İslam, milliyetçi sembollere kurban edilirse gençlerin dinden uzaklaşma eğilimi artar

Araştırmacı-Yazar Muhammed Emin Yıldırım, geçtiğimiz haftalarda Hemhal’e verdiği röportajda İslam düşüncesi tartışmaları ve Müslümanların güncel sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Araştırmacı-Yazar Muhammed Emin Yıldırım, geçtiğimiz haftalarda Hemhal’e verdiği röportajda İslam düşüncesi tartışmaları ve Müslümanların güncel sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Röportajdan bazı önemli kesitler şöyle:

Kur’an’ın tek kaynak olması gerektiğini iddia edenler var. Genelde gerekçeleri ise, ikincil kaynaklara gittiğimizde kargaşa çıkar. Dolayısıyla Kur’an’ı tek kaynak kabul edelim ki ayrışmadan kurtulalım. Buna nasıl bakarsınız?

Kurtuluyor muyuz peki? Gerçekten bugün bu iddiayı söyleyen arkadaşların arasında bir birliktelik var mı? Yok. Çünkü, herkes netice itibariyle kendi anladığını mutlak doğru olarak gösterecek. Ama sünnet yaşantıdır. Evet, ihtilaflar var tabii ki. Neticede âlimlerimiz yıllar yılı onun gayretini vermişler. Yani Efendimize nispeti doğru olanlarla, olmayanları ayırmak için. Bu gayreti verelim ve Peygamberimiz’in hayatında olanları doğru tespit edelim. O tespit, ihtilafları azaltacak aslında.

‘’Peygamberimiz Dinin Aslına Olan Konularda Sadece Konuşmuyor, Yapıyor’’

Burada şu hakikati iyi anlamamız lazım; sünnet ve hadis ihtilafları arttıran değil, azaltan bir şeydir. Tamamen sonlandırmaz, neticede insanoğlu var oldukça ihtilaf olacak. Bunun önüne geçemezsiniz. Ama burada sünnet ya da hadisi devre dışı bırakırsak, bu bizi iyiye götürmüyor. O zaman herkes bana göre diyerek bir din algısı oluşturacak ve o daha tehlikeli bir noktaya bizi vardıracak. Çünkü yaşanmışlığın getirdiği numune aslında bizim zihni berraklığımızı kendiliğinden getirecek, meseleyi ancak örneklik ile anlayabiliriz. Mesela teori olarak birçok şeyi söylersem size herkes anladığını zannedecek, anladığı ile yaşayacak ama bir de uygulama olarak göstersem; teorinin fiiliyatı ihtilafları en asgariye indirmiş olur. Onun için Peygamber özellikle dinin aslına olan meselelerde sadece konuşmuyor, yapıyor.

Hz. Ali’nin Haricilerle ilgili ifadesi de bu minvalde…

Aynen öyle. Çünkü orada sünnetin hakemliği böyle önemli bir alanı dolduruyor. Ciltler dolusu kitabın aktardığı bilgiyi Efendimiz fiiliyatta gösteriyor. Sünnet budur. Burada biraz Hadis külliyatımıza karşı önyargılarımız var. O önyargılarda da yanlışı savunan ve konuşanlardan kaynaklanan bazı şeyler oluşmuş zihinlerimizde.

Kur’an bahsine tekrar dönersek; Kur’an’ın temel mesajı ve çağrısı nedir? Yani dünyaya dokunan; hayata, topluma, siyasete, eve, sokağa vs. Hayatımızın diğer alanlarına ne kadar müdahale ediyor?

Her alana müdahale ediyor. Çünkü Kur’an bir hayat kitabıdır, ahiret kitabı değil… Ahirette bize lazım olmayacak. Biz eğer güzelliklerle gidersek ahirette mahsul kaldıracağız. Onun için bizim yeryüzünde halifelik görevimiz var. O halifelik, bugünkü halifelik kavramı ile ilgili bir kavram değil, yeryüzünün halifesi olmak yeryüzünü imar etmekle mükellef olduğumuz anlamına gelir. İmara ait bütün mükellefiyetlerimizi Kur’an bizim nazarlarımıza verir ve ideal bir şahsiyetin oluşması noktasındaki her türlü bilgiyi bize sunar ve bunların üzerinden bizden sorumluluklar ister.

Kur’an 4 ana bağı inşa ediyor. Bunlardan bir tanesi; insanın kendi nefsiyle olan bağını inşa ediyor ve bunun örneklerini bize söylüyor. İkincisi; Kur’an insanla Allah arasındaki bağı kuruyor ve buna ait ilkelerini söylüyor. Üçüncüsü; insanın hemcinsleriyle, burada o ifadeyi özellikle kullanıyorum, hemcinslerin içerisine herkes giriyor. Kur’an sadece Müslümanlar arasındaki hukuku ortaya koymuyor. Ben bir Müslümanım mesela benimle bir başka Müslüman arasındaki hukuku tanzim ediyor. Bir Yahudi ya da Hıristiyan, bir başka din mensubu varsa onları da tesis ediyor. Dolayısıyla hemcinsler diye bir genel ifade kullanmamız gerekiyor. Bu üç bağla birlikte bir bağı daha inşa ediyor. O da Kur’an, insanla evren-kâinat arasındaki bağı inşa ediyor. Çevre, toprak ve şehir ile aklınıza gelebilecek bütün bunların temel ilkelerini Kur’an ortaya koyuyor.

Dinin araçsallaştırılması ve siyaset ile ilişkisi hakkında neler söylersiniz?

Din hiçbir şeye araç edilemeyecek bir değerdir. Kim onu neye araç ederse aslında hem dünyasını hem ahiretini mahveder. Din, kişinin kendisi ile Allah arasındaki hukuku ve diğer bağları tanzim edip koruyan bir sistemdir. Dini, menfaat, ticaret ve siyaset aracına dönüştürmek dinin ruhundan uzaklaştığımızı gösterir. Çünkü din bunu kabul etmez. Yıllar yılı zaten bunlar yaşandığı için din, bir türlü insanlarda istenilen oranda karşılık bulamadı. Neticede kendi dünyanızda bir hedef koyuyorsunuz ve o hedefi gerçekleştirmek adına dini ve dinin özel alanlarını kullanıyorsunuz, bu felaketi getiren bir durumdur.

Peygamber bir hadisinde şu benzetmeyi yapıyor; ‘’aç bir kurdun bir sürüye musallat olduğunda o sürüye verdiği zarar neyse, hırs sahibi bir insanın da dini meseleleri kullanarak verdiği zarar aynıdır’’. Biz bunu çok acı bir biçimde tarihte yaşadık ve şu anda da yaşıyoruz. Bir din düşünün birileri o dinin sırtından bir şeyler kazanıyor, başkaları da sömürülüyor. Hangi dinden bahsediyoruz o zaman? Bu Allah’ın dini değil, başkalarının bizden isteyip dayattığı bir şeydir.

Bakın mesela bizim, İbn-i Bacce, Farabi gibi İslam ahlakçılarımızın oluşturduğu bir sistem var; diyorlar ki en başta ’Tedbiru’l-Mütevahhid’, yani şahsiyetin korunması. Sonra ’Tedbiru’l-Menzil’ yeni evin-ailenin korunması, üçüncü aşamada ’Tedbiru’l-Medine’ yani toplumun korunması. Yine fıkıh kitaplarımızda söylenen ’Ehlü’l Hal ve’l-Akd’ bu aslında (danışma ve şura kurumu). Bu da tepeden inme bir şey değil, ehliyet ve liyakat sahibi istişare heyetini toplum kendi içinden oluşturuyor. Bu da toplumun kalitesi ile oluşabilecek bir şey. Oluşmadığı zaman dini, bayrağı, vatanı yani kutsal olarak değerlendirilen her şeyi birilerinin kullanacağı malzemeye dönüştürmüş olursunuz.

Peki dinin milliyetçilik bağlamında sembollere ve sloganlara kurban edilmesine ne dersiniz?

Bizim acımız bu zaten. Onlar kullanıldığı için bugün gençler tam anlamıyla İslam’ı anlayamıyorlar. Mesela Türkiye’de işte son yıllarda ateizmin, deizmin yayılma sebeplerinden bir tanesi budur. Çünkü gençler bunun örnekliğini göremiyorlar ve yaşananlar onlarda dine karşı bir mesafenin çoğalmasına sebep oluyor. Biz bir şekliyle İslam’ın aslında bu yaşananlara mecbur ve mahkûm olmadığını anlatmalıyız. Eğer İslam’dan bahsedeceksek birilerinin yaşantısı üstünden değil, asıl kaynaklar üzerinden bir değerlendirmenin yapılması gerekiyor.

14 Ara 2020 - 17:01 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.