Bir Zamanlar Kıbrıs dizisinde 58 yıl önceki Küvet Katliamı işlendi

Bir Zamanlar Kıbrıs dizisinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda 2. bölümün, evlerinin banyo küvetinde katledilen 9 aylık Murat, 4 yaşındaki Kutsi, 6 yaşındaki Hakan ve annelerine adandığı açıklandı.

Video için play'e tıklayın

Bir Zamanlar Kıbrıs dizisinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda 2. bölümün, evlerinin banyo küvetinde katledilen 9 aylık Murat, 4 yaşındaki Kutsi, 6 yaşındaki Hakan ve annelerine adandığı açıklandı.

3 ÇOCUK VE ANNE VAHŞİCE ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ

Bir Zamanlar Kıbrıs dizisinde Kanlı Noel katliamı işleniyor. 24 Aralık 1963 tarihinde, Kıbrıslı Türklere karşı başlatılan saldırılarda, Türk alayında görevli Tabip Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi Mürüvvet, çocukları Murat, Kutsi ve Hakan Rum EOKA çetelerince vahşice katledilmişti. Küvette çekilen fotoğraf, "kanlı noel" olarak anılan katliamın simgelerinden biri olarak kabul edildi. Baskının yapıldığı ev daha sonra Barbarlık Müzesi adıyla ziyarete açıldı.

Nihat İlhan Kimdir? Kıbrıs’ta o gün neler yaşandı?

Gazeteci Bilal Koçak’ın, eşi ve üç çocuğunu kaybeden Nihat İlhan ile 2014 senesindeki röportajı:

1963 Noeli… 24 Aralık’ı 25 Aralık’a bağlayan gece… Hıristiyan inanışında Hz. İsa’nın (A.S) doğum günü. O gece, Hıristiyan dünyasında Hz. İsa’nın doğumunu kutlamak için şenlikler yapılıyordu. Kıbrıs Lefkoşa’da ise tarihin en kanlı katliamlarından biri yaşanacaktı. Kıbrıs’ı, Yunanistan’a bağlamak amacıyla kurulan EOKA üyesi Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı saldırı başlattı. Silahlı Rum çeteleri Lefkoşa’nın batı bölümündeki Kumsal semtini akşam saatlerinde bastılar. Kanlıdere tarafından gelen Rumlar otomatik mavzerlerle İrfanbey sokağına girdiklerinde 2 numaralı evde bulunan Mürüvvet İlhan hanım, üç küçük oğlunun pijamalarını giydirmiş, yataklarını henüz açmıştı. EOKA çeteleri geldi… Mürüvvet hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar duymaz çocuklarını kaptığı gibi banyoya koştu, üç oğlunu da küvetin içine gizledi. O gece onlarda misafir olan ev sahibesi Feride Gudum tuvalete saklanmış, komşuları Növber hanım, onun kız kardeşi Ayşe Cankan ve Ayşe hanımın iki yaşındaki kızı iki yaşındaki kızı Işıl banyoda bir köşeye sığınmışlardı. Katliam gecesi Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın evinde 4’ü çocuk 4’ü kadın 8 kişi bulunuyordu.

Evdekiler saklanmaya çalışırlarken, kapı kırıldı, makineli tüfeklerle ateş açıldı. Rum çeteleri, çocuk, kadın demeden savunmasız bedenlere kurşun yağdırdı. Banyodaki küvet ölüm çukuruna döndü. Ateş altındaki Kumsal semtine yaklaşma imkanı yoktu. Bölgeye ancak iki gün süren çalışmaların ardından ulaşılabildi. Tabip Binbaşı Nihat İlhan’a ait 2 numaralı evin kapısından içeri girildiğinde karşılaşılan manzara korkunçtu… Işıkları yanan bir banyo, küvetin içinde Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan cansız yatıyor, göğsünün üzerinde ise iki küçük çocuğunun cansız bedeni uzanmış… Henüz 9 aylık bebek olan Hakan, 4 yaşındaki diğer oğlu Kutsi… Her ikisinin de yeşil pijamaları kana boyanmış... Mürüvvet hanımın dizine başını yaslamış bir başka evladının cansız bedeni daha… O yıl ilkokula başlayan 6 yaşındaki Murat bu…

24 Aralık 1963 gecesi “Kanlı Noel Katliamında” Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın evinde bulunan 8 kişiden o tarihte 20 yaşlarında olan Ayşe Cankan ve onun iki yaşındaki kızı Işıl ile Ayşe Cankan’ın ablası Növber hanım yaralı olarak kurtuldular… Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan ve üç erkek çocuğu, İlhan ailesinin ev sahibesi Feride Gudum ise şehit edildiler.

Tüm Türkiye’yi ayağa kaldıran bu vahşi katliamın ardından 51 yıl geçmişti. Rumlar tarafından eşi ve üç çocuğu katledilen Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın, Ankara’da ikamet ettiğini öğrendim. Kendisinden randevu aldım, Ay Yıldızın İzinde programının çekimleri için 2014 Haziran ayında görüntü yönetmeni Mehmet Turan ile birlikte Ankara’ya uçtuk. Bizi sevgiyle karşıladı, evine buyur etti. O’nunla görüştüğümde 90 yaşındaydı, Tabip Tuğgeneral olarak emekliye ayrılmıştı. 1970 yılında Dr. Tülay İlhan hanımla ikinci evliliğini yapmış ve o evlilikten biri erkek iki çocuğu dünyaya gelmişti. Nihat paşayla görüşmemizde eşi Dr. Tülay İlhan ve kızı Ayşe Şebnem İlhan da bizimle birlikteydiler.

EN ACI GÜN: 24 ARALIK 1963

Nihat paşa; “Aradan geçen 50 küsur yılda eşim ve çocuklarımın acısı yüreğimden hiç silinmedi. Her gün rüyalarıma giriyorlar. O vahşet gününü unutamıyorum” diyerek söze başladı. Yaşlı gözleri buğulandı, uzaklara dalıp gitti. Belli ki, yarım asır geçse de acıları taptazeydi…

“20 Mart 1963’te Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Baştabipliği ve Cerrahlığına tayin edildim ve aynı gün özel askeri uçakla Kıbrıs Adası’na uçtum. Beni Lefkoşa’da Türk Kuvvetleri Alayı’na götürdüler. Eşim ve çocuklarım Türkiye’de kalmışlardı. Ev bulup kiraladıktan 10 gün sonra onları da yanıma aldırdım. İrfanbey sokağı 2 numaralı evdi. Eşyalar aldık, eve yerleştik. Evimiz müstakildi, küçük bir bahçesi de vardı. Bir salon, iki oda, bir banyo ve bir mutfaktan ibaretti. Çocukları gezdirmek için Volkswagen araba almıştım. Şimdi Ankara’da evimin garajında duruyor, kullanmıyorum. Benim Kıbrıs’a gelip, Türk Alayı’nda tabip binbaşı olarak göreve başlamamdan kısa bir süre sonra olaylar başladı. Birkaç gün sonra Kıbrıs Türk Alayı’na gittim. Oradaki askerlerle bir araya geldik. Alay Komutanı Kurmay Albay Nejdet Uğur’la tanıştım. Çok zat-ı muhterem biriydi.

Aralık 1963 tarihinde Türk Kuvvetleri Alayı teyakkuz durumuna geçtiğinde evimden ayrılarak aynı gece hemen alaya görevimin başına gittim. Müteakip günlerde alay Gönyeli’ye intikal etti. 24 Aralık 1963 tarihinde EOKA çetelerinin saldırıları yoğunlaşmaya başladı. Benim evimin yakınlarında Kanlıdere var, EOKA’cılar o dere istikametinden saldırıya geçmişler. Hanım akam evde çay yapmış, peynir ekmek Allah ne verdiyse… Ev sahibinin hanımı ve komşular gelmişler, onları misafir ediyor. Ben hanıma demiştim ki; bak olay olursa pencere önünde durmayın, çocukları al git banyoda küvete gir saklan. Çünkü banyo penceresi yüksekte. Atışlardan etkilenmezler diye düşünmüştüm. Hanım dediğimi yapmış, çocukları almış kucaklamış banyoya, küvetin içine girmiş, yatak çarşafını da almış kendi de küvete girdikten sonra üstlerine örtmüş, çocuklara ses çıkartmayın demiş.

Rumlar, bir tekme vurup eve girmişler. Eşim ve çocuklarım küvette saklanıyorlar, üzerlerine de çarşafı örtmüşler. O gece bize misafirliğe gelen komşumuz Ayşe Cankan hanım kucağında iki yaşındaki kızı Işıl ve ablası Növber hanım onlarda bizim banyoda bir köşeye can havliyle sığınmışlar. Baskını yapan Rumlar hiç acımadan hepsinin üzerine kurşun yağdırmış. Eşimin sırtından geçen mermiler çocuklara isabet etmiş. Eşim ve çocuklarım hepsi oracıkta Rahmeti Rahmana kavuşuyorlar, şehit oluyorlar.

Bize her gün süt getiren, bir de francala aldığımız sütçü vardı. Günler sonra ona rastladım, ‘çocuklara süt götürüyor musun?’ diye sordum. Bana ‘onlar artık ne süt içiyor, ne ekmek yiyor’ cevabını verdi. O nasıl laf dedim. Sustu başladı ağlamaya. Ben irkildim. Ondan sonra elçiliğe gittim. Elçilikte beni karşıladılar. Alayın hâkimi ile diş hekimi oradaydılar. Ne arıyorsunuz burada dedim. İyi hatırlıyorum, dediler ki; olaylar oldu alaya gidemedik, buraya sığındık. Hakikaten bütün subay aileleri, hatta bekâr subaylar da elçiliğe sığınmışlardı. Elçi Bey bana başınız sağ olsun dedi. Rum çetelerinin evimi bastığını, eşim ve çocuklarımı şehit ettiklerini söyledi. Büyük bir acıyla sarsıldım, nasıl olurdu? İnanamıyordum, kendime geldiğimde Büyükelçimize söylediğim ilk söz şuydu: Vatan sağ olsun… Şehit edilmişlerdi… Rabbim yüreğimi bir ferahlık verdi. Sonra düşündüm, Rum çeteleri onları kaçırsalardı, ne yapardım? Şükür Allah’ıma onlar cennetle müjdelenenlerden olmuşlardı…”

Kanlı Noel olaylarının yaşandığı tarihte Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi, 37 yaşında genç bir anneydi. Büyük oğlu Murat 6’sında, onun küçüğü Kutsi 4 yaşında, en küçüğü Hakan ise henüz 9 aylık bir bebekti… Rum EOKA çeteleri tarafından evlerinin küvetinde vahşice katledildiler… Dünyaya yansıyan bu katliam fotoğrafı hafızalardan hiç silinmedi. Nihat Paşa, 90’ı geçen yaşına rağmen, o günleri bire bir yeniden yaşıyormuş gibi anlatıyor:

“Büyük oğlum Murat o zaman 6-7 yaşlarındaydı, okula başlamıştı. Okulda Rum çocukları ona sataşıyorlarmış. Diyorlarmış ki; ‘seni vuracağız, seni öldüreceğiz.’ Oğlum akşam evde bana olanları anlattı. Aldırma, hiçbir şey yapmazlar diyordum hep... Ama ona kıydılar, küçük bedenine acımadan kurşun yağdırdılar. Muradımın sırtından giren kurşunlar önden çıkmış, yani o anda küvette Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş yavrum.

Eşimin ve çocuklarımın cenazelerini Türkiye’ye götürmek için elçiliğimize gidip uçak istedim. Elçi uçak işini çözemedi. Aradan bir iki gün geçmişti. Eşim ve çocuklarımın cenazeleri evin içinde bekletiliyordu. Ama ben onları o halde görmemek için ev bir türlü giremedim. Sonra İngiliz ekibinden bir arkadaşımla görüştüm, onlardan uçak istedim. Hemen göndereceklerini söylediler. Benden, cenazeleri bir yatak çarşafına koymamı istediler, İngiltere’ye götüreceklerini söylediler. Onların bu isteğine karşı çıktım. Daha sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığına telefon açtım, babayiğit bir tuğgeneral ‘uçak emrinize verilecek ve cenazelerinizi Türkiye’ye götüreceksiniz, ama benim uçak kaldırmaya yetkim yok’ dedi. Ümidimi hiç kesmedim. Bir süre sonra Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay beni aradı. Beni ismen tanırdı, çok severdi. Sunay Paşa; ‘Başın sağ olsun, şimdi sana uçak gönderiyorum. Cenazelerinin derhal uçağa koy Ankara’ya gel’ talimatını verdi. Yüreğimdeki acı az da olsa dinmişti. Yanımda bulunan diş hekimi yüzbaşıdan cenazeleri bir tahtanın üzerine yerleştirmelerini istedim. O evin içinde yaşananları gözümün önüne getiriyor, kapısından içeriye adım atacak cesareti ve mecali kendimde bulamıyordum. Sizler gibi ben de yıllar sonra gidip evi ziyaret ettim.

Hava alanından Türkiye’ye gideceğiz, o arada Rauf Denktaş gelmiş benim halimi görmüş, diyor ki çok üzgündün, rengin sapsarıydı. O beni çok severdi. Aynı yaştaydık ikimizde. Tam bir devlet adamıydı. Beline sarılacaktım ama üzüntün çok büyük diye sarılmadım dedi, ağlamaya başladı, ayrıldım yanından. Sen beni görmedin bile dedi sonraki senelerde.

Şehit eşim ve üç çocuğumun cansız bedenleri ile yaralı Türkleri, Türkiye’ye getirmek üzere Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından iki uçak tahsis edilmişti. 27 Aralık 1963 tarihinde Ankara’ya gitmek üzere havalandık. Eşim ve çocuklarımın cenazeleriyle birlikte aynı uçaktaydım. Bizim bulunduğumuz uçak Kıbrıs’ın dağlarından geçip, denize doğru alçalırken Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın beni aradığını bildirdiler, buyurun komutanım dedim, bana ‘Esenboğa Havaalanı’na adam gönderdim kıyamet kopuyor, aman buraya gelme, Elazığ’a yönlendirin uçağı’ talimatını verdi. Eşim ve çoklarımın Rum çeteleri tarafından katledilmesi üzerine Türkiye’de halk ayaklanmış ve Ankara’da Esenboğa Havalimanı’na akın etmiş. Uçağı Ankara yerine, memleketim olan Elazığ’a indirdik. Adnan Ersöz paşa, babam, Elazığ’ın bütün üst kademesi havaalanındaydı. Elazığ askeri hastanesi çok güzeldi cenazeleri oraya bıraktık. Sabahleyin caminin hocası geldi. Ablam öbür küçük kardeşim hepsi ağlıyorlar, orada açtılar ve ben ilk kez orada gördüm cesetlerini. Aradan 4-5 gün geçmişti. Kıbrıs’ta görsem belki Rumlara saldırırdım, belki intihar ederdim. Dayanılacak gibi değildi.

ÇOCUKLARIMIN CENAZELERİNİ KENDİ ELLERİMLE YIKADIM

Ben çocuklarımın cenazelerini kendi ellerimle tek tek yıkadım. O zamanlar yaşadıklarım rüyalarıma giriyor. Yolda giderken gözümün önüne geliyor. Unutmak imkânsız. Öyle bir şey ki düşünün babasınız ve çocuklarınızı annelerine emanet edip alaya göreve koşuyorsunuz, bu yeter.

Sağ olsunlar Elazığ’da şehitliğe iyi bakıyorlar. Bizim evden 4 tane profesör Elazığ’dalar. Onlar her zaman giderler mezara bakarlar. Hatta Adnan Ersöz Paşam kendi yetkisini kullanarak oraya bir sivil personel atadı. Her gün gelip diyordu ki; ‘Geceleri korkuyorum, bahçeyi sularken sizin çocuklar sanki mezarın taşını oynatıyorlar.’ O kadar etkilenmiş ki o sivil personel. Dünyadaki kötülükler hiç unutulmaz.”

BAHÇEDEKİ 4 ÇAM AĞACI

1963 yılında bir insanın yaşayabileceği belki de en büyük acıyı yaşayan Emekli Tuğgeneral Nihat İlhan, röportajı yaptığımız 2014 yılında 90 yaşındaydı. Hayata tutunmasını sağlayan ikinci eşi, iki çocuğu ve iki torunuyla Ankara’da yaşıyordu. Oturduğu apartmanın bahçesine şehit edilen eşi ve üç çocuğu için 4 çam ağacı dikmişti. Nihat İlhan’ın 1963 yılının son günlerinde barbarca bir saldırı sonucu kaybettiği ailesinin hatırası için Ankara’daki evinin bahçesine diktiği fidanlar büyümüş birer çam ağacına dönüşmüştü… Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, 23 Kasım 2016 tarihinde 92 yaşında iken Hakk’ın rahmetine yürüdü.

Kıbrıs Türklerinin var olması, ay yıldızlı bayrağın özgürce dalgalanması için bedel ödeyen binlerce Türk evladından biriydi o… Bugün adanın kuzeyinde, bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında güven içinde yaşayanlar, Nihat İlhan gibi binlerce kahraman askere, gazilere ve şehitlere çok şey borçlular…

KATLİAM GECESİNİN CANLI ŞAHİDİ

24 Aralık 1963 Kanlı Noel katliamının canlı şahidi Ayşe Cankan, o tarihte 20’li yaşlarda genç bir kadındı. Henüz 2 yaşında bir bebek olan kızı Işıl ile birlikte katliamın yaşandığı gece Binbaşı Nihat İlhan’ın evinde misafirdi. Ayşe Cankan ve Kızı Işıl halen Lefkoşa’da yaşıyorlar. Rum katliamının bu iki canlı şahidiyle 2014 Haziranında Ay Yıldızın İzinde programının çekimleri için gittiğimiz Lefkoşa’da buluştum ve onlarla birlikte bugün “Barbarlık Müzesi” olan eve gittik. Ayşe Cankan, 51 yıl aradan sonra bana yaşadıklarını anlattı. Işıl hanım o tarihte henüz 2 yaşında bir bebek olduğu için yaşadıklarını hatırlamıyor. Baskın öncesinde kiracıları Doktor Binbaşı Nihat İlhan’ın evine gelmişler. Ayşe Cankan, Rumlar’ın yaptıklarını şöyle anlatıyor:

“Biz hep beraber olalım diye Mürüvvet hanımların evine geldik. Mahalleden kaçanlar olmuş baskın olur diye ama biz onları duymadık. Annem benimle yalnız, babam mücahit asker. Yani evde kimse yok, erkek yok, birkaç saat çocuklarla vakit geçirmek için buraya misafirlik amacıyla gelmiştik. Kahvaltı yapıyorduk. Çay içiyorduk. Bu durumun olacağını aklımızdan geçiremedik. Kanlıdere’den gelen büyük bir kalabalık bir anda bölgeyi sardı. Bize bir şey olmaz, dışarıdan ateş ederler giderler diye düşündük. İçeri gireceklerini tahmin edemedik. Rumlar arkadan geldi, eve girdiler, vurdular, kırdılar. Arkamdan birkaç yerden kurşun isabet etmişti. Kalkamadım. Lavabonun altında kaldım. Çocuk kucağımda. Benden seken kurşunlar kızım Işıl’a gelmiş. Kızımın diz kapağı parçalandı.”

MAKİNALI TÜFEKLE TARADILAR

1963 yılının 24 Aralık akşamı silahlı Rum çeteleri kanlı dereden gruplar halinde geliyorlardı. O dehşet gecesinin canlı tanıklarından biri de Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın komşularından Nevin Erdoğan’dı. Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Asbaşkanlığı yapan Nevin Erdoğan, Kumsal semtindeki kanlı baskını yakınlardaki başka bir evde yaşamış. Eşi Erdoğan Rıfat’ı bu baskında kaybeden Nevin Erdoğan, o dehşet gecesini göz yaşlarıyla bana şöyle anlattı:

“Silahlı Rumlar geldiler, kapıyı kırdılar, içerisini makinalı tüfeklerle taradılar. Ev harabeye döndü, duvarlar delik deşik oldu, eşyalar yerlere saçıldı, camlar kırıldı. Biz odada oturuyorduk, eşim diğer odadaydı. Biz çocuklarla kucaklaşıp Allah’a sığındık, ölümü bekledik. Allah beni ve eşimi korudu, saldırıdan yara almadan kurtulduk.”

09 Nis 2021 - 10:44 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.