Alptekin Dursunoğlu Sakarya’da konuştu: Mısır ve Tunus 2011 öncesine döndü, Libya ise 2011 öncesinden çok daha kötü bir hale geldi

Sakarya’da faaliyet gösteren Diriliş Saati Dergisi ve Erdemli Toplum Derneği’nin çatı kuruluşu olan İkra İlim ve Kültür Merkezi’nin iki haftada bir düzenlediği konferanslar serisinin bu haftaki konuğu Gazeteci-Yazar Alptekin Dursunoğlu idi.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Sakarya’da faaliyet gösteren Diriliş Saati Dergisi ve Erdemli Toplum Derneği’nin çatı kuruluşu olan İkra İlim ve Kültür Merkezi’nin iki haftada bir düzenlediği konferanslar serisinin bu haftaki konuğu Gazeteci-Yazar Alptekin Dursunoğlu idi.

Ortadoğu’daki Son Gelişmeler” başlığını taşıyan konferansında Dursunoğlu, Ortadoğu’daki sıcak gündemi ele alırken öncelikle kısa bir tarihsel arka plan vermenin faydalı olacağına işaret ederek, “Ortadoğu ile ilgili 3 sembolik tarihsel dönemi” şu şekilde sıraladı:

1)Sykes-Picot Anlaşması: Bu anlaşma modern Ortadoğu’nun siyasi haritasının şekillendiği dönemdir. İngiltere ve Fransa bu anlaşmayla bölgenin haritasını belirlemiştir.

2)Camp DavidSözleşmesi: 1978’de Enver Sedat ile dönemin İsrail Başbakanı arasında imzalanan anlaşma. Bu tarihte Mısır İsrail’i resmen tanımıştır. Bu anlaşma Mısır’ın İsrail önünde diz çökmesi anlamını taşıyor. Camp David’e kadar Arap dünyasının Filistin meselesine bakışı Direniş Ekseni’nin bakış açısıydı. Yani İsrail gayri meşrudur ve denizden nehre işgal altındaki topraklar Filistin topraklarıdır. Camp David anlaşmasıyla bu anlayış kırıldı. Bu anlaşmayla İsrail’e yönelik olan Arap siyasi aklı yeniden şekillenmiş oldu. Bu anlaşma yeni bir bölgesel statüko ortamı oluşturdu.

3) Arap Baharı: Sykes-Picot ve Camp David’in kurduğu düzenin değiştirilmesi için ortaya çıkarılan bir dönem olduğu iddia edilen süreç.

“Arap Baharı denilen süreç her kesimin çok büyük bir umutla ve iyimserlikle yaklaştığı bir süreçti. Çünkü bu sürecin görüntüsü 30-40 yıllık diktatörlüklerin halkların uyanışı sayesinde devrilmesiydi” diyen Dursunoğlu, dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Arap Baharı sürecini Sykes-Picot ve Camp David ile açılan 100 yıllık parantezin kapatılması olarak nitelendirdiğini hatırlattı.

Alptekin Dursunoğlu’nun konuşmasında öne çıkan noktalar özetle şöyle:

Arap Baharı adı verilen bu yeni düzenle kurulacak sistemin, daha önceki ilk dönemde olduğu gibi emperyalistlerin iradesiyle değil, bölge halklarının kendi iradesiyle olacağı varsayıldı.

Evet, bu beklentiler başarılı olabilmesi için sağcısından solcusuna bütün kesimler destek verdi. Ancak ortada şöyle bir gerçeklik vardı. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için sahadaki varlığınızın olması şarttı.

Devrim, yıkmak anlamındaysa, Arap Baharı’nda sokağa inen yığınlar görevini yaptı. Ancak yıkıldıktan sonraki süreçte, kurulacak sistemi kim yapacaktı? Burada siyasi bir fikre, kadroya, hedefe ihtiyaç vardı. Bölgede yaşanan Arap Baharı’na liderlik edenler devrimciler olmadı. Bu, tümünü kapsamıyor. Yeni süreçleri belirlemek için sahada olan devrimciler, düşünsel bir arka planla sahada olmadı. Bu gruplar sadece iktidar değişikliğini talep etti. Yani Zeynelabidin bin Ali’nin Tunus’tan gitmesi, Mübarek’in Mısır’dan gitmesi devrim olarak adlandırıldı. Nitekim Tunus’ta siyasi bürokrasi, Mısır’da askeri bürokrasi yeni siyasi süreçleri belirledi. Devrimciler her iki tarafın hazırladığı siyasi programa ortak edildi.

Libya ve Bahreyn’de ise farklı süreçler yaşandı. Bahreyn’deki talepler Suud’un ve Körfez ülkelerinin müdahalesiyle bastırıldı. Libya’da ise devrim şartları olmamasına rağmen tamamen dış müdahaleyle devrim gerçekleştirildi. Suriye’de ise Libya modeli üzerinden bir devrim gerçekleştirilmeye çalışıldı. Ama süreç çok farklı gelişti.

2014 bittiğinde Mısır ve Tunus 2011 öncesine döndü, Libya ise 2014 sonunda 2011 öncesinden çok daha kötü bir hale geldi.

Suriye’de oluşturulmak istenen Libya modelinin ilk ayağı Suriye Ulusal Konseyi kurularak oluşturuldu.

İkinci ayak ise Suriye’de kurtarılmış bölge oluşturmaktı. Arap Birliği barış girişimi Suriye’ye Yemen modelini götürdü. Yemen’de olaylar başladığında Suud devreye girerek Ali Abdullah Salih’i yetkilerini Abdullah bin Mansur Hadi’ye bırakmaya ikna etmişti. Böylece devrim oldu. Arap Birliği Esed’e bu teklifle gitti. Yetkilerini yardımcına bırak ve devrim gerçekleşmiş olsun dedi. Bu olmazsa Libya modeli hayata geçirilecekti.

Esed, Yemen modelini kabul etmeyince Libya modeli uygulamaya konuldu. Bunun için Güvenlik Konseyi’ne gidildi. Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve Çin, Libya modelini veto edince Bush’un Irak’ta yaptığı gibi uluslararası bir koalisyon oluşturuldu. Suriye’nin Dostları dediğimiz grup budur.

Suriye’deki mesele başından beri rejim ve demokratikleşme falan değildi. Suriye’de başından beri vekâlet savaşı vardı.

2014 sonuna geldiğimizde Mısır’da Mübarek yönetim tarzı Abdülfettah es-Sisi ile güncellenerek üretildi. Tunus’ta Nida Tunus Partisi ile Zeynel Abidin bin Ali tarzı, halk desteğiyle güncellendi. Libya çok vahim bir hal aldı. Suriye’de vekâlet savaşı kontrolden çıktı ve bu kontrolden çıkış bölgeyi doğrudan etkiliyor.

Yemen’deki devrim çok farklılaştı.  Yemen’de aylarca bir dizi ulusal diyalog konferansları düzenlendi. Bu konferanslar sonucunda Ulusal uzlaşma ve katılım belgesi adlı bir metin ortaya çıktı.

Husilerin oluşturduğu Ensarullah hareketi, Cumhurbaşkanını ve yönetimi yolsuzluklarla ve uzlaşma belgesini sabote etmekle suçluyordu.

Öte yandan Hizbullah’ın Suriye’de savaşmasından ve müttefiklerinin de farklı hususlarda meşgul olmasından dolayı, Hizbullah’ın İsrail’in olası bir saldırısına cevap vermeyeceği zannedildi. Bunun test aşaması Kuneytra oldu. İsrail Hizbullah konvoyunu vurarak Hizbullah’ı test etti. Beklenti Hizbullah’ın bunu İsrail’in yaptığını söylememesiydi. Ama böyle olmadı. Hizbullah ilk dakikalarda saldırının İsrail tarafından yapıldığını açıkladı. Bu saldırının cevapsız kalmayacağı anlamını taşıyordu. İsrail şimdiye kadar hep savaşı istediği zaman başlatan ve istediği zaman bitiren taraftı. Ancak son hadise çok farklıydı. İsrail Kuneytra’da vurdu, Hizbullah Şeba’da karşılık verdi. İsrail bu kez ilk defa Hizbullah’ı vurmayacağını söyledi. Bu Hizbullah’ın Şeba’dan sonra yeni bir saldırı olmayacağını açıkladıktan sonra geldi. Yani İsrail’in caydırıcılığı son buldu.

07 Şub 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.