''Merak ediyorum; kaç öğretmen tatilde öğrencilerine hasta, mezarlık ziyareti ve zor hayatlara tanıklık etme ödevi verdi?''

Yeni Şafak köşe yazarı Fatma Barbarosoğlu, "Hepimiz İçin Tatil Ödevi: Çocuklara Sorumluluk Bilinci Kazandırmak" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İslâmî Analiz/Haber Merkezi

Yeni Şafak köşe yazarı Fatma Barbarosoğlu, "Hepimiz İçin Tatil Ödevi: Çocuklara Sorumluluk Bilinci Kazandırmak" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Barbarosoğlu'nun bahsi geçen yazısı şu şekilde:

“Karne tatili” gelince karnelerin dağıtıldığı günden, okula dönüleceği güne kadar “uzmanlar”, eğitimciler, velilere tavsiyelerde bulunur.

Yaşadıkları zamanın ruhunu kavrayamamış uzmanlar, otuz yıl öncesinin önerilerini tekrarlamakta bir beis görmüyor. Mesela bir tanesi diyor ki, çocuklarınızla evde tıkılıp kalmayın, onları sinemaya, tiyatroya götürün.

Bu şu demek çocuklarınızla evde tıkılıp kalmayın bir AVM’de cep delik cepken delik halinize aldırmadan havasız bir sinema salonuna tıkılın.

Mikrofon uzatılınca dayanamayıp kendinden geçen uzmanlar kent demokrasisinde estetik bilincin eksikliğinden kaynaklanan sorunlardan pek bahsetmiyor. Çünkü şikayetlerini talep kültürü olarak ortaya koyma bilinci bizde pek yok.

Estetik bilinç eksikliğinden kast ettiğim şu:

İnsanlar ekonomik durumları ne olursa olsun çocuklarının aktivite zamanında toplumsal bir aradalığı yaşama imkanına kavuşturulmalı.

Sonu –meli,-malı diye biten cümlelerin sorunların çözümüne pek de bir katkı sağlamayacağının farkındayım elbet. Sorunların çözümü için her birimizin aidiyet zincirini özne bilinci ile desteklememiz gerekiyor. Özne, kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun farkında olarak talep kültürü inşa eden kişidir.

Önümüzde belediye seçimleri var. “Çocuk dostu belediyecilik” anlayışı için ne yapılıyor mesela? Bizlerin yapılacak ve yapılmayacaklar konusunda fikirlerimizi ifade etme performansımız nasıl? Öyle ya her birimizin bir ya da birkaç sosyal medya aidiyeti var. Yapılması gerekenler noktasında sorumluluğumuzu sosyal medya mecralarında ne kadar dile getiriyoruz?

Her ilçenin sınırları içinde çocukların bedensel aktivite gösterebilecekleri, bir mesleğin zorluklarını deneyimleyecekleri mekanlar olsa mesela. Ne gibi? Birkaç yıl önce ziyaret ettiğim Şikago’daki çocuk müzesinin uygulamasından çok etkilenmiştim. Müze haftada bir gün bedava. Yarım saat kuyrukta bekledikten sonra değil yarım saat bir saat kuyrukta beklenebilecek bir renkli dünya var müzenin içinde.

Çocuklar müzenin farklı bölümlerinde atölyede bir zanaatkâr gibi çalışabiliyor, ya da bir mesleği “deneyimleyebiliyor.” Meslek deneyimleme kısmında benim için en çarpıcı olan kısım ormancılık idi. Ormancılık deneyimi için girişte yağmurluğunuz ve çizmeleriniz sizi bekliyor.

Otuz yıl önce ebeveynlere çocuklarınızı sinemaya, tiyatroya götürün demek bir yol göstericilik olabilirdi. Yanlış anlaşılmasın bendeniz çocukların elbette sinema ve tiyatroya götürülmesini isterim. Ancak ekrana bağlı ve dahi bağımlı çocuklar için sinema ve tiyatronun sağaltıcı etkisinin giderek azaldığına dikkat çekmek istiyorum.

Ekran başında “zamanı değersiz bir şey” olarak tüketen çocuklar için evden çıkıp bir AVM’de sinema koltuğuna oturulması anlamlı değil.

Anlamlı olan çocukların kendilerinden zor durumda olan hayatları idrak etmelerini sağlayacak programlar. Mesela çocuklara çocuk işçi olmanın güçlüğü üzerine bir deneyim imkanı sunulmalı. Hayatımın en etkileyici eğitimlerinden biri rahmetli büyükbabamın bizi atölyeye götürdüğü günlerdi. Kimselerin olmadığı o geniş boş mekan başlangıçta bana ve arkadaşlarıma eğlenceli gelirdi ama bitirmemiz gereken iş, iş olarak önümüze konunca bizim hayatımızın ne kadar kolay başka hayatların ne kadar zor olduğunu çocuk aklımızla bir şekilde kavrardık.

Bizim çocukluğumuzda çocuklar ailenin yardımcısı idi. Kış günü odun ve kömürün tenekelere doldurulup kömürlükten eve getirilmesi, henüz evlerde elektrik süpürgesinin yaygın olmadığı dönemlerde, süpürge ile süpürülen evin ardından sabunlu su ile silinmesi ve on yaşından itibaren kız çocuklarının kahvaltı bulaşıklarından başlayarak bulaşıktan mesul olması... Erkek çocukları sonbaharda odun ve kömürün kömürlüğe yerleştirilmesi, kışın kömürlükten eve getirilmesi, semt pazarından sebze ve meyve alışverişinde annenin aldıklarının taşıyıcısı olurlardı 12 yaşından itibaren. Ki o zamanlar sadece haftada bir defa pazar kurulurdu, manav pahalı olduğu için bir evin bütün sebze ve meyve alışverişinin pazardan karşılanması neredeyse mecburi idi.

Yaz tatillerinde ilk okuldan itibaren kızlar çeyiz işleme yükümlülüğü altında nakış ve dantel işine gark olurken; erkek çocukları on beş gün dahi olsa ille birinin yanına çırak verilirdi. Hali vakti yerinde olanlar ustaya gizliden para vererek oğlunu emanet ederdi. Bu anlattıklarım orta sınıf, alt orta sınıf ailelerin hikayesi daha ziyade.

Zanaat eğitimi sadece ailelerin kendi gayretleri ile değil, MEB tarafından da okul müfredatı olarak desteklenen bir durumdu. Orta birinci sınıftan itibaren ciddi bir el işi, ev ekonomisi dersi vardı bizim zamanımızda. İşinin ehli olan hocalara düşerseniz adeta terzi çırağı gibi eğitim almanız söz konusu olurdu. Düğme dikmek, ilik açmak, fermuar dikmek, örgü örmek, bohça kenarı yapmak gibi işler altıncı sınıfta (orta 1) öğretilirdi.

Kızlar ve erkekler el işi dersinde ayrı sınıflara alınır, erkek çocuklarına kıl testeresi ile ahşap oymacılık, elektrik devresi düzeneği hazırlamak, kendi elleriyle inşa ettikleri minik tezgahta halı dokumaya kadar pek çok zanaat öğretilirdi.

Çoğu zaman okulda başlanan işi, evde anneler ve babalar tamamlardı ama iki ders boyunca o işi yapabildiğinizi öğretmeninize ispat etmek zorundaydınız. Elinizdeki işi yapamadığınızda iki saat bir türlü bitmezdi. Öğrenmekten başka çareniz yoktu, öğrendiğiniz zaman dünyanın en güzel zamanı olurdu o iki ders.

Velhasıl çocuğunuza verebileceğiniz en kıymetli hediye, onu yarınlar için sebat sahibi, empati sahibi, kendisinden zor durumda olanlara şefkat ve merhamet ile yaklaşan bir kalp sahibi olması için göstereceğiniz dikkat ve eğitimdir.

Eğitim deyince kitabi ya da diplomalı, sertifikalı eğitimden bahsetmiyorum. Hayatın içinde bizzat yaşanan, tecrübe edilen eğitimden bahsediyorum.

Merak ediyorum, kaç öğretmen tatilde öğrencilerine hasta ziyareti, mezarlık ziyareti, kendinden zor durumda olanların hayatına tanıklık edebileceği sorumluluk ödevi verdi. Mesela hasta çocukları ziyaret, görme engelliler için kitap okuma vb. gibi...

23 Oca 2019 - 01:00 - Eğitim


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.