Abdulbari Atvan, ‘Erdoğan’ı Esed’le ittifak kurmaya yönelten 3 sebep’i yazdı

Ortadoğu uzmanı gazeteci-yazar Abdulbari Atvan, Ak Parti Hükümeti’nin son zamanlarda yaptığı açıklamalarla Suriye’de politika değişikliğine gittiği sinyali vermesini değerlendirdiği yazısında, söz konusu değişimin nedenlerini maddeler halinde irdeledi.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Ortadoğu uzmanı gazeteci-yazar Abdulbari Atvan, Ak Parti Hükümeti’nin son zamanlarda yaptığı açıklamalarla Suriye’de politika değişikliğine gittiği sinyali vermesini değerlendirdiği yazısında, söz konusu değişimin nedenlerini maddeler halinde irdeledi.

Söz konusu yazıyı Sena Gürler’in tercümesiyle İslamî Analiz okuyucularının istifadesine sunuyoruz:

‘Erdoğan’ı Esed’le ittifak kurmaya yönelten 3 sebep’

Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın geçtiğimiz Cumartesi günü Suriye’yle ilgili yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin Suriye meselesine yaklaşımında büyük bir değişim olduğu gözlemlendi.

Yıldırım Beşşar Esed’den söz ederken saygı duyan bir tavırla “bu savaşın etkin bir role sahip olan aktörlerinden biri” ifadelerini kullandı ve Türkiye’nin Suriye’de akan kanı durdurmak ve durumu iyileştirmek için önümüzdeki 6 ay içerisinde Suriye meselesinde etkin bir rol üstlenmek istediğini belirtti.

Bundan sadece birkaç gün önce Yıldırım’ın bu türden ifadeler kullanacağına kim inanırdı? 5 sene boyunca “halkının boğazını kesen, ülkesini yerle bir eden” devlet başkanını devirmek için tüm gücünü seferber eden Türkiye değil miydi?

Binali Yıldırım “İstesek de istemesek de Esed Suriye krizinde bir aktör” ifadelerini kullanırken Cenevre Sözleşmesi’nde belirlenen geçiş döneminde Esed’in geçici süreyle görevinin başında olmasının kabul edilebilir olduğunu ifade etti.

*

Siyaset çıkarlara dayalıdır. Bazen Türkiye’nin bugün yaptığı gibi stratejik bazı kararlardan geri dönmek gerekir. Bu da ya 180 derece dönüşümle ya da tedrici olarak sağlanabilir. Binali Yıldırım’ın Ahmet Davutoğlu’ndan görevi aldığından beri yaptığı da tam olarak bu… Şu da bir gerçek ki, başbakanlık görevindeki bu değişim, Suriye krizinin çözüm aşamasında bir “günah keçisi”nin belirlenmesi içindi.

Türkiye’nin tavrındaki söz konusu değişimin 3 temel sebepten kaynaklandığını söyleyebiliriz:

Birincisi; geçtiğimiz Kasım ayında Türkiye-Suriye sınırında bir Rus uçağının düşürülmesi… Bu hadiseden sonra Türkiye-Rusya ilişkilerinde Erdoğan büyük bir çıkmazın içine düştü ve NATO’nun ihanetine maruz kaldı.

İkincisi; ABD ve Avrupa’nın Erdoğan’a Kürtleri tercih ettiklerini göstermesi ve böylece Erdoğan’ın batının, Suriye, Irak ve İran ve Türkiye’nin Güneydoğusunu da içerisine alacak şekilde “tarihi bir Kürt devleti” kurma gayretini görebilmesi… Erdoğan tam da bu aşamada hatalı bir noktada durduğunu, ülkesinin Suriyeli, Iraklı ya da İranlı düşmanları tarafından değil, bizzat Amerikan dostları tarafından eskisinden çok daha fazla tehdide maruz kaldığını idrak etti.

Üçüncüsü; Temmuz ayının ortasında Türkiye’de gerçekleştirilen darbe girişimi Erdoğan’ın ve parti üyelerinin gözlerini açmalarına ve Suriye’deki savaşa öncelik vermeleri sebebiyle göz ardı ettikleri ülkelerinin siyasi ve coğrafi bütünlüğünü tehdit eden iç tehlikeleri görmelerine sebep oldu.

Erdoğan’ın yakın dostu Binali Yıldırım’ın başbakan olarak tayini bu durumu düzeltmek, denklemi değiştirmek, müttefikler ve düşmanlar haritasını yeniden gözden geçirmek içindi. Bu yüzden göreve geldiği ilk günden itibaren bu yönde çalışmalar yürütmeye başladı. Mecliste hükümet programını açıkladığı ilk konuşmasında Suriye savaşının anlamsız oluşundan, “komşularla sıfır sorun” politikasının sürdürülmesinin gerekliliğinden söz etti.

Geçmişi bir kenara bırakalım ve geleceğe bakalım. Türkiye, Amerika ve Avrupa’nın desteklediği bölücülük hedefine sahip olan Kürt tehlikesine karşı Suriye, Irak ve İran’ın içerisinde bulunduğu dörtlü bir ittifaka katılmaya hazırlanıyor. Bu da geçtiğimiz 5 sene boyunca devam etmiş olan Suriye’ye askeri müdahale söylemlerinden, Katar ve Suud’la koordine bir şekilde rejimi devirme çabalarından, Suriye muhalefetinin desteklenmesi, silahlandırılması ve finanse edilmesi noktasındaki girişimlerin hepsinden vazgeçmek anlamını taşıyor.

Bu tümevarımı şu üç işaret de destekliyor:

Birincisi; Suriye hava kuvvetleri krizin başlangıcından bu yana ilk kez PKK’nin askeri kanadı olarak tanımladığı PYD’nin bulunduğu mevzileri bombaladı. Bu durum Yıldırım tarafından memnuniyetle karşılandı ve “Suriye nihayet bu oluşumun kendileri için de bir tehdit unsuru olduğunu anladı” ifadelerini kullandı.

İkincisi; ABD’nin ülkenin 1/3’ünü kontrolü altında tutan PYD ve Suriye ordusunun arasında çatışmaların yaşandığı Haseke bölgesine doğru uçaklarını hareket ettirmesi… Bu durum Amerika’nın Kürt yapılanmayı koruduğu ve gerektiğinde savaşa girmeye hazır olduğunu gösterdi.

Üçüncüsü; Suud ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri giderek daha da durgunluk kazanan Türkiye’nin İran’la sıcak ilişkiler kurması, iki ülkenin Dışişleri Bakanlarının karşılıklı ziyaretler gerçekleştirmesi ve yakında Erdoğan’ın İran’a yapacağı ziyaretle bu görüşmelerin liderler aşamasına yükselecek olması…

*

Siyaset hoş olmayan bir oyun… Dahi siyasetçiler ülkelerine ve ülkelerinin çıkarlarına hizmet etmek için her kartı oynarlar. Türk, İranlı ve Suriyeli siyasilerin yaptığı da tam olarak bu…

Suriye yönetimi geçtiğimiz 5 sene boyunca Kürt kartına oynadı. Amerika ve Körfez destekli muhaliflere karşı Kürt yapıyla ittifak kurdu. Türkiye ise Körfez ülkeleri gibi buna karşılık muhalefet kartına oynadı. Şimdi ise karşılıklı bir takas söz konusu… Suriye, Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere verdiği desteği kesmesine karşılık PYD’yle olan ittifakını bozuyor. Bizim bu tablodan anladığımız bu…

Türkiye’nin Suriye muhalefetiyle olan balayı sona eriyor gibi gözüküyor. Amerika’nın Kürt müttefikleri için uçaklarını harekete geçirirken muhalif güçleri korumak için uçaklarını devreye sokmaması, Amerika’nın da Suriye muhalefetinden yüz çevirdiğini gösteriyor diyebiliriz.

Bu kadarı herhalde durumu anlamak için yeterlidir. Artık geri dönüş vakti… 

24 Ağu 2016 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.