiyanlar, Şiiler ve Sünniler adına tekfircilerden korktuğunu ifade ederek, kısa bir süre sonra onların Lübnan'a gelmekte olduğunu anladığını ve Hizbullah'ın tek yapması gerekenin savaşı Suriye'de bitirmek olduğunu söylüyor.

15 Şub 2014 - 00:00 - Ortadoğu


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.