Muammer Bilgiç: Türkiye, İran ve Mısır birlikte hareket ederse mevcut dünya düzeninin çarkları durmak zorunda kalır

Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Genel Başkan Yardımcısı Muammer Bilgiç, facebook hesabı üzerinden yayımladığı yazısında, dünyadaki zulümlerin başlıca kaynağı olan Anglosakson-Juda zihniyetini durdurmak için, Türkiye-İran-Mısır birlikteliğinin elzem olduğuna vurgu yaptı.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Genel Başkan Yardımcısı Muammer Bilgiç, facebook hesabı üzerinden yayımladığı yazısında, dünyadaki zulümlerin başlıca kaynağı olan Anglosakson-Juda zihniyetini durdurmak için, Türkiye-İran-Mısır birlikteliğinin elzem olduğuna vurgu yaptı.

“Türkiye-İran-Mısır birlikteliği sağlanırsa, ırkçılık ve mezhepçilikten uzak dönüşümlü temsil yoluyla birçok problem çözülür. Bölge ülkeleri ve Latin Amerika ile ittifaklara müsait bir yapı oluşur” diyen Bilgiç, bu projeyi hayal olarak görenlerin emperyalizmin boyunduruğunda yaşamalarının kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Muammer Bilgiç’in söz konusu yazısı şöyle:

KAOSTAN ÇIKIŞIN YOLU YA DA ÇOK ACİL TÜRKİYE-İRAN- MISIR BİRLİĞİ

"sizi rahatsız etmeye geldim" - ali şeriati

"sakıncalı olmayan bir fikir fikir olarak anılmaya değmez" - oscar wilde

"hakikatlerin karşısında inançlar yalanlardan daha tehlikelidir." - friedrich nietzsche

"çalmadan çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri çıplak bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi? " - sabahattin ali

20.yy iki emperyalist paylaşım savaşına şahitlik yapmıştır. ilki osmanlı'nın tasfiyesi ile ikincisi de anglosakson-juda (ingiliz -yahudi) zihniyetinin tüm dünyada ipleri eline alması ile neticelenmiştir. kısa zamanda islam coğrafyası batı'nın benzin istasyonu haline gelmiş, kadim bir geleneğin bakiyesi olan üç islam ülkesine (türkiye, iran, mısır) de karakolluk görevi verilmiştir. (1979'da batı iran'ı yitirmiştir.)

bugün dünyayı enerji kaynaklarını ve enerji nakil yollarını elinde tutan anglosakson-juda zihniyeti yönetiyor. ikinci dünya savaşında atom bombasının tarumar edici üstünlüğüne sahip olmanın verdiği ayrıcalıkla, son yetmiş yılda, eğitimde birinci ya da ikinci dilin ingilizce, geçerli paranın dolar ve egemen kültürün hollywood merkezli oluşu ile bu zihniyet daha da dominant hale gelmiştir.

bugün bariz bir şekilde anglosakson-juda zihniyetinin egemenliğindeki gezegenimizde 7.4 milyar insan yaşıyor ve bunlardan 795 milyon insan her gece aç yatıyor. Her geçen 1 saat içerisinde 300 çocuk açlık nedeniyle ölüyor. 1.2 milyar insan günlük 1.25 doların altında bir gelirle yaşama tutunmaya çalışıyor. 2 milyar insan yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. 1 milyarı aşkın insanın sağlıklı içme suyu problemi var. 1.5 milyar insan çatışma ve terörden etkileniyor. 50 milyon insan aynı sebeplerle ülkelerini terk ederek sığınmacı pozisyonuna düşmüş. 1 milyara yakın sayıda genç nüfus okuma yazma bilmiyor. 70 kadar ülkenin sınırlarında kurbanlarını bekleyen 110 milyon kara mayını var.

2.1 milyar dolarlık bir harcama ile gezegenimizde içme suyu problemi çözülebilecekken sadece kozmetik için 1 yılda harcanan para 200 milyar dolar. 100 milyar dolarlık bir harcama ile açlık önlenebilecekken sadece futbolda 1 yılda dönen para 600 milyar doları aşıyor. dünyanın en zengin 5 kişisinin 400 milyar dolara yakın serveti var. yine gezegenimizin en zengin 62 kişisinin serveti en yoksul 3.7 milyar kişinin toplam serveti kadar. güney amerika, afrika, asya ve okyanusya da açlık problemleri yaşanırken avrupa ve kuzey amerika da obezite problemdir.

bütün bu çarpıklığın sebebi, mevcut dünya sisteminin nimet külfet paylaşımında dengeyi gözetmek yerine tam tersine nimetlerinin belirli ellerde toplanmasına yönelik işletilmesidir. üç yüz yılı aşkın bir süredir bu gezegen aynı düşünceleri temel alan kadrolar tarafından yönetilmektedir.

özellikle son yüzyılda yaşanan çarpıklıkların üzeri özgürlük, demokrasi ve insan hakları sloganları ile örtülmeye çalışılmıştır. aynı zamanda bu sloganlar, bebeklerin, küçücük çocukların, hamile kadınların, engellilerin, yaşlıların, hastaların, çiçeklerin, böceklerin yaşamına merhametten uzak birkaç saniye içinde son verebilen bir zihniyetin farklı coğrafyaları ele geçirmede yumuşak gücü olmuştur.

anglosakson-juda zihniyeti dünyayı yönetme hakkını kendinde gören bir nevi tanrı insanların kafa yapısıdır.

anglosakson-juda zihniyeti insanın tanrılık iddiasının (prometheus'tan nietzsche'ye) son aşamasıdır. nil ve fırat arasında üretilen tanrı'nın güreşip yenemediği insan (yakup, israil) mitolojisi, muhtemelen bu zihniyeti yeryüzündeki insan kıyımına hazırlayan dayanaklardan olmuştur.

bir taraftan kendiliğinden var olan bir evrenin ürettiği doğada evrimleşen insan zihninin ürünü hipotez tanrılar ve bunların çoktan teke doğru geçirdiği azalma süreci ve en sonunda nietzsche'nin tanrının ölümünü ilan etmesi, diğer taraftan tanrının yarattığı evrende yine tanrının yarattığı insan, sonra aynı tanrının çocukları üzeyir ve isa hipotezi, daha da tuhafı tanrının güreşip yenemediği ve adını israil verdiği yakup hipotezi.. her iki evren tasavvurunda da ortak olan şudur ki insan tanrılarla ya da tanrıyla savaşıyor ve kazanıyor. (aslında batı'da iki evren tasavvurunun çatışmasından ziyade her durumda tanrıinsan üzerine bina edilmiş bir paradigma var) sonuç olarak zaman ve mekanın sahibi kendisi olduğunu iddia eden fitne ve fesadın merkez üssü kan dökücü bir varlık ortaya çıkmıştır.

anglosakson-juda zihniyetini anlamadan küresel sistem karşısında söylenen sözün bir hükmü olmayacaktır. mevcut küresel sistemin zihinsel dayanaklarını iyi okumak gerekir.

anglosakson-juda zihniyeti "insan insanın kurdudur" düşüncesi üzerinde yükselir. rekabet ve çatışmayı kaçınılmaz görür. oysa biz insanların en hayırlılarını insanlara faydalı olanlar olduğuna inanırız. yardımlaşma ve onarımı ilke ediniriz.

ikincisi bu zihniyete göre yeryüzünde kaynaklar sınırlı ihtiyaçlar sınırsızdır. ekonomi sınırlı kaynaklarla hedonizmin ve konformizmin zirve yaptırılmasıdır. "insanın iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister, insanın gözünü doyuracak bir avuç topraktır." insanın ihtiyaçları sınırlıdır, insan paylaşmayı bilmelidir. yirmi dört saat boyunca ne yemek yiyeyebilir ne de cinsel ilişkiye girebilir. insan aynı anda iki otomobil kullanamaz ya da aynı anda iki evde oturamaz.

üçüncüsü bu zihniyet doğal seleksiyonu merkeze alır. zayıflar elenir, güçlüler ayakta kalır. "allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz." bebeklerin, çocukların, engellilerin, kadınların, yaşlıların, hastaların, yetimlerin, yoksulların haklarını gözetmeyen bir zihniyet insanlıktan nasibini almamıştır. çiçeğin, böceğin, toprağın, suyun, havanın hakkını gözetmekyen bir zihniyet insanlıktan nasibini almamıştır. avusturalya'nın, afrika'nın, amerika'nın yerlilerini katetmekten kaçınmayan bir zihniyet insanlıktan nasibini almamıştır.

dördüncüsü bu zihniyet beşinin aritmetik nüfusun geometrik dizi şeklinde arttığını söyler ve besin sıkıntısı olmaması için nüfus artışının önüne geçmenin gerektiğini savunur. "komşusu açken yok yatan bizden değildir." dünyanın dörtte üçü sudur. üreticilerin biyokütlesi tüketicilerden kat kat fazladır. siz insanların tarım ve hayvancılık yapmasına engel olmazsanız, siz insanları topraksızlaştırmazsanız, siz toprağı ve suyu kirletmezseniz insanlar aç kalmaz.

beşincisi bu zihniyet kendilerinin seçilmiş olduğuna inanır. "rab üzerinde olan bütün kavimlerden üstün olarak kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti." "rabb'in sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin, gözün onlara acımayacak" bütün insanlar yaratılış gereği eşittir. bizim inancımızda bir ırkın diğerine üstünlüğü yoktur. bütün ermeniler, rumlar, ruslar, ingilizler, fransızlar peygamber torunudur. bir insanın ırkına, rengine diline bakıp tavır alınmaz. biz kişinin israiloğullarından ya da anglosakson ırkından oluşuna değil ırkçı emperyalist zihniyette tavır alıyoruz.

altıncısı bu zihniyet nil ve fırat arasındaki toprağı sadece bir kavmin hakkı olarak görür. "ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak, sınırınız çölden ve lübnan'dan ırmaktan, fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır." yeryüzü allah'ın insanlara emanetidir, mülk allah'ındır.

yedincisi bu zihniyet tanrıinsanlar ile ilintilidir. üzeyir, isa. biz tanrısal güçleri olan bir tek insandan bahsetmeyiz.

sekizincizi bu zihniyet tanrılar ya da tanrı ile savaş halindedir. biz insanın kendisiyle, insanlarla, doğayla, evrenle ve alemlerin rabbi ile barışık olması gerektiğine inanırız.

dünyadaki açlık, yoksulluk, yoksunluk, çatışma, terör ve savaşların ardında anglosakson-juda zihniyetinin temellendirdiği yönetim anlayışı vardır. bu problemlerin çözümü için nimet ve külfet paylaşımında denge gözeten, hakkı üstün tutan, adil bir düzeni esas alan yeni bir anlayışın inşa edilmesi gerekmektedir. bizim bütün çabamız bunun içindir.

mevcut dünya düzeninde hükümetler, yönetim şekli, yöneticilerin sivil ya da asker oluşu iç politikanın kısır kavgalarına dair malzeme oluşturur, ancak mevcut sistemin asıl işleticisi tröstler(devasa şirketler)dir. hükümetlerin, özellikle de abd, ingiltere ve fransa hükümetlerinin ve meclislerinin görevi yasal düzenlemeleri ve yürütmeyi tröstlerin istediği şekilde dizayn etmektir. fiyatlar, ücretler, kadrolar ve kanunlar tröstlerin talepleri doğrultusunda şekillenir.

enerji kaynakları, enerji nakil yolları, okyanus ticareti, nükleer teknoloji, kitle imha silahları, uzay teknolojisi, bankacılık ve finans sistemi, medya ve iletişim sektörü, tatlı su kaynakları, tohum ve gıda sektörü tröstlerin kontrolündedir. hükümetler bu mekanizmanın sorunsuz işlemesi için gayret ettikleri ve bu istikamette başarılı oldukları müddetçe işbaşında kalırlar.

bu sömürü düzeninin işlemesi için sömürülen kitlelerin düzenin işleticiletine karşı organize olmasına fırsat verilmez. bunun da yolu sömürülen kitlelerin kamplaştırılmasıdır. sağcı-solcu, asker-sivil, geneleçi-yenilikçi, muhafazakar- reformist gibi parçalanmışlıklar bu mekanizmaya hizmet eder. aynı şekilde islam coğrafyasını etkisi altına alan sünni-şii, alevi-sünni, mezhepli-mezhepsiz tartışmaları da bu sömürü düzeninin işleyişi karşısında bir anlam ifade etmez. ırkçı yaklaşım ve politikalarla küresel sömürü sistemi durdurulamaz.

küresel sömürü sisteminin işleyişine engel olmanın en etkili yolu enerji kaynaklarını, enerji nakil yollarını ve okyanus ticareti tröstlerin tekelci mekanizmasının dışına çıkarmaktır. işte tam bu noktada jeopolitik devreye girmektedir. üç ülke, türkiye, iran ve mısır birlikte hareket ederse mevcut dünya düzeninin çarkları durmak zorunda kalır. bu ülkeler arasındaki ikili kombinasyonlar bile dengeleri değiştirmek için yeterlidir.

türkiye, iran, mısır birlikteliğinde ya da iran-mısır, türkiye-mısır, iran-türkiye birlikteliklerinde iki okyanus, üç kıta, sekiz deniz arasında geçişin kontrolü islam coğrafyası lehine değişir.

enerji kaynakları ve enerji nakil yollarının kontrolü bölge ülkelerinin eline geçer.

240 ya da 160 milyonluk bir nüfus artı en az 1 milyarlık bir nüfus potansiyelini yanına çeker.

petrol, doğal gaz, madenler emperyalizmin bir silahı olmaktan çıkar.

bu ülkelerin tarihi birikimi yeni bir dünyanın kurulma sürecini hızlandırır.

bu ülkelerin kültürel birikimi müslüman-gayrimüslim unsurların birlikte yaşama kabiliyetini artırır.

farklı inanç ve farklı mezheplerin birlikte yaşayabilmesi dünya barışını hızlandırır.

tatlı su tüm insanların hayrına kullanılır, kapitalizmin bir silahı olmaz.

bu ülkelerin sahip olduğu iklim çeşitliliği tarım ve hayvancılık potansiyelini arttırır.

bu ülkelerin genç nüfus yapısı çalışma hayatına ve üretime dinamizm getirir.

çok dilli, çok alfabeli yapı hep ticarî kabiliyeti hem de kültürel birikimi hızla artırır.

orman zenginliği, ekolojik çeşitlilik korunur ve gelişir, doğayla barışık şehirleşme, taş ve ahşaba dönüş gerçekleşir.

alternatif enerji programları için fırsat oluşur.

caydırıcı enerji programları ve savunma çalışmaları ambargolardan etkilenmeden yürütülür.

terör ve çatışma ortamına son bulur, temel hak ve hürriyetler doğal bir kazanım olur.

ırkçılık ve mezhepçilikten uzak dönüşümlü temsil yoluyla birçok problem çözülür.

bölge ülkeleri ve latin amerika ile ittifaklara müsait bir yapı oluşur.

D-8'i, D-60 ve D-160'a dönüştürebilme potansiyeli harekete geçer.

bu projeyi hayal olarak görenlerin emperyalizmin boyunduruğunda yaşamaları kaçınılmazdır.

28 Mar 2016 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.