Ankara İlahiyat facianın yıl dönümünde Soma’yı unutmadı: “İslam zenginlerin, tuzu kuruların dini değildir” (Özel Haber)

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde çalışmalarını yürüten Düşüncü Eylem Öğrenci Topluluğu, Soma maden faciasının birinci yılını doldurduğu 13 Mayıs’ta, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun katılımıyla ‘Soma Bağlamında Emeğin Teolojisi’ başlıklı bir konferans gerçekleştirdi.

Haber albümü için resme tıklayın

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde çalışmalarını yürüten Düşüncü Eylem Öğrenci Topluluğu, Soma maden faciasının birinci yılını doldurduğu 13 Mayıs’ta, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun katılımıyla ‘Soma Bağlamında Emeğin Teolojisi’ başlıklı bir konferans gerçekleştirdi.

Yaşanan olayın ardından sıkça gündeme gelen ‘bu işin fıtratında bu var’, ‘kaderdir’, ‘bu işte çalışmayı kabul edenler ölümü göze almak zorundadır’ söylemleri üzerine olayın teolojik boyutunun ele alındığı konferansa, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu emek ve emekçi meselesine en çok vurgu yapan kesim liberaller mi, sosyalistler mi yoksa İslamcılar mı sorusuyla başlayarak; bu işe en başından beri en çok önem verenlerin her zaman sosyalistler olduğunu ifade etti.

“İşçi ve emek meselesine İslami hareketler, sosyalistler kadar önem vermedi”

Kırbaşoğlu, “Gündeme bakıldığı zaman; emek, işçi ve fakire en fazla önem verenler sosyalistler, ondan sonra biraz İslamcılar ve liberallerdir. Ama gerek İslamcıların gerek liberallerin gündeminde işçi, işçi hakları, fakirler neredeyse listenin son sırasındadır. Bu gruba göre işçiler ve fakirler, kendilerine sadaka verilmesi gereken ve sadaka vererek bizim cennette yüce makamları garantileyeceğimiz birer araç olacaklar.” diyerek, Türkiye’de ve diğer İslam ülkelerinde bu meseleye sosyalistler kadar önem veren tek bir İslami hareketin bulunmasının neredeyse imkânsız olduğunu belirtti.

“Köle sınıfını oluşturan insanlar çektikleri acılardan dolayı ayaklanarak yönetimi alaşağı etmiştir”

Kur’an’da, köleliğin stoklarını eritmek amacıyla son darbe vurulmasına rağmen, sonraki çağlarda Müslümanlar da dâhil birçok insanın köleleştirilmesiyle İslam’ın bu konudaki öğretisine taban tabana zıt bir çizgi izlendiğinin altını çizen Kırbaşoğlu, Zenci İsyanı’na dikkat çekerek “H. 2.-3. yy.da köle sınıfını oluşturan bu insanlar çektikleri acılardan, sıkıntılardan bıkarak ayaklanmış, devrim yapmış ve yönetimi alaşağı etmiştir” dedi.

‘Bazı İslami gruplar ezilen sınıfların durumunu düzeltmek yerine sistemi ele geçirerek zenginin daha zengin olmasını hedef edindi”

Çağdaş dönemlerde de İslam dünyasının bu konudaki durumunun pek iç açıcı olmadığını ifade eden Kırbaşoğlu, özellikle Milli Görüş, İhvan-ı Müslimîn ve Selefi gruplar gibi İslami ilkelerle siyaset yapma çabasında olanların programlarına bakıldığı zaman; işçi, emek veren yani ezilen sınıfların davalarının hemen hemen listelerin son sırasında yer aldığının veya onların böyle bir derdinin olmadığının görüleceğini belirtti.

“Sistemi, devleti ele geçirmek, ondan sonra zenginleşmek ve daha sonra bu sistemi bu değerlerin doğrultusunda değiştirmek dönüştürmek gibi bir hedefe odaklanan bu grupların amacı; ezilen sınıfların, gariban insanların durumunu düzeltmek mi yoksa durumu zaten iyi olanların durumlarının daha da iyi hale getirilmesi mi? Bunu sorgulamak bu grupların aklına gelmemektedir.”

“İslamcı sendikalar sözcüsü oldukları kitlelerin haklarını savunmayarak, sendikacılığı milletvekili olma yolunda kullandılar”

İslamcılığın, sendikalaşmadaki başarısızlığına da dikkat çeken Kırbaşoğlu, İslam’a dayanılarak, herkesin hakkını alabileceği ve böylece işçi haklarına ya da sendikaya gerek kalmayacağı söylense de Pakistan, Sudan, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye gibi İslam ülkelerine bakıldığı zaman, ezilen sınıfların hak ve hukuklarının teminat altına alındığı bir sistemin inşa edildiğinin ve özellikle sendikaların güçlü olduğunun söylenemeyeceğine vurgu yaptı.

“Özellikle bizim dindarların sendikacılık yaparken devlet ve iktidar konusunda çok mahcup, utangaç olduklarını ve sözcüsü oldukları kitlelerin haklarını savunamadıklarını, daha da kötüsü bu sendikacılığı daha sonra milletvekili vs. olmak için araç olarak kullandıklarını hepimiz yaşayarak gördük. Dolayısıyla Türkiye’de aslında İslami kesimin bir sendikacılık yaptığını söylemek mümkün değil.”

“İslam zenginlerin, tuzu kuruların dini değildir”

Çağdaş dönemde İslam dünyasında bir emek teolojisi mümkün mü?” diye soran Hayri Kırbaşoğlu; bugün yaşadığımız hayatın önemli parçalarından bir tanesinin de çalışma hayatı, üretim, işçi sınıfı, emek sömürü gibi temel kavramlar olduğunu vurgulayarak, “Bu konuda emeğin teolojisi, yapılmak istenmesinden öte bir zorunluluk haline gelmektedir” dedi.

“Yeryüzünde İslami anlamda gerçek bir varoluşun mümkün olabilmesi, böyle bir Müslümanlıktan bahsedilebilmesi için bu konunun ele alınması şarttır. Çünkü İslam; sadece zengin sınıfların, tuzu kuruların dini değil, zenginiyle fakiriyle bütün Müslümanların ortak projesinin adıdır.”

“Kader adı altında işlenen cinayetler mazur ve meşru gösterilmeye çalışılmaktadır”

Kırbaşoğlu, “Emeğin teolojisinin inşa edilebilmesi için, İslam hukukçularının Kur’an ve sünnetteki bütün hükümleri gerçekleştirmeyi amaçladığı ve beş hedef olarak belirledikleri; canın, malın, aklın, neslin ve dinin korunması olarak özetlenen gruplardan özellikle malın korunması, işçi sınıflarının geleceğini teminat altına almak bakımından son derece önemlidir, çünkü görüldüğü gibi birçok insan sebepsiz yere ölmekte ve kader adı altında işlenen bu cinayetler mazur ve meşru gösterilmeye çalışılmaktadır” ifadelerini kullanarak kader meselesinin artık bir istismar aracı olmaktan çıkarılması gerektiğini vurguladı.

“Türkiye’de ve diğer İslam ülkelerinde giderek güçlenen kapitalist süreçler ve bu kapitalist süreçleri içselleştiren İslami kesim gerek iktidar gerek sermaye çevreleri, tamamen kapitalist bir yaklaşımla ekonomiye ve üretime baktıklarından maliyetleri düşürebilmek için tıpkı diğer kapitalist ülkelerde olduğu gibi bütün faturayı işçi sınıfına çıkarmaya özen göstermektedirler.”

Emeğin bizatihi değer oluşunun altını çizen Kırbaşoğlu, hem dünyevi hem uhrevi anlamda Kur’an’ın çalışmaya pozitif bir değer yüklediğini belirtmesinin ardından işçi, emekçi ve ezilen sınıfların durumlarının dikkate alınması, bu alanlarda küresel çapta söz söyleyebilecek gençlerin farklı çalışmalar yürütmesi davetinde bulunarak konuşmasına son verdi.

Konferans soru-cevap kısmıyla sona erdi.

Bu yıl bir konferansla ve AÜ İlahiyat Fakültesi hoca ve öğrencilerinin görüşlerinin yer aldığı bir fanzin hazırlayarak Soma maden faciasını gündeme alan Ankara İlahiyat, olayın yaşandığı ilk günlerde de bir basın açıklaması gerçekleştirerek yaşananların kader değil kapitalizmin bir sonucu olduğunu deklare etmişti.

Haber: Sacide URAS

15 May 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.