Burak Kıllıoğlu: İnsanları, inşaat ve rant odaklı politikalarla mı huzurlu bir ortamda yaşatacaksınız?

Milli Gazete köşe yazarı Burak Kıllıoğlu, "Şantiyeye çevirmek..." başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İslami Analiz/Haber Merkezi

Milli Gazete köşe yazarı Burak Kıllıoğlu, "Şantiyeye çevirmek..." başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Kıllıoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şehirlere yönelik yaptığı açıklamasından hareketle şehirlerin mevcut durumunu ele aldığı yazısında, şehirlerdeki bitmek tükenmek bilmeyen inşaat hali durumunu eleştirirken kentsel dönüşüm adı altında rant yarışına girildiğini belirtti ve rant odaklı şehirleşme politikalarının insanları zor duruma soktuğunu, manasız derece fiyatların arttığını, insanların ev alma imkanlarının azaldığını vurguladı.

Kıllıoğlu'nun yazısının tamamı şu şekilde:

Şehre ihanet mi edildi, yoksa “şantiye”ye çevirerek abad mı ediliyor? Aslına bakılırsa bu sorunun cevabını henüz alabilmiş değiliz.

Özellikle belli bir şehirden bahsetmeyip “şehir” diye genellemek lazım aslında. Ekonomiyi kuşatan inşaat ve rant odaklı politikalar, ortaya bir garabet kentleşme modeli çıkardı ve bunun neticeleri de tüm yurt sathında görülüyor. Elbette en büyük etkiyi tek bir şehre, yani İstanbul ’a yapıyor ama bir devlet politikası olarak “imar rantı odaklı inşaatla büyüme”yi de tüm Türkiye genelinde düşünmek gerekiyor.

“Şehre ihanet edilmesi” meselesi, şarta ve duruma göre “şehirleri abadettik”e dönüyor. Her yerin şantiye gibi olması duruma göre bir övünç vesilesi olarak karşımıza geliyor sonuçta. O zaman, şehre ihanetin ölçütü nedir? Şehirlerin imar rantına kurban edilmesi mi, yoksa şehir siluetinin bozulmuş olması mı? Şayet cevap ikincisi ise, o zaman sorumlu olarak “imar rantı odaklı inşaatla büyüme” politikaları değil de, birtakım projeler sorumlu demektir. Bu da, meseleyi son derece yüzeysel bir nitelikte ele almaya kadar gidecektir haliyle.

“Şehre ihanet edilmesi” vakıası, şehrin siluetinin bozulmasından çok daha öte ve vahim bir durumu gösteriyor aslında. Kamusal nitelikteki, yani halka ait olan alanların özel mülke geçmesi, şehrin akciğeri farz edilen yeşil alanların, ormanların yapılaşmaya açılması, hesapsız kitapsız ve çevreye etkileri adamakıllı fizibiliteye tabi tutulmayan birtakım “projelerin” ortaya atılması gibi birçok neden sayılabilir.

Şöyle bir sıkıntı bile bir türlü aşılamamaktadır: Yapılması düşünülen her projenin, her inşaatın fayda sağlayacağı ön kabulü! Halbuki, ihtiyaca cevap verecek mi veya bir ihtiyaç mı, yapıldığı takdirde çevresel etkileri, trafiğe olan yükü, sosyal çevreyi nasıl etkileyeceği, şehre bir değer kayıp katmayacağı gibi değişkenler nedense konuşulamamaktadır bile.

Şehrin şantiyeye dönmesi, yapılan her inşaatın olumlu olması anlamına gelmez. Şehrin şantiyeye dönmesi, sosyal çevrenin, yaşam kalitesinin, sağlıklı bir yaşam alanının gelişmesine engel olur düzeye geldiyse, ki geldiği meydanda, o zaman bunu da “şehre ihanet” faslına dahil etmek gerekmez mi?

Daha önceden 5 kat bina olan bir yere, “kentsel dönüşüm” bahanesiyle 25 kat bina yapmak şehri abad etmek midir, yoksa ihanet etmek mi? İnsanların sosyal çevresini, alışkanlıklarını, eskiden beri gelen şehir ve yaşama kültürünü hiçe sayan, ortaya model olarak yapay ve çalıntı bir modernlik sunan, ruhsuz, tipsiz, kimliksiz yapılar üreterek mi şehri abad edeceğiz? Bu şekilde mi insanları mutlu ve huzurlu bir ortamda yaşatacağız? Şehre ihanet kavramı, şehrin silüetinin bozulmasından çok daha geniş bir alanı kapsamaktadır.

Bu ranta odaklı şehirleşme politikası, öte taraftan da emlak piyasasını, yani vatandaşın alım gücünü de olumsuz etkiliyor. Manasız ve ekonomik realiteden uzak bir şekilde, daha doğrusu rantın zorlamasıyla yukarılara çıkan fiyatlar, insanların ev alma imkan ve ihtimalini de azaltıyor. Belli sınırdaki fiyatlar, birden bire manasız rakamlara yükseliyor. Yabancıya satış türünden teşvikler ise 3-5 tane müteahhidin işine yararken, bu ülkenin insanlarının ev alma şansını artan fiyatlar sebebiyle iyice azaltıyor.

Şehirlerimiz, akla hayale sığmayan bir inşaat furyasıyla elimizden alınıyor aslında. Dikkat edin, büyük şehirlerde alt ve orta gelir grubundaki insanlar, “merkez”den giderek “ çevre ”ye doğru “sürülmektedir”. “Merkez”, yan şehrin göbeği, sadece alım gücü yüksek kimselere tahsis edilir hale gelmektedir. Bu durumun sosyal endişe taşıyan bir politikanın ürünü olmadığı da açıktır.

Şehrin ihanete uğramasının temelinde yatan durum, insanın merkeze konmaması, çevrenin hesaba katılmaması ve salt ölçüt olarak “ne olursa olsun yapılaşma”nın ortaya konmasıdır. Bu furyada yapılan yeni, cici bici binaların hangisi bu şehirlere gerçekten bir değer katacak, şehrin insanlarına sosyal bir fayda sunacaktır acaba?

Bu soru, “şehri şantiyeye çevirdik” zihniyetinin aklının ucundan bile geçmiyor haliyle.

14 Kas 2017 - 01:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.