"Kanaat önderleri bu ahlaki çürümeyi tolere edebiliyorsa, IŞİD gelir ve ‘Andolsun hırsızların eli kesilecek’ diye bağırır"

Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç, IŞİD ve benzeri örgütleri ortaya çıkaran şartları ve zemini ele aldığı yazısında, “Evet tepkiler sağlıksız. Ama! Adalet yoksa barış yoktur. Hukuk yoksa adalet yoktur. Ahlak yoksa hukuk yoktur. Ahlak yoksa, bol bol dinden söz edilir ama dinin özü yoktur. Etkinin cinsi

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç , IŞİD ve benzeri örgütleri ortaya çıkaran şartları ve zemini ele aldığı yazısında, “Evet tepkiler sağlıksız. Ama! Adalet yoksa barış yoktur. Hukuk yoksa adalet yoktur. Ahlak yoksa hukuk yoktur. Ahlak yoksa, bol bol dinden söz edilir ama dinin özü yoktur. Etkinin cinsinden tepki vardır” tespitinde bulundu.

Yazının tamamı şu şekilde:

“Afganistan’ın kalbinde El Kaide olarak başlayan öfke patlaması, uzun zamanlardan beri stres biriktirmiş olan ve her an kırılmayı bekleyen başka coğrafyalardaki fay hatlarını tetikledi, peş peşe yeni patlamalar meydana geldi.

El Kaide merkezli diğer patlamalara mesela Irak’taki IŞİD, Suriye’deki Nusra, Somali’deki Şebab, Nijerya’daki Boko Haram’a yakından baktığımızda, aralarındaki farklara rağmen benzerlikler olduğunu da görürüz. Sakalından dolayı baskı gören bir Azeri gençten, bu çürümüş dünyada ahlaksızca yaşamaktansa vuruşarak ölmeyi tercih eden bir İngiliz’e, bir Fransız’a kadar Müslüman olan ve olmayan insanlardan da El Kaide ve IŞİD’e katılımın olduğunu görüyoruz.

Örgütlerin neredeyse tamamı Selefi-Vehhabi İslam yorumunu paylaşıyorlar. Bu tarihte teşekkül etmiş bulunan en sert, başka yorumlara açık olmayan radikal yorumdur ve bugünkü dünyanın şiddetine karşı konabilecek elverişlilikte bir tepkiyi besleyebilmektedir.

Sözünü ettiğimiz örgütlerin sağlıklı ve elbette İslami açıdan kritiğe, eleştiriye açık tepkileri olduğu doğrudur. Ne var ki sosyal bilim teorileri, ortaya çıkan bir olayın hangi belirleyici ve etkileyici faktörlerden beslendiğinin araştırılması gerektiğine ilişkin esaslı kabulleri var. Bu örgütler Hüdai nabit olmadıklarına göre vücud buldukları bir arazi söz konusu, bu arazinin yapısına, özelliklerine bakmak lazım.

İslam dünyası 200 küsur senedir Batı’nın askeri, ekonomik ve sosyo-politik tahakkümü altında yaşıyor. İşgaller, saldırılar, hükümet darbeleri, baskı rejimleri bitmiyor. 21. yüzyıla adım atarken “Haçlı Seferi düzenliyoruz” diye Afganistan işgal edildi, önce Rusya’nın, ardından Amerika’nın işgalleri sonucu Afganistan’da 3,6; Irak’ta 1,2 milyon insan hayatını kaybetti. Afganistan’da 35 milyon insanın 7 milyonu sakat. Daha geçenlerde İsrail, Gazze’de dörtte biri çocuk olmak üzere 2.300 Filistinliyi öldürdü, bildik bilmedik silahlar kullanıp bir yerleşim alanını harabeye çevirdi. Başlangıçta Batı’nın arka çıkıp sonra kendi kaderine bıraktığı Suriye’de ölenlerin sayısı 200 bini çoktan aştı, ülke nüfusunun dörtte biri mülteci durumuna düştü. Suriye diye bir ülke kalmadı. Libya, Yemen, Lübnan, Sudan... Afrika’da Batı’nın müdahil olmadığı ülke yok.

Tunus ve Mısır’da başlayıp bölgeye yayılan toplumsal değişim talepleri eğer sivil karakterini koruyabilseydi, yine Batı diktatörlerin ve otokrat rejimlerin koruyucu rolünü oynamasaydı belki sağlıklı bir değişim olabilirdi. Buna da izin verilmedi. İşgallerin, çatışma ve aşağılanmaların hüküm sürdüğü bu coğrafyada sağlıklı gruplar değil, şiddeti en aşırı uçta kullanan örgütler söz söyler. Bu Newton’un işaret ettiği kanundur, bu kanunu asl’a ve usule uygun düşünen Müslümanlar değiştirebilirdi, maalesef bu patalojik, hasta ortamda sağlıklı düşünen Müslüman da çıkmıyor. Baskı, zulüm ve ahlaki yozlaşma tepkiyi de sağlıksız kılıyor. Demokrasiler yolsuzlukların, suiistimallerin önüne geçmiyorsa, ilim ve ahlak sahibi kanaat önderleri bu ahlaki çürümeyi tolere edebiliyorsa IŞİD gelir ve “Andolsun hırsızların eli kesilecek” diye bağırır.

Geçenlerde Rusya’da bir Ortodoks kilisesinde konuşma yapan başrahip Dmitri Smirnov, Hıristiyanlığın İslam dünyasına sunacak bir değerinin kalmadığını, Müslüman gençlerin yozlaşan dünya sistemine karşı savaştıklarını ve bu konuda haklı olduklarını vurguladı. Rahibe göre Hıristiyan âlemi artık dünyaya iyilik değil ahlaksızlık ve zulüm saçıyor, Hıristiyan ülkelerde yaşayan halklar büyük bir ahlaki çöküntü ile karşı karşıya bulunuyor. Rahip Smirnov şunları söylüyor: “Müslüman gençler Hıristiyan dünyasının dikkatlerini üzerlerine odakladığı ünlülerin 8. defa kocaya varmalarını ya da on altıncı defa evlenmelerine yönelik haberleri görmek istemiyorlar. Müslüman gençlerin haklı bir duruşları var, gençler İslam’ın dayanaklarının, en önemlisi de aile dayanaklarının yok olmasını istemiyorlar ve bu nedenle Batı’ya karşı savaşıyorlar. Savaşan Müslümanlar dağdan inmiş teröristler değil, oldukça haklı bir dava sahibi yüksek tahsilli kimseler ve İsa Mesih’e Hıristiyanlardan daha yakın duruyorlar.”

Evet, tepkiler sağlıksız. Ama! Adalet yoksa barış yoktur. Hukuk yoksa adalet yoktur. Ahlak yoksa hukuk yoktur. Ahlak yoksa, bol bol dinden söz edilir ama dinin özü yoktur. Etkinin cinsinden tepki vardır.”

29 Eyl 2014 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.